TARAKLI AJANS �nternet Gazetesi - Tarakl� Haberleri - G�ncel - Politika - Siyaset - Spor - Ekonomi - Ya�am - E�itim - K�lt�r - Sa�l�k - Forum - Blog

Dıngılım

Mustafa Özbilge

Hattat Saim Özel Terekesinin Terki (8)

 
A
A
A
A
A
A
A
Hattat Saim Özel Terekesinin Terki (8)

Tilâvette üstad, hatta pîr idi,
Bir'den gelip Bir'e giden Bir idi
Bir mübârek günde Hakka yürüdü
Saim Özel Hoca geçti dünyadan
İbrahim Açılan


Bir gün evvel, Taraklı'ya vefa ile ömrünü tamamlamış Yunuspaşa Camii İmamı Ali Saraç Hoca'yı uğurlamıştık. Şimdi ise neşeli komşumuz Ulvi Amcanın cenazesini, cuma namazına müteakip Yunuspaşa Camii'nden kaldırdık. Yusufbey Mahallesi'ndeki Taraklı Mezarlığına yürüyerek gitmek üzere yola çıktım. Kulağı ters taraftan gösterircesine kolay ve kısa yol varken caminin arkasından dolanmayı tercih ettim.

Çakırlar Konağı'nın önünden dolanarak Hattat Saim Özel'in konağının yanından geçiyordum ki konağın çevresine yayılmış bir çöp yığınıyla karşılaştım. Hattat Saim Özel de eşi Saime Hanım da vefat etmişlerdi. Çocukları olmadığı için Saim Hoca büyük konağını hemen bitişiğinde olan Yunuspaşa Camii'ne vakfetmişti.

Etrafa saçılmış kolilerin, siyah çöp poşetlerinin yanına bırakılmış, kahverengi deriden şeritleri olan krem renkli bir valiz dikkatimi çekti. Açma yerinin kenarına yapıştırılmış etiketin üzerinde Saim Özel yazıyordu. Valizin ön yüzüne yapıştırılmış küçük bir etiket daha vardı ki onda da Arapça tevki' (kayıtlı) yazıyordu. Daha fazla eğlenirsem mezarlığa geç kalacaktım. Dönüşte tekrar buraya uğramak niyetiyle yoluma devam ettim.

Mezarlık dönüşü valiz aklımdan tamamen çıkmıştı. Rüştiye Mektebi'nin yanından geçerken bir anda hatırladım. Hemen Hamamönü'nden tekrar Hattat Saim'in konağına çıkan yokuşa vurdum kendimi. Valiz bıraktığım yerde duruyordu, metal mandallarına karşılıklı basarak şık şık açtım. İçerisinde rengârenk kumaşlardan yapılmış elbise kemerleri vardı. Bunlar sanırım Hoca'nın eşi Hacı Saime Hanım'ındı.

Ben valizi incelerken belediyenin çöp traktörü de işçilerle aşağıda beliriverdi. Dar sokağa araçla çıkılamayacağı için traktörü aşağıya bırakmışlardı. Niyetim çöpe gidecek valizi kurtarıp oradan ayrılmaktı, ama bir an siyah çöp poşetlerine de bakmam gerektiğini hissettim.

Birçok insan, rızkını çöplerden çıkarırken kimileri de kendine ait bir eşyası düşse yine eğilip onu alma tenezzülünü göstermez. Bu kimseler, yere düşen şeyin kendine ait olmasına rağmen, acaba başkalarının kendisini o hâl üzere görüp yanlış anlayacaklarını mı düşünür, yoksa genel itibarla ben eğilip yerden bir şey almam, yer pistir, aşağıdır mı der, bilemiyorum. Fakat son zamanlarda dikkat ettiğim bir şey daha var ki damadın tarafı, gelin arabadan indiğinde etrafa şeker, bozuk para ve buğday saçtığında artık çocuklar dâhil kimse yere düşenleri toplamıyor, kapışmıyor. Şekerler, temiz ayakkabıların altında bir bir çiğneniyor?

Sahhaflıktan ve bitpazarı alışkanlığından olacak ki yerden almaktan da çöp karıştırmaktan da hiç gocunmadım. Bunu izzet meselesi kılmak bir yana, sevap olarak telakki ettim. Çünkü modern insanın ihtiyaç fazlasını tekrar tekrar satın alarak geri kalan ihtiyaç fazlasını da çöpe attığını şehirlerde yakından gözlemleme imkânım oldu. Çocukluğumda babamın da somun, cıvata, pul gibi düşürülmüş, atılmış metalleri yerlerden toplayıp cebine koyduğunu yeri ve zamanı geldiğinde o parçalarla âtıl olanı çalışır vaziyete getirdiğini birçok kez müşahede ettim. Bendeki medeni(!) cesaret belki de buradan geliyor.

Hattat Saim Özel'in valizini yere serdim, yâ nasip diyerek çöp poşetlerini karıştırmaya başladım. Tomar tomar kâğıtlara rast geldim. Bunlardan bir kısmı Hattat Saim'in şahsi mektuplarıydı. Bir kısmı Eskimez yazıyla bir kısmı Lâtin harfleriyle yazılmıştı. Mesela Babası Hafız Hüseyin'e yazdığı mektup, Eskimez yazıyla yazılmıştı. Hattat Saim Hoca'nın mezar taşı için Hattat İzzet'in yazdığı hattın fotokopileri de üç nüsha olarak vardı. Yine Saim Hoca'nın telefon defterleri ki içlerinde kartvizitlere yazılmış tebrik yazıları, benim kitaplardan okuyup öğrendiğim şahsiyetlerin telefon numaraları mevcuttu.

Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. Sevinmekle üzülmek arasında kararsız bir hâl içerisinde bocalıyordum. Hocanın orijinal hattıyla bir kâğıt parçasına iliştirdiği Secde sûresinin ilk ayetlerinin çöpe gitmesine engel olmuştum, hocanın terekesinden benim payıma böyle değerli bir miras düşmüştü. Ama diğer taraftan böyle mi olmalıydı? Bunları çöpten mi toplamalıydık? Cennet mi Cehennem mi? Araf mı berzah mı?

Mavi camlı bir gaz lambası, taş bir tesbih, Kudüs'ün yüz yıl önce resmedilmiş bir posteri, Hocayla alakalı gazetelerde çıkmış haberler, İbrahim Açılan'ın "Bir Saim Hoca" şiiri, hocanın sürücü ehliyeti, ebru parçaları, fotoğraflar, muhtelif belediyelerin Saim Hoca'nın açtığı sergiler dolayısıyla verdiği çerçeveli teşekkür belgeleri, hocanın yakın gözlüğü, eski demir ütü, evrak-ı metrûke ve saire...

Aklıma Ahmet Haşim'in Frankfurt Seyahatnâmesi geldi.Haşim, 1932 yılındaki Frankfurt seyahati sırasında büyük Alman şair ve yazar Goethe’nin evini ziyaret eder. Goethe’nin evi, şairin hatırasını yaşatabilmek adına müzeye çevrilmiştir. Ahmet Haşim, bu müzede kendisinden başka kimsenin olmayacağını düşünür. Müzeye girdiğinde ise, böyle düşünmekle hata ettiğini hemen fark eder ve bu büyük şairin evinin, ölümünden yüz yıl sonra bile, sanki daha yeni ölmüş gibi muhafaza edildiğini ve yine onlarca ziyaretçiyle dolu olduğunu görür.

"Kafileye kılavuzluk eden memur, üstü baştanbaşa mürekkep lekeleriyle kaplı eski bir yazı masası önüne gelip de, Goethe Faust’u bu masa üzerinde yazdı. Bu lekeler Faust’un lekeleridir! dediği zaman, kalabalığın son hadde varan merakı ve heyecanı, ışık halinde gözlerden taştı.”

Bu cümleyi şöyle kurabilecek miyiz?

Hattat Saim Özel şu sülüs Fatiha'yı, şu nesih besmeleyi, şu talik beyti, şu rika kelâm-ı kibarı; bu masada, şu mürekkeple, şu kalemle yazdı. Örtüdeki lekeler onun hüsn-i hattından dökülen son damlalardır.

İşçiler, bu kadar çöpü(!) nasıl atacağız diye oflayıp puflayarak nihayet yanıma geldiler. Bir yandan çöp poşetlerini traktöre taşırlarken diğer yandan benim Kur'ân yazılı kâğıtları topladığıma bakıp takvimlerde gördükleri âyet ve yazıları bana uzatıyorlardı. Konağın mutfak malzemelerinin atıldığı çuvala ancak dışından bakabildim. İçinde kim bilir neler vardı? Belki en yakın dostu İrfan Hafız'ın Göztepe'deki cenazesini anlatmamı istediğinde, odanın kederli ortamını güleç yüzüyle dağıtan Hacı Saime Hanım'ın kahve fincanları, yahut her daim soba üstünde fokurdayan ıhlamur demliği vardı. Bilemiyorum…

Fakat şunu biliyorum ki "Kur'ân'dan Türkçe'ye, Türkçeden Kur'ân'a Kelimeler" başlıklı yazılarımızın sekizincisi olacak bu yazının payına, Hattat Saim Özel’in terekesinden, anahtar kelime olarak “Terk” kavramı düştü.

Terk kelimesi, sözlükte bırakmak; bir yerden veya bir kimseden uzaklaşmak; boşama; Allah'tan başka her şeyi gönlünden çıkarma, vazgeçme gibi anlamlara gelmektedir.

Terk kelimesi Tevbe sûresi 16. âyette şöyle geçmekte:

"Em hasibtum en tutrekû ve lemmâ ya'lemillâhullezîne câhedû minkum ve lem yettehızû min dûnillâhi ve lâ resûlihî ve lâl mu'minîne velîceten, vallâhu habîrun bi mâ ta'melûne"

(Yoksa siz, Allâh içinizden cihâd eden ve Allah'tan, elçisinden ve mü'minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri bilmeden, bırakılacağınızı mı sandınız? Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır)

Yine En'am sûresi 94. âyette kelime şu şekilde bulunmaktadır:

"Ve lekad ci’timûnâ furâdâ kemâ halaknâkum evvele merratin ve teraktum mâ havvelnâkum verâe zuhûrikum..."

(Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız)

Terk kavramının tasavvufta dört derecesi vardır. Terk-i dünya: Bütün dünya nimetlerinden Allah için kalben vazgeçme. Terk-i ukbâ: Âhiret hayatının bütün nimetlerinden Allah için kalben vazgeçme. Terk-i hestî: Haktan başka her türlü varlıktan, hatta kendi beden varlığından bile kalben vazgeçerek Hak varlığında fânî olmak. Terk-i terk: Geçilmiş olan terk derecelerini de zihin ve kalbinden tamamen çıkarma.

Kelime, Fuzûlî'nin beyitlerinde şöyle geçmektedir.

Aşk zevkiyle hoşem terk-i nasihat kıl refik

Men ki tiryâkî-mizâcem zehr kâr etmez mana

(Aşk zevkinden memnunum. Ey arkadaşım bana nasihati terk et. Ben tiryâkî mizaçlıyım bana zehir tesir etmez.)

Edemem terk Fuzûlî ser-i kûyun yârun

Ne kadar zulm yeriyse mana hoşdur vatanım

(Ey Fuzûlî, yârin diyarını yani vahdet âlemini terk edemem. Çünkü orada her ne kadar mütemâdiyen bana zulmediyorsa da yine vatanım bana güzeldir.)

Terk kelimesinin Türkçedeki en sık kullanımına terk etmek şeklinde birleşik fiil olarak rastlarız. Bayburtlu Zihni'nin mısralarında kelime şöyle geçer:

Zihnî dehr elinden her zamân ağlar,

Sordum ki, bağ ağlar, bâğbân ağlar.

Sümbüller perişân, güller kan ağlar.

Şeydâ bülbül terk edeli bu bâğı

Kelime, Mehmet Âkif'in Safahat'ında ise şöyle geçer:

Hakîkî bahtiyâr ancak o âdemdir ki, dünyâdan

Giderken mâmelek nâmıyle terk eyler büyük bir nâm.

(Gerçek bahtiyar/mutluluğa erişen o kimsedir ki dünyayı terk ederken miras olarak büyük bir nâm/ad bırakır. Yani onun asıl sahip olduğu şeyler güzel bir nâmdır)

Terk eden, bırakan kimseye de târik denmektedir. Saffat sûresi 36. âyette kelime şöyle geçmektedir:

"Ve yekûlûne e innâ le târikû âlihetinâ li şâirin mecnûnin"

(Biz, deli bir şair için ilâhlarımızı mı terk edeceğiz? diyorlardı.)

Târik kelimesi Muallim Nâci'nin aşağıdaki beytinde şöyle geçmiştir:

Seyyâre-i arzı târik oldun

Yükseklere doğru sâlik oldun

(Dünyayı terk eden oldun / Yükseklere doğru yol tuttun)

Terk kelimesiyle aynı kökten gelen ve İslam hukukunda kullanılan bir başka kelime ise tereke'dir. Ölen bir kimseden kalan eşya, mal mülk, miras manasına gelen bu kelime, Kur'ân'ı Kerîm'in birçok âyetinde geçmektedir.

Tereke kelimesi, Bakara sûresi 180. ve Nisa sûresi 7. âyette şöyle geçmektedir:

"Kutibe aleykum izâ hadara ehadekumul mevtu in tereke hayran, el vasiyyetu lil vâlideyni vel akrabîne bil ma’rûfi, hakkan alel muttekîne"

(Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır/mal bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek, korunanlar üzerine bir borçtur)

"Lir ricâli nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne, ve lin nisâi nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne mimmâ kalle minhu ev kesura nasîben mefrûdan"

(Ana babanın ve akrabânın geriye bıraktıklarından erkeklere pay vardır; ana babanın ve akrabânın geriye bıraktıklarından kadınlara da pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan hem erkeğe, hem de kadına bir hisse ayrılmıştır)

Türk şiirinde Tereke üzerine yazılmış belki en güzel şiir, Cahit Sıtkı Tarancı'nın bu isimle anılan şiiridir:

Ben ölürsem ölürüm bir şey değil;
Ne olursa garip eşyama olur.
Bir hayır sahibi çıkar mı dersin,
Mektuplarımı iade edecek?
Ya kitaplarım, ya şiir defterim?
Yanarım bakkal eline düşerse.

Kim bilir bu döşekte kimler yatar,
Hangi rüyaları örter bu yorgan;
El sırtında böyle zarif duramaz,
Ismarlamadır elbisem, pardesüm;
Her ayağa göre değil kunduram;
Bu kravat ben bağladıkça güzeldir;
Bu şapkayı kimse böyle giyemez.

Bırakılıp gidilmiş, kendi hâline bırakılmış, terk edilmiş; kullanılmaktan vazgeçilmiş, battal manasında Türkçede kullanılan metrûk kelimesi de terk kökünden türemiştir. Çoğulu metrûkât olan "metrûk kelimesi, terim olarak 'hadis uydurmamış olsa bile günlük hayatında yalan söylediği bilinen râvinin tek başına rivayet ettiği hadis' mânasında kullanılmakta ve zayıf hadis çeşitlerinden biri olarak matrûh ile aynı anlamı taşımaktadır."

Metrûk kelimesi yine bir terim olarak "Osmanlı toprak hukukunda 'metrûk arazi' (arâzî-i metrûke) terkibinin yerine kullanıldığında, kimsenin özel mülkü olmaksızın kamunun veya belirli bir yer halkının doğrudan doğruya ve serbestçe yararlanması için ayrılan toprakları ifade eder."

Metrûke kelimesi deTürkçede"kocası tarafından terk edilmiş veya boşanmış kadın; ölen bir kimseden geriye kalan mal" manasında kullanılmaktadır.

Bakara sûresi 248. âyette "metrûke" kelimesi geçmese de terâke kelimesi metrûkeye tekabül eden bir terkip içerisinde kullanılmıştır:

"Ve kâle lehum nebiyyuhum inne âyete mulkihî en ye’tiyekumut tâbûtu fîhi sekînetun min rabbikum ve bakiyyetun mimmâ terake âlu mûsâ ve âlu hârûne tahmiluhul melâiketu, inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîne"

(Ve peygamberleri onlara dedi ki; "Onun hükümdarlığının alâmeti, içinde Rabbinizden bir huzûr ve Mûsâ âilesinin, Hârûn âilesinin geriye bıraktığından bir kalıntı bulunan, meleklerin taşıdığı, Allâh'ın Ahid sandığı Tâbut'un size gelmesidir. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için, Tâlût'un hükümdarlığına kesin bir alâmet vardır)

Metrûk kelimesi Ahmet Haşim'in "Müslüman Saati'nde şöyle geçer:

"Zevâli saati âdat ve muamelatımızda kabulü ve ezânî saatin geri safa düşüp camilere, türbelere ve muvakkithanelere bırakılmış metrûk bir 'eski saat' haline gelişi, hayatı tarz-ı rüyetimizin üzerinde vahim bir tesiri hâiz olmamış değildir."

(Güneş saatinin âdetlerimiz ve işlerimizde kabulü ve ezanî saatin geri safa düşüp camilere, türbelere ve muvakkithanelere bırakılmış battal bir “eski saat” haline gelişi, hayata bakış tarzımızın üzerinde korkunç bir tesire sahip olmamış değildir.)

Terk kelimesinden türeyen bir diğer kelime de mütâreke'dir. Savaşan tarafların aralarında anlaşıp karşılıklı olarak ateş kesmesi manasındaki bu kelime, Türk tarihinde daha çok da Mondros Mütarekesi'ni hatırlatmaktadır.

Yahya Kemal'in bu dönemi anlatan şiirinde, kelime şöyle geçmektedir:

Ateş ve kan ile siler ordumuz bu lekeyi

Bu insanoğluna bir şeyn olan mütârekeyi

Mütareke kelimesi, Mehmet Âkif'in Safahat'ında şöyle geçmektedir:

Hayat, ceng-i maîşet; cihansa ma'rekedir

Zaman zaman bu sükûnlar birer mütarekedir

(Hayat maîşet savaşı; cihansa harp meydanı / zaman zaman olan sessizlikler birer ateşkestir)

Terk etmek, kendi başına değerli yahut değersiz bir şey değildir. Terk edilen şeye göre, neyin, neye terk edildiği bir meseledir. Mesela "Kadîm, kıdemi üzere terk olunur" der Mecelle. Yani aslî olan bir şeyi, bulunduğu hâl üzere bırakmaktır. Bu, o şeyi metrûk kılmak, ihmal etmek değil, dünden bugüne, bugünden yarına onu mamur, devamlı kılmaktır.

Erişemediğin şeyin târiki olamazsın. Mütareke dahi belli bir savaşın sonunda yapılır. Savaşmayanın mütareke yapması mümkün müdür? Dünyayı bilmeden terk-i dünya, âhireti bilmeden terk-i ukbâ, varlığı bilmeden terk-i hestî, terki bilmeden terk-i terk mümkün müdür?

Dünyanın terekesinde ne varsa herkese bir pay düşüyor, ama az ama çok. Kimileri kendisine düşen paya yapışıp onu canından bir yonga bellerken kimi de yongayla yetinmeyip yongaların peşinde yuvarlanıyor; kimi dinin yasakladığı şeyleri terk ediyor, kimi şüpheli şeylerden uzak duruyor; kimiyse yapılıp yapılmamasına ruhsat verilen şeyleri terk ediyor.

Mekânı Cennet olsun Hattat Sâim Özel'in metrûkâtı, müzelik antika eşyalar, koleksiyonlar olarak değil, onun kimin namına neleri terk ettiğinin alâmetleri olması hasebiyle değerliydi. Hâlâ da değerlidir.



6  Şubat  2018 - 20:49:12 - 348 günlük
Ekleyen:
Mustafa Özbilge

Okuyan: [1267] Yorumlayan: [2] [Yazdır]

Yorum yap


Yorumlar:  

Yazan: Hattat Murat 

27.10.2018 - 14:25:20

merhaba ustadın hatıratı için eserlerinden bir sergi tertip etmek isterim taraklıda. eserlerinde elınde olan varsa tarafıma ulaşırlarsa sevinirim. üstad gibi değerli şahsiyetleri hatıratlarını yaşatmak lazımdır.

Yazan: Erol Erken 

17.2.2018 - 13:27:04

Hattat merhum Saim Özel'in evrak-ı metrukesi...Eski binaları restore edip övünüyoruz. Ne güzel..Eski hatıraları kim yenileyecek? Hüsran sade romanlarda Sade plaklarda kaldı çevr-ü cefa Ve bir semt ismidir şimdi. Vefa............ Taraklı'ya selam olsun.

Sayfa: 1
 
Yazara Ait Diğer Yazılar
• Kardanadam
• Taraklı'nın İstiklâl Mada
• Belediye Başkanları Muhta
• Şeytan Boşaltır
• Belkıs
• Taksim
• İktidarın Maslahatı mı, M
• Bayramı İâde Edebilir miy
• Taraklı'da, Elvedâ Yâ Şeh
• Cemalettin Hoca ve Hisar
Diğer Yazıları ▲▼


Yeni Köşe Yazıları
• BEDENİMİZİ YIPRATAN SERBE (Uzm. Diyetisyen Fatma FİDAN)
• Adı Konulmamış Savaş (Hüseyin Kolaç)
• Sakarya'nın Turizmine (Dr. Dursun Bostancı)
• Siyaseti Dizayn Etmeye Ça (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• 10 Ocak Çalışan Gazetecil (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Kardanadam (Mustafa Özbilge)
• Radikal İslamcıların Deği (Abdurrahman ZEYNEL)
• Kur'an ın Çağrısı 2 (Fahrettin YILDIZ)
• Bayraktaki AL Rerkten Hab (Dr. Dursun Bostancı)
• BİR ZAMANLAR POSTACI’YI (İzzettin KÖMÜRCÜ)


En Çok Okunan Yazılar
• Hafız İrfan Çakır ve Tara (Mustafa Özbilge)
• Kur'an-ı Kerimi Bilinçli (Fahrettin YILDIZ)
• Hattat Saim Özel (Mustafa Özbilge)
• Sazkaya’nın Ardında (editör)
• Pekmez Nasıl Yapılır ? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Sırma Su ve Şaban Dişli (Sezai MATUR)
• Kırmızı Fahri ve Aşûre (Faruk Serkan YILMAZ)
• Mümkünlü Kasabası Neresi? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Enver Topuz Paşa'dan sela (Ali Fikri AŞIK)
• Forson Mustafa (Faruk Serkan YILMAZ)


Sosyal Medya

Bizi Takip Edin

whatsapp
1
2
3
4
5
6
7
 
Aktif Ziyaretçi: 8 | Bugün Tekil: 788 | Toplam Tekil : 2878250 | Toplam Çoğul: 54279951 | Ip : 100.24.46.10
Online Yazarlar : Sitede hiç Yazar yok / Son 5 dk. içinde

2006 - 2018 © TARAKLI AJANS
Web sitemizdeki içeriğin tamamının ya da bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Hak ihlali sonucu yasal mercilere başvurulacaktır
En iyi görüntü için 1280 X 1024 ekran çözünürlüğü ve IE8  tavsiye ediyoruz..