TARAKLI AJANS �nternet Gazetesi - Tarakl� Haberleri - G�ncel - Politika - Siyaset - Spor - Ekonomi - Ya�am - E�itim - K�lt�r - Sa�l�k - Forum - Blog

Dıngılım

Mustafa Özbilge

İktidarın Maslahatı mı, Maslahatın İktidarı mı? (20)

 
A
A
A
A
A
A
A
İktidarın Maslahatı mı, Maslahatın İktidarı mı? (20)

Bozulanı tamir, kaybı telâfi, harbi sulh kılacak maslahat, başkalarının değil; ancak sâlihlerin nezâretinde ve nezâketinde yapılacak ise bir sâlihât olabilir.

Türkiye'de serd edilen birtakım fikirlerin ve icrâ edilen uygulamaların hatalı olduğunu ifade ettiğinizde; eleştiri konusu olan şey, kendilerine yönelttiğiniz kimseler tarafından herhangi bir tenkit süzgecinden geçirilmiyor.

Eleştirenin niyeti, kimliği, taraf olabileceği yerler, zaafları bir çırpıda sorgulanıp ona karşı âdeta bir savunma hattı oluşturularak alarm durumuna geçiliyor. Bunun sebebi; zırvaların, iftiraların, kötü niyetlilerin etrafta çokça olması mıdır?

Elbette insanın olduğu yerde; zırvalardan, iftiralardan, kötü niyetlilikten vâreste bir hayat mümkün olamaz. İyiyi kötülemek, hayra şer demek, gerçeği, doğruyu yalanmış gibi göstermek için hakkın sûretine girmiş birçok bâtıl hezeyan, üzerine düşen vazifesini her dâim yerine getirecektir. Öyle ki bunların bir kısmı bilmeden-ahmakça, bir kısmı da bilerek-ihânet üzere, Batılı efendilerine hizmet etmek noktasında vazifelerinde oldukça sâdıktır.

Bunun böyle olması, yani meydanda kötülerin iyilerden daha fazla at koşturması, gâvurun ajanlığını yapanların çeşitli propagandalarla milleti etki altına almaya çalışması, birbirinden emin olması gereken insanların da arasındaki şüpheyi gitgide arttırmıyor mu?

Öyle ki yan yana durması gerekenler, ortamın emniyetsizliğinden, yanındakiyle arasına her geçen gün daha fazla mesafe bırakıyor. Böylece neyin doğru, neyin yanlış olduğunun temyizi, çevreye şüpheci bir nazarla bakan tarafgirlerin elinde silikleşiyor.

Türkiye'deki siyasi iktidarın, bir yerlerde birtakım büyük hatalar yaptığını söyleyenler, eğer dindar kimselerden oluşuyorsa iktidarın tabanını oluşturan çevrelerin, -insaflı oldukları vakit- kendilerine yöneltilen haksız gördükleri eleştirilere karşı hemen şu cevabı verdiklerine şahit oluyoruz:

- O yapılanlar maslahat îcâbı, maslahata binâen...

Tabiî bu cevabın dinin içerisinden bir kavramla (maslahat) karşılanıyor olması, eleştiriyi getirenle eleştiriyi karşılayan arasında, asgarî de olsa dînî bir vasatın olduğunu gösteriyor. Yani eleştiren ile eleştirilen arasında karşılıklı konuşulabilecek ortak bir zemini/dili temin eden inanç, mevcûdiyetini/merhametini hâlâ muhafaza ediyor.

Dine mesafeli yahut düşman bir kimseye maslahat demenin elbette bir anlamı yok. Çünkü böyle bir kimse, maslahatın uygulanmasında temel alınacak Müslüman'ın ana kaynaklarını kabul etmemektedir. Dolayısıyla maslahatın ne olduğu, onu ilgilendirmediği gibi maslahatın ne için yapıldığı da onda herhangi bir karşılık bulmayacaktır. O zaman ona verilebilecek en uygun cevap, bugün her şeyi anlamlandıran konjonktür kelimesi olacaktır.

İktidarın eleştirildiği noktada, kendilerinin aslında bir maslahatı gözettiğini söyleyerek savunmaya geçenler, tam da eleştirilen şeyle gelebilecek büyük bir zararın savulduğunu, şerrin def edildiğini; yerine faydalı ve hayırlı olanın tercih edildiğine dâir makul gerekçelerini açıkça sıralamaları gerekiyor. Bunun yanında takip edilen usûl açısından, ana kaynaklardaki hükümlere hâkim olan ruh ve düşünceye uygun biçimde mi hareket edilmiştir, bunun da dikkate alınması gerekiyor.

Yine bir konuda dünyevî ve uhrevî faydaların sağlanması ve zararların giderilmesi için Müslümanların lehine olabilecek bir maslahatta bulunduklarını iddia edenlerin, kendi zihin dünyaları, İslâm'ın özüne ve amacına göre çalışabilecek zihnî bir inşa sürecinden ne kadar geçmiştir ve çağın saptırıcı, emperyal politikalarından bu zihin, kendisini ne kadar arındırabilmiştir?

Dinin gözettiği "fayda" ile bugün her yere sirayet etmiş amerikan zihin dünyasını oluşturan "pragmatizm" arasında bir bağdaştırma, bir uygunluk arayışı içerisinde olan aklın, maslahat edeceği herhangi bir konuda, dinin ana kaynaklarını ve kavramlarını referans olarak kullanması, kitleleri motive etmek açısından pek tabiî işe yarayabilir. Ancak din, can, akıl, nesil ve mal'ın muhafaza edilmesi noktasında telafisi mümkün olmayan büyük zararlara da sebep olabilir. Bunu bir örnekle pekiştirmeye çalışalım:

Türkiye, 2011 yılının mayıs ayında, kısa adı İstanbul Sözleşmesi olan "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi" başlıklı uluslararası sözleşmeye imza attı. Sözleşme, hiç bir maddesine çekince konulmadan ve tek bir ret oyu almadan 25 Kasım 2011'de Meclis'ten geçti. 29 Kasım 2011'de Resmi Gazete'de yayınlandı ve 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girdi.

Bu sözleşmeyle eşcinseller (lgbti), sözleşmenin 4. maddesi gereği yasal güvence altına alınmıştır. Sözleşmenin 48. maddesine göre ise karı-koca arasındaki
problemlerde, "arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere" alternatif "çatışma çözüm süreçleri" yasaklanıyor. Karı-koca arasındaki "şiddet iddiası" içeren sorunların çözümünde arabuluculuğa izin verilmiyor. Yine sözleşmede, "Kadınlar kelimesi 18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kapsar." ifadesi yer alıyor.

2012 yılında ise 6284 sayılı kanun çıkarıldı. Aile ve kadına ilişkin çıkarılan kanun, AB Konseyi'nin kadın ve aile algısını temel almaktaydı. Yeni kanunla yapılan düzenlemelerin dikkat edilmesi gereken yerlerinden biri, kadına yönelik şiddetin önlenmesi gerekçesiyle kadının "beyanının esas" kabul edilecek olmasıydı. Buna göre, hukukun "masumiyet karinesi" rafa kaldırılıyor, kadının beyanıyla koca hakkında en hızlı şekilde "yasal tedbir" uygulanıyordu.

Öyle ki 6284 sayılı kanunun uygulama yönetmeliği 18 Ocak 2013 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı. Yönetmeliğin 30. maddesinin 3. bendi şöyle demektedir: "Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Kararın verilmesi, Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez."

Bu gibi icraatların, AB uyum sürecinin akamete uğramaması için, yabancı sermayeyi ürkütmemek için, içerideki vesayeti kırmak için, Müslümanların iktidarını pekiştirmek için yapıldığı; eğer yapılmayıp radikal davranılırsa birtakım hususlarda önceki Müslümanların düştüğü hatalara düşebilme tehlikesinin olduğuna dair bir şeylerden bahsedilerek bir maslahata binaen hareket edildiği söylenebilir.

Burada tam da bir maslahat gözetmek gereken ve zarûriyyât'tan olan neslin devamıyla alâkalı bir hususta yapılan şey; yanlışı, maslahat adı altında makul ve meşru kılmaktır. Yine mevcut siyasi iktidarı, dindarlardan gelebilecek zararlı muhalefete karşı görece korumaktır. Ancak resmin bütününe bakıldığında, bu yapılanın, Türkiye'deki siyasi iktidarın kendini
kurtarma maslahatının da üzerinde, finans-kapitalin bu topraklarda istediği mefsedet oyunu olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.

Sekiz yıllık eğitimi eleştirip, öğrenimi 13 yıl zorunlu kılmak; tarım alanında, tohum piyasasının yüzde yetmişini yabancı firmalara bırakmak, hayvancılıkta ithal hayvana yönelmek...

Dış politikadan iktisada kadar birçok alanda yapılan haklı eleştirileri savuşturmak için maslahat kavramını, politikanın popüler demagoji aracına dönüştürmektense haklı olan eleştirilerden yola çıkılarak nasıl bir ıslaha gidilmesi gerekliliği üzerinde durulabilir.

Meselelerin sebep ve neticelerini iyi tahlil edebilmemiz açısından hayatımızda çok önemli bir yeri olan maslahat kavramına "Kur'ân'dan Türkçe'ye, Türkçeden Kur'ân'a Kelimeler" başlıklı yazılarımızın yirmincisi olacak yazı vesilesiyle eğiliyoruz:

Maslahat kelimesi, (çoğulu mesâlih, karşıtı ise mefsedettir) sözlükte: "iyi olan ve iyiliğe yol açan, hayır getiren, fayda sağlayan şey; iş, husus, mesele; dirlik düzenlik; düşünce" manalarına gelmektedir.

Salâh kelimesinden türetilmiş bu kelime "fıkıh literatüründe, ruhî veya bedenî, ferdî veya içtimaî olsun, dünyevî ve uhrevî faydaların sağlanmasını ve zararların giderilmesini belirten bir terim olarak kullanılır."

Türkçe'de "iş bitiren; bir büyük elçiye vekâlet eden diplomat" manasındaki maslahatgüzar birleşik kelimesi ile "terimleşmiş; herkesin kolayca anlayamayacağı kelime" manasındaki mustalah kelimesi de aynı kök üzere türemiştir.

Maslahat kelimesi, aşağıdaki beyitlerde şöyle geçer:

Ne denlü yirisen çok, ol denlü yürisen tok
Câna hîç assı yok, hep sûret maslahatıdur
(Yûnus Emre)

(Ne kadar çok yersen o denli tok yürürsün / Bunun sûret dışında câna asla faydası yoktur)

Hep kârımuz mesâlih-i dünyâ meded meded
Bir hâlimüz degül gam-ı ‘ukbâ meded meded
(Edirneli Nazmî)

(Hep kârımız, kazancımız dünya maslahatları meded / Hiçbir hâlimiz âhiret endişesi değil meded)

Salâh kelimesi de aynı kök üzeredir. "İyi duruma gelme, düzelme; doğruluktan ayrılmama; dinin yasakladığı şeylerden kaçınma; barış, rahatlık ve huzur içinde olma" manalarına gelmektedir. Kelime, salâhiyet şekliyle "yetki" anlamını Türkçede kazanmıştır.

Müminûn sûresi 8. âyette kelime şöyle geçer:

"Rabbenâ ve edhilhum cennâti adninilletî vaadtehum ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim inneke entel azîzul hakîmu"

(Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin)

Aşağıdaki beyitlerde kelimeler şöyle geçer:

Çünkü meknûn o büyük sûrede esrar-ı felâh;
Başta îmân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,
(Mehmet Âkif)

(Kurtuluşun sırları, o büyük sûrede/Asr sûresinde gizli / Başta hakîkî îman geliyor sonra iyilik)

Hidâyet idecek bir kula Mevlâ
Salâhiyyetde olur mevte dek tâ
(Edirneli Nazmî)

(Mevlâ bir kula hidayet ederse / o kimse ölümüne dek iyilik, yetkinlik üzere olur)

"Barış; fitne, fesat, savaş vb.nden uzak olma, huzur, rahatlık" manasına gelen sulh; "barış münasebetiyle yazılan şiire" sulhiye; "barış sözleşmesi"ne ise sulhnâme denir. Sulh kelimesi, Nîsâ sûresi 128. âyette şöyle geçer:

"Ve in imraetun hâfet min ba’lihâ nuşûzen ev ı’râdan fe lâ cunâha aleyhimâ en yuslıhâ beynehumâ sulhan. Ves sulhu hayrun"

(Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır)

Sulh kelimesi aşağıdaki beyitlerde şöyle geçer:

Seyyidü'l-ahkâmdır sulha gerekdir inkıyâd
Bir karış toprağdan ötri bir diyâr elden gider
(Nigârî)

(Hükümlerin efendisi olan barışa itaat etmek gerektir / Yoksa bir karış topraktan ötürü bir memleket elden gider)

Biri biriyle müjgan safları gavgâya girmişdir
Nigâh-ı gamze gûyâ sulh içün araya girmişdir
(Nedim)

(Kirpikler birbirleriyle kavgaya girmişler / gamze bakış da güya barıştırmak için araya girmiş)

Dil ü dîdem senünçün birbiriyle hasm-ı cân oldı
Mecâl-i sulh hergiz kalmadı kan düşdi araya
(Azmizâde Hâletî)

(Göz ve gönül senin için birbiriyle can düşmanı oldular / barışa mecal kalmadı, araya kan düştü)

Cünbiş-i nâ-sâz-ı rindâna bakılmaz zâhidâ
Bezm-i meyde sulh olur gavgâ olur âlem bu ya
(Meşhûrî)

(Ey zâhit, rindlerin uygunsuz olan eğlencesine bakılmaz / Âlem bu ya, içki meclisinde barış da olur kavga da)

Sâlih/sâliha: "Uygun; yetkili; dinin emrettiği hususlara uygun davranan, iyi amel sahibi, günah işlemekten kaçınan kimse"ye denir, kelimenin çoğulu sulehâ'dır. "Şerîatın emrettiği, ahlâka uygun işler; hayır sahibi müslüman kadınlar"a da sâlihat denir.

Âli İmrân sûresi 114 ve A'râf sûresi 42. âyetlerde sırasıyla kelimeler şöyle geçer:

"Yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yusâriûne fîl hayrâti, ve ulâike mines sâlihîne"

(Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir)

"Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ ulâike ashâbul cenneti, hum fîhâ hâlidûne"

(İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar)

Ahmedî'nin ve Yûnus Emre'nin mısralarında kelime şöyle geçer:

Yâre didüm bana virgil hüsn mâlından zekât
Kim fakîrem didi elbâkiyâtü’s-sâlihât

(Yâre, bana malından zekât ver dedim / Fakirim dedi, elimde sadece iyi amellerim var, başka malım mülküm yok) Bu beytin ikinci mısraında geçen "elbâkiyâtü’s-sâlihât" (kalacak sâlih ameller) tamlaması Kehf sûresi 46. âyetten iktibastır.

Sâlihler kalmadı gitdi
Bu cihânı fesâd tutdı
Bu cihânun işi bitdi
Salâdur kudse gidelüm
(Yunus Emre)

Islâh/ıslâh etmek: "İyi duruma koyma, düzeltme, iyileştirme; iyi, hoş; yola getirmek" manalarına gelmektedir. Kelimenin çoğulu olan ıslahât ise: "Bir şeydeki aksaklık ve eksiklikleri düzeltmek için yapılan işler, yenilikler, reform"dur. Yine "suçlu çocukları ıslâh eden, eğiten kuruma da ıslahhâne/ıslâh evi" denmektedir. Islah kelimesi, aşağıdaki beyitlerde şöyle geçer:

Hangi bir bünyânı mahvettik de ıslâh eyledik?
İşte vîran memleket! Her yer delik, her yer deşik!
(Mehmet Âkif)

Eyle takdîre muvâfık dâ’imâ tedbîrini
Kim hayâli rûz ü şeb ıslâh-ı devrân olmada
(Arpaemînizâde Mustafa Sâmi)

(Tedbîrin, Allah'ın takdîrine ulaşabilecek, ona uygun şekilde olsun / Takdîre ulaşmanın hayali, gündüz ve gece dünyayı düzenliyor)

Çün sabâ çözdi saçunı bû-yı cân toldı cihân
Aslah Allah şânehü zi-şânedür bâd-ı sabâ(Ahmedî)

(Senin saçlarını sabah rüzgârı çözdü, saçlarından yayılan koku cihânı doldurdu /Allah ıslah eylesin şânını, sabah rüzgârı şan sahibidir ve saçları tarayandır)

Istılah ise: "Sadece bir ilim ve sanat dalına mahsus olan, terim; herkesin bildiği anlamı dışında, belli bir meslekten olanların belirli bir manada kullandıkları kelime; deyim, tâbir" manalarına gelmektedir. Aynı kök üzere türemiş bir diğer kelime de aslah/eslah kelimesidir. "Çok iyi, uygun, elverişli" manasına gelmektedir.

Kelimeler, aşağıdaki beyitlerde şöyle geçer:

Sen yolunı gözet dil uzatma kimesneye
Dîn bir-durur hemîn n’ola çog-ısa ıstılâh
(Ahmedî)

(Sen yolunu gözet, dil uzatma kimseye / Din birdir her zaman, ıstılah çoksa ne olur)

Günde bin kez ölmenün firkat komışlar adını
Hâletî ehl-i mahabbet böyle itmiş ıstılâh
(Azmizâde Hâletî)

(Günde bin kez ölmenin adını ayrılık koymuşlar / Ey Hâletî, aşk ehli böyle ıstılah etmiş, kavramsallaştırmış)

İntihab ederek efsahını
Müşterek lâfzların aslahını
(Sünbülzâde Vehbî)

(Ortak sözlerin en uygun ve açığını seçerek)

"Daha iyi bir şekle veya hâle koyan, iyileştiren, düzelten, ıslah eden; barışı sağlayan, ara bulan kimse"ye muslih; "barışan, barış antlaşması imzalayan kimse"ye musâlih; "barış yapmaya" da musâlaha denir. Yine "barış antlaşmasına" musâlahanâme denmektedir. Bütün bu kelimeler, aynı kök üzerine türetilmiş Türkçe kelimelerdir.

Bakara sûresi 170. âyette muslih kelimesi şöyle geçer:

"Vellezîne yumessikûne bil kitâbi ve ekâmûs salâte innâ lâ nudîu ecrel muslihîne"

(Kitab’a sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan erdemli kimselerin mükâfatını zayi etmeyiz)

Kelimeler, aşağıdaki beyitlerde şöyle geçer:

Ola bir kimse kim zâtında sâlih
Halâs-ıla olur her şahsı muslih
(Edirneli Nazmî)

(Bir kimse özünde sâlih iyi amel sahibi kimse ise / Kurtuluşla her şahsı barıştırır)

Umûr u uhrevîye mâni’ olur
Dirîgâ dünyevî olan musâlih
(Edirneli Nazmî)

(Âhirete yönelik amellere engel olur / Yazık ki dünyevî kaygılarla barışan kimse)

Yazının başına dönecek olursak bir şeyleri düzeltmeye, ıslaha girişmeden önce, birbirimizle asgarî düzeyde anlaşmamızı, musâlaha etmemizi temin edecek bir dile, ıstılâha ihtiyacımız var. Onu tesis etmeden girişilecek bütün maslahat girişimleri, mefsedete dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Sünnet-i seniyye üzere inşâ edilmiş bir dili, mustalahı kendi aralarında oluşturmuş sülehânın zihin dünyası, ifsâda karşı en korunaklı yapıdır. Dolayısıyla bozulanı tamir, kaybı telâfi, harbi sulh kılacak maslahat, başkalarının değil; ancak sâlihlerin nezâretinde ve nezâketinde yapılacak bir sâlihât olacaktır.

Eğer salâhiyetsiz kimseler, salâhı göz ardı ederek dünyevî endişelerle ıslahat yapmak için teşebbüslerde bulunurlarsa, öncelikle maslahatgüzarların kendileri ıslah edilesi bir derekeye düşeceklerdir.

Maslahat, her şartta, ne olursa olsun "avantajlı-kârlı-kazançlı" olanı değil de "takvâya daha yakın olan faydalı"yı tercih edebilmek için münasip olanda isabet edebilmek; tarlayı ve tohumu ekilebilir hâle getirebilmektir. Bunun için maslahatın, en başta dinin maksadını, amaçlarını muhafaza etmesi esastır.

Bir faydanın temin edilmesiyle bir zararın def edilmesindeki yüce maksat, yapılan bir işin her aşamasında diri tutulmadığı müddetçe; o iş, sapma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sebepten âhireti/sonu, dışarıda bırakıp tamamen dünyevî çıkarların kazanımlarına bakıldığı bir evrede, hiçbir şekilde sahih bir maslahattan söz edemeyiz.

Yine maslahat gözetilirken isâbetin, yani gerçekleştirilmek istenen şeyin, nasıl gerçekleştirileceğinin (usûl ve sünnetin) bilinmesi ve bu yolda makyavelist yollara tevessül edilmemesi gerekmektedir. Yoksa kimilerinin elinde barış (sulh) gözüken birçok maslahat, izlenen usûlsüzlükler sebebiyle savaşın ta kendisine dönüşebilir.


15 Temmuz 2018 - 09:55:42 - 188 günlük
Ekleyen:
Mustafa Özbilge

Okuyan: [621] Yorumlayan: [0] [Yazdır]

Yorum yap



Bu Köşe Yazısı için henüz yorum yapılmamış

 
Yazara Ait Diğer Yazılar
• Kardanadam
• Taraklı'nın İstiklâl Mada
• Belediye Başkanları Muhta
• Şeytan Boşaltır
• Belkıs
• Taksim
• İktidarın Maslahatı mı, M
• Bayramı İâde Edebilir miy
• Taraklı'da, Elvedâ Yâ Şeh
• Cemalettin Hoca ve Hisar
Diğer Yazıları ▲▼


Yeni Köşe Yazıları
• BEDENİMİZİ YIPRATAN SERBE (Uzm. Diyetisyen Fatma FİDAN)
• Adı Konulmamış Savaş (Hüseyin Kolaç)
• Sakarya'nın Turizmine (Dr. Dursun Bostancı)
• Siyaseti Dizayn Etmeye Ça (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• 10 Ocak Çalışan Gazetecil (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Kardanadam (Mustafa Özbilge)
• Radikal İslamcıların Deği (Abdurrahman ZEYNEL)
• Kur'an ın Çağrısı 2 (Fahrettin YILDIZ)
• Bayraktaki AL Rerkten Hab (Dr. Dursun Bostancı)
• BİR ZAMANLAR POSTACI’YI (İzzettin KÖMÜRCÜ)


En Çok Okunan Yazılar
• Hafız İrfan Çakır ve Tara (Mustafa Özbilge)
• Kur'an-ı Kerimi Bilinçli (Fahrettin YILDIZ)
• Hattat Saim Özel (Mustafa Özbilge)
• Sazkaya’nın Ardında (editör)
• Pekmez Nasıl Yapılır ? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Sırma Su ve Şaban Dişli (Sezai MATUR)
• Kırmızı Fahri ve Aşûre (Faruk Serkan YILMAZ)
• Mümkünlü Kasabası Neresi? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Enver Topuz Paşa'dan sela (Ali Fikri AŞIK)
• Forson Mustafa (Faruk Serkan YILMAZ)


Sosyal Medya

Bizi Takip Edin

whatsapp
1
2
3
4
5
6
7
 
Aktif Ziyaretçi: 9 | Bugün Tekil: 719 | Toplam Tekil : 2877322 | Toplam Çoğul: 54263995 | Ip : 54.227.76.180
Online Yazarlar : Sitede hiç Yazar yok / Son 5 dk. içinde

2006 - 2018 © TARAKLI AJANS
Web sitemizdeki içeriğin tamamının ya da bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Hak ihlali sonucu yasal mercilere başvurulacaktır
En iyi görüntü için 1280 X 1024 ekran çözünürlüğü ve IE8  tavsiye ediyoruz..