TARAKLI AJANS �nternet Gazetesi - Tarakl� Haberleri - G�ncel - Politika - Siyaset - Spor - Ekonomi - Ya�am - E�itim - K�lt�r - Sa�l�k - Forum - Blog

Vahyin Aydınlığında

Fahrettin YILDIZ

Tebliğ

 
A
A
A
A
A
A
A
Tebliğ



İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin nitelikler, düşünme ve inanmadır. Bu iki niteliğin tarihi, insanlığın tarihi kadar eski ve köklüdür. Bunun için Kur’an, insanları akıllarını kullanmaya davet eder ve onlardan akıl gücünü işletmelerini ister. O insanın dini anlayışının taklit üzerine oturmasını, başkalarının bilinçsizce ve körü körüne taklit etmesini, son derece riskli ve sakıncalı bulur.


İslam, vahiy kaynaklı hak dindir. “ Tevhit” ve “ İhlâs” da bu dinin iki önemli ilkesidir. Bunun için Kafirun suresinde Müslümanlardan, kesin ve kararlı bir biçimde tevhide sarılmaları, dini ihlâsla yaşamaları, şirk geleneğinde ısrar eden inkârcıları ise din konusunda kendi tercihleri ile baş başa bırakılmaları istenmiştir. Tevhit, Allah’ın varlığına ve birliğine, onun vahiy yoluyla bildirdiği doğruluk ve değer ölçülerinin tamamına inanmaktır. Görüldüğü gibi tevhit, hayatın bütün alanlarına uzanan bir eylem ilkesidir. Tevhid inancının gereklerinden biri de “ihlâs” tır. İhlâs Allaha ortak koşmadan inanmak, , gösterişi terk edip, sadece O’nun rızasının kazanmak niyetiyle ibadet edip iş yapmaktır. Demek ki halas bulmak için ihlâs şarttır. Çünkü ihlâs, İslam’ın özü olan tevhidi en halis biçimde uygulamak, şirke ve gösterişe düşmeden Allah’a kulluk etmektir.  

 

Kuran’ın İslam insanını inşa ederken “bilgi” ve “terbiyeyi” önce çıkardığı, insanı bilgilendirmeye de “inanç bilgisiyle” başladığı görülür. Daha sonra sırasıyla ibadet, ahlak, hayatı düzenlemeye ve geliştirmeye yönelik bilgiler gelir. Şu halde bu alanların hiçbirinde problem yaşanmaması için, insana ilk önce “tevhit eğitimi” nin verilmesi gerekir. Şayet tevhit bilgisi sağlıklı verilmezse insan zihninin ve hayatının putlarından arınması mümkün olmaz. İbadet bilgisi doğru ve yeterli olmayınca din ile hayat arasında gerekli bağ da kurulamaz. Bu gün öğrencilerin ibaret olduğu şeklinde bir kargaşa yaşanıyor. Böyle bir ortamda da doğru bilgilenme kanalları büyük ölçüde tıkanmış oluyor. Hâlbuki insanın önünde iki ana bilgi kaynağı vardır. Bunlar kuran ve sahih sünnettir. Öyleyse her bilginin mihenk taşı Kuran ve Hz. Peygamberden bize gelenlerdir. İnsanın İslam adına edindiği her bilgiyi veya ortaya koyduğu her davranışı bu iki kaynağa göre sorgulaması şarttır. İslam kendi insanını yetiştirmek için bilgiyi gerekli görmekle birlikte yeterli saymaz. Ayrıca o, bilginin terbiyeye dönüşmesini de ister. Bunun için de insanlara iyi bir terbiye ortamı da sağlanmalı onların, bilgiden davranışa geçebilmenin yolunu da göstermelidir. Aksi halde, İslami kişilikleri yaralanmış insanların gündeme gündeme gelmesiyle İslam’ın yüzdesi düşecek ve onun gerçek çehresinin karartılması kaçınılmaz olacaktır.

 

İslam, insanlara istediği gibi inanma özgürlüğü tanıdığından herkes dilediği gibi inanabilir. Öyleyse insanın kendi isteği ile İslam dini dışında herhangi bir inancı benimsemesi dini açıdan günah olmakla beraber hukuki açıdan bir suç değildir. Bunun için İslam’da kişinin küfrü benimsemesi, dünyevi bakımdan bir cezayı gerektirmemektedir. Ancak İslam’da batıl ya da yanlış inanca sahip kimselere, ikna yöntemiyle ve güzellikle bu inançlarının hatalı olduğunun anlatılması da bir görevdir. Bu tebliğ görevinin, inanç özgürlüğüne müdahale şeklinde algılanmaması gerekir. Çünkü tebliğ zor kullanma değil, istek ve ikna temeline oturtulmuş hayırlı bir faaliyettir. Tarihsel sürece bakıldığında tebliğ misyonunun öncüleri olan peygamberlerin hiçbirinin, tebliğde zor kullanmadıkları görülür. Bu seçkin ve örnek önderlerin tebliğ yöntemleri, zorlamaya değil, ikna etmeye ve öğüt vermeye dayanıyordu. Öyle ki tarihe zulüm ve küfür abidesi olarak damgasını vurmuş azılı düşmanların bile, Allah yoluna davet edilmesinde yumuşak ifadelerin seçilmesi öğütleniyordu. Çünkü İslam, insanların imanını tehdit ve zorbalık üzerine değil, bilgi ve irade temeli üzerine oturtmayı ilke edinmiş bir dindir.

 

İnanıp inanmama, bir dini seçme veya o dinden çıkma ile, “dine karşı çıkma” farklı şeylerdir. İnsan kendi iradesiyle dilediği gibi inanabilir ve istediği dini seçebilir. Fakat bir kimse, diğer insanların inançlarıyla alay eder ya da İslam’ın temel esaslarını yıkma faaliyetine girişirse, o zaman meşru otoritenin onu cezalandırması kaçınılmaz olur. Demek ki İslam’da din ve vicdan özgürlüğü vardır. Ama insanların dinleriyle alay etmeye, küfrü yaymaya ve fesat çıkarmaya izin yoktur.

 

Sonuç olarak Müşrik, Allah’ı inkâr etmez, aksine bütün haksız ve ahlaksız işlerin, O’ nun iradesine uygun olduğunu söyleyerek dinin statükoya dayanak olmasını ister. Bu yüzden şirk dini, toplum içinde gücü elinde tutan ve kişisel çıkarlarını her şeyin üstünde gören dindir. Bütün peygamberler de hak dinin doğru bir biçimde anlaşılması için şirk dini ile mücadele etmişlerdir. İşte Kafirun suresinde de şirkin lanetli eylemine duyulan nefret dile getirilmiş, sapık din anlayışıyla savaşılması gerektiği mesajını vermiştir. Çünkü kuranın indiği dönemde “küfr” kelimesiyle “dinsizlik” kastedilmiyordu; anılan dönemde bildik anlamda dinsizlik de yoktu, tam aksine küfrün kendisi ayrı bir dindi. Demek ki küfür sadece dinsizlik değil, ayrıca başka bir din anlamına da gelmektedir. Öyleyse bu surede tarif edilen kâfirler dinsiz değil, aksine yerleşik şirk dinini savunan kimselerdir. Bu yüzden onlarla anlaşmazlık dinin varlığı veya yokluğunda değil “mabud” konusunda yaşanmış; sonuçta dine karşı din, ibadete karşı ibadet çıkarılmıştır. Hâlbuki hak dinin muhatabı bütün insanlardır; onun insanları ibadete çağırdığı tek mabud ise Allah’tır. Ne var ki pratikte inanç ve ekollerin birliği imkânsızdır;   Allah’ın merhamet ettikleri dışındakiler ihtilaf içinde olmaktan geri durmayacaklardır. Öyleyse yapılacak iş inanç ve ekollerin farklılığını kabul edip onlarla hikmetle ve en uygun biçimde mücadele etmektir.

 


21 Temmuz 2008 - 01:30:08 - 3838 günlük
Ekleyen:
Fahrettin YILDIZ

Okuyan: [5766] Yorumlayan: [0] [Yazdır]

Yorum yap



Bu Köşe Yazısı için henüz yorum yapılmamış

 
Yazara Ait Diğer Yazılar
• Kur'an ın Çağrısı 3
• Kur'an ın Çağrısı 2
• Kur'anın Çağrısı
• Fahrettin YILDIZ, KUR'ANI
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
Diğer Yazıları ▲▼


Yeni Köşe Yazıları
• Kur'an ın Çağrısı 3 (Fahrettin YILDIZ)
• Kaymakam Okan Dağlı ile S (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• BEDENİMİZİ YIPRATAN SERBE (Uzm. Diyetisyen Fatma FİDAN)
• Adı Konulmamış Savaş (Hüseyin Kolaç)
• Sakarya'nın Turizmine (Dr. Dursun Bostancı)
• Siyaseti Dizayn Etmeye Ça (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• 10 Ocak Çalışan Gazetecil (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Kardanadam (Mustafa Özbilge)
• Radikal İslamcıların Deği (Abdurrahman ZEYNEL)
• Kur'an ın Çağrısı 2 (Fahrettin YILDIZ)


En Çok Okunan Yazılar
• Hafız İrfan Çakır ve Tara (Mustafa Özbilge)
• Kur'an-ı Kerimi Bilinçli (Fahrettin YILDIZ)
• Hattat Saim Özel (Mustafa Özbilge)
• Sazkaya’nın Ardında (editör)
• Pekmez Nasıl Yapılır ? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Sırma Su ve Şaban Dişli (Sezai MATUR)
• Kırmızı Fahri ve Aşûre (Faruk Serkan YILMAZ)
• Mümkünlü Kasabası Neresi? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Enver Topuz Paşa'dan sela (Ali Fikri AŞIK)
• Forson Mustafa (Faruk Serkan YILMAZ)


Sosyal Medya

Bizi Takip Edin

whatsapp
1
2
3
4
5
6
7
 
Aktif Ziyaretçi: 11 | Bugün Tekil: 853 | Toplam Tekil : 2880935 | Toplam Çoğul: 54338062 | Ip : 54.144.24.41
Online Yazarlar : Sitede hiç Yazar yok / Son 5 dk. içinde

2006 - 2019 © TARAKLI AJANS
Web sitemizdeki içeriğin tamamının ya da bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Hak ihlali sonucu yasal mercilere başvurulacaktır
En iyi görüntü için 1280 X 1024 ekran çözünürlüğü ve IE8  tavsiye ediyoruz..