TARAKLI AJANS �nternet Gazetesi - Tarakl� Haberleri - G�ncel - Politika - Siyaset - Spor - Ekonomi - Ya�am - E�itim - K�lt�r - Sa�l�k - Forum - Blog

Dıngılım

Mustafa Özbilge

Yûnus Paşa Çarşısı'nda Bir Garip Dut Ağacı

 
A
A
A
A
A
A
A
Yûnus Paşa Çarşısı'nda Bir Garip Dut Ağacı

Hisar Muhafızı'nın kesilmiş Dut Ağacı'nı dinlediğindendir...

Geceleyin Hisar semâsına, taşlarda yankılanan boğuk bir ses yükseldi. Kulak verdim bu sese. Bu ses, yabancısı olmadığım bir bestenin, Dede Efendi'nin efsunkâr terennümüydü sanki:

Âh nice bir aşkınla feryâd edeyim

Bir umulmaz dağ-ı derdim var benim

Söylemezdim derdim amma neyleyim

Bir umulmaz dağ-ı derdim var benim

Hisar'ın kapısını aralayıp indim aşağıya. Ağlayan nağmenin geldiği yere doğru yaklaştım.

Mûsikînin yoğunlaştığı yer, beldenin merkezi; Yûnus Paşa Çarşısı'ydı. Karşı Mahalle'ye giden yol ile Yûnus Paşa Camiî'ne giden yolun tam kesişme noktası...

Tambur taksiminin, yan yatmış Dut Ağacı'ndan feryâd feryâd döküldüğü bir mahaldeydim şimdi. Betona boylu boyunca uzanmış bir canlının, ezilmiş yeşil yaprakları arasındaki bu iniltisi, taksim taksim devam ettikten bir süre sonra, faslın durmasıyla kesiliverdi.

***

-N'oluyor, nedir bu hâl? Bir kurt musallat oldu da için için kemirip devirdi mi gece vakti seni? Yaprakların yeşil, meyvelerin de pek boldu bu sene. Asırlık gövdenin altında, bilmediğimiz müzmin bir maraz mı peyda olmuştu?

-Hiçbiri Hisar Muhafızı, hiçbiri... Ummazdım böyle olacağını. Gece, makineleriyle geldiler bir hükmü infaz için...

- Hangi hüküm?

-Bunu ben de bilmiyorum. Mahkemesiz, hâkimsiz bir hükme boyun eğdik anlayacağın. Şeriat'ın kestiği parmak acımaz, fehvasınca anlamlandıracağımız bir şey değildi. Önce korkutmadır bu, dedim. Hani meyve vermeyen ağacı baltayla korkuturlar ya!

- Korkuturlar; lakin senin koyu pembe dutların, feyz-â-feyz bereket saçmamış mıydı bu sene? Dudaklarda bıraktığın mor lekelerden okunmuyor muydu lezzetin mührü?

-Orası öyle; ama anlayamadım işte. Birdenbire oldu her şey.

-Ne yapacaksın şimdi? Ne yapacaklar seni?

-Yapacak neyim var ki? Bekleyeceğim. Ya odun oluruz kışa, yahut marangoza mobilya. Nasip olmaz bir ûdînin eline geçmek her duta. Bu arada kulağıma çalınanlardan, yerime bir çeşme yapılacağının malumatı da ulaştı. Mahalleliyi suvaracak, belde tarihine münasip zarif bir çeşme...

-Çeşme için kestiler öyleyse seni. Çeşmeye en münasip yeri, senin bulunmadığın yer olarak gördüler.

-Nasıl?

-Yani sen olmadığında ancak çeşme olabilirdi. Varlığın, bir çeşmeye engeldi.

-Karışık konuştun Muhafız, pek anlamadım bu sözlerini; ama sen bana şu mimardan bahsedebilirsin biraz: Mimarı kim olacak sence bu çeşmenin?

-Mimar mı? Mimarisi olmayanın mimarı olamaz. Kataloglardan seçilecek dökme bir çeşme modelinin dışında, nevi şahsına münhasır çeşme mi bekliyorsun ey bahtsız!

-Yerime kim, nasıl gelir muammasını bırakalım öyleyse, sana hislerimden bahsedeyim biraz. Mekânın son nefesini verirken, zamana uygun olan da bu olsa gerek.

-Anlat bakalım, dinliyorum seni emekdar.

-Yolların kavuştuğu bir mevkide, yalnız bir meyve ağacı olmanın tüm olumsuzluklarını silmişti zihnim. "Sahibi yok, yolun hakkıdır bu" diyerek uzanan parmakların tatlı bir karşılığı olarak yaşadım mutlu-mesut. İnsanların mülkiyet ceberutundan âzâde...

Sobacı Mustafa Usta'nın elindeki çekicin, örste çıkardığı âhengi işitirken, sacın tezgahta evre evre kuzineye dönüşmesine şahit olurken; İrfan Hafız, ikindi vakti Ku'rân okurken; Mukaddes Hanım, meftun bir nazarla misket oynayan çocukları pencereden seyrederken, ben de onları seyreden bir aşıktım.

Arif Bey, her daim ütülü beyaz pantolonu ve gömleğiyle öğle namazına çıkar. Geriye kalan bütün gününü hasta eşi Zeynep Hanım'a hasrederdi. Rûziye Anne, cumbada bir danteldi. Köse Ayşe, mütebessim, güzel akça bir yüz. Semerci Mehmet'in kesik kesik öksürükleri, günde iki paket maltepe olup duman duman yükselirdi semerci dükkanından.

Atlar, eşekler gelirdi nalbura. Arif Usta, babası kadar zanaatında mahirdi. Vakti, ezana ayarlı bir gün, esnafın kapı önüne çıkarttığı ibriklerden dökülen ve güneşte pırıl pırıl parlayan suda akıp geçerdi. Saatçi Nevzat'ın saatleri kadar vakti dakik bir tayin yöntemiydi bu benim için.

Büyük çadırlı kamyonuyla ticaretin hızlı soluğuydu İsa Bey. Erken göçtü bu âlemden. Nebiye Hanım'ın neşeli, Kudüllü Sapriyenin telaşlı sesi gelirdi Rüştiye'den. Hasan Duman'ın alaycı bakışları...

Panayırda, Uzun Mehmet'in elma şekeri kokusuyla esrirdi başı mahallelinin. Hacı Rüştü, İstanbul'u taşıyıp İstanbul'u doldururdu keskin kumaş kokulu manifatura dükkanına. Yüksel Bey'in zahire ambarındaki sandalyesinde zarif oturuşu; kahvesini, gazetesinin ciddiyetiyle yudum yudum içişi...

Delikanlı Faruk'un, Hacı Rıfatlar'ın konağından saldığı güvercinler bölük bölük gelir de dallarımda çırparlardı şehvetli kanatlarını. Gökçeler'in şuradaki konağı yıkılmamıştı henüz. Beni asıl o zaman keserler demiştim; ama bak talihe...

-Bir de "dut kurusuyla yâr sevilmez" derler; sen, can ü dilden sevmişsin sokağını...

-Bakır sahana doldurup komşusunu sevindirirdi insanlar yemişlerimle.

- Öyle konuşuyorsun ki dinleyen seni yalnız bir dut ağacı değil de dut bahçesi sanacak.

-Değildim fakat, yalnız bir ağacın da mahallede bir şeyi tamamlayacağını öğrenmiştim. Ben, o tamamlayandım. Mevsim, yapraklarımda inkılap ederdi.

-"Dut yaprağı açtı, soyun; döktü giyin." Bunun gibi gibi mi?

-Evet, ama sadece bu da değil. Bir çocuğun ağaçla arkadaşlığını gördüm, ağaçla serpildiğini. Çocuklarla büyüyen tatlı bir şifa idim ben. Onlar, damaklarda kalan dut aromasıyla buyur ederlerdi yaz mevsimini. Daha dut verebilirdim biiznillah. Bu yaz, ne kadar yüklü olduğuma sen şahitsin Hisar Muhafızı. Git sor, Bursalı da şahittir. Her hafta nasıl ırgalandığımı o da bilir. Saatçi Nevzat da...

-Bu beldenin dutu bitmez, mebzuldür. Senin yokluğun meyvesiz bırakmayacak çarşıyı ey şaşkın! Ancak bir şey var ki çiğnenmesi korkutucu olan asıl o. Düşün, bir sabah uyanıyorsun Karşı Mahalle'deki Çınar'ı kesmişler, bir sabah uyanıyorsun parktaki Kestane'yi... Mümkün mü böyle bir şey? Ama bir ikindi vakti çıkmadı mı Sarıkız'ın başına buldozerle o meşum baz istasyonu? Bir beldenin cümlesine mal olmuş bir taşın yerinden oynatılması dahi istişareyi elzem kılarken...

Çarşıya sorulmadan, mahalleliden müsaade alınmadan, onların razılığı düşünülmeden kayıtsız ve kaygısız yapılan her iş güdük kalmaya mahkumdur. Bereketsiz...

Hafıza, sembollerde yaşar, sembollerde soluk alır. Onlara bakarak geçmişin yaprakları çevrilir birer birer. Âhirette dile gelecek tüm sembollerin hakkı içün helal eyle hakkını sevgili Dut Ağacı...

Seni, İrfan Hafız'ın sesinden, Hacı Fâik Bey'in Tâhir Bûselik makamında bir Yürük Semâî'siyle selamlıyorum:

Düştüm düşeli mihnet-i dünyaya usandım

Çün gurbete düştüm de bu gafletten uyandım

Her türlü cefâlar ile âteşlere yandım

Bilmem ki rahat Fâik'e yok şimdi inandım

Not: Yunuspaşa çarşısı alt girişinde çürüyen(!) ve yıkılma tehlikesi olan(!) dut ağacının âfâtından(!) bizi koruyan belediye yetkililerine ne kadar teşekkür etsek azz!

 


25 Ağustos 2011 - 00:51:19 - 2704 günlük
Ekleyen:
Mustafa Özbilge

Okuyan: [7243] Yorumlayan: [6] [Yazdır]

Yorum yap


Yorumlar:  

Yazan: Ümit Aloğlu 

4.9.2011 - 10:30:50

Genç arkadaşımı okurken Üstat naci İşsever'in üslubunu anımsadım. Müthiş heyecanlandım. Naci Usta'ya buradan sesleniyorum: Tebrikler, arkandan senin sesini, nefesini kullanan, üslubunla yazan birsi yetişiyor.Bu Taraklılı üslubudur ki eşyayı, zamanı ve kainatı barıştırıp bir celsede bir masaya oturtur. Tebrikler genç arkadaş, sizin gibiler az gelirler; lütfen kendinizi örerek devam edin yaşamaya ve yazmaya...

Yazan: musa gürol 

28.8.2011 - 17:48:07

İncitmeden incinmek herhalde buna denir. Nezaket,zerafet,hiciv,telmih....

Yazan: Ufuk ŞEN 

27.8.2011 - 17:09:51

Bu yazıyı okurken ve ardından yazılan yorumları okurken, yazıdaki ve yorumlardaki üsluptan; Mehmet ERKAL hocamın deyimiyle içimdeki Taraklıyı hissettim.

Yazan: Ahi Naci 

25.8.2011 - 18:11:31

Eşyaya can verip onu da konuşturan bir edebî tarz -intaks- vardı. Bu yazıda eşyadan insana bizi gezdiren kalite ve kıvamın müjdecisi olmak isterim. Taraklı dönüp dolaşıp, bize bizim lehçemizle hitap eden tercümanlar yetiştiriyor. Teker demirlerini genleştiren son demirci sağdır. Semerci Sabri Amca'nın keser sesleri, onun Kurşun Cami'ye sinmiş aminleri ve teravih muezzinliği... Siz gerçekten -seyrek gelen- Taraklılısınız. Tebriklerimle kutlamak isterim. Ahi Naci.

Yazan: Faruk Serkan 

25.8.2011 - 17:44:47

Malum: Dut ağacı meyve verdiğinde ağacın meyvesi ırgalanarak toplanır! Meyvesiz, lûtufsuz olanı ırgalamazlar; öyle olanlar ırgalanmazlar. Onlar senin gördüğünü, senin duyduğunu bilemez. Anlattıkların onları ırgalamaz! Lakin onlar dutun uzanan lûtufkâr dallarından derslerini almazlar. Onlar lûtfedip de iştişâre etmezler. Bir sabah bir bakarsın, Sarı Kız 'baz istasyonu'nda tecavuze uğramış; Orta Çarşı'daki çeşme kaldırıldığı için gusledecek su bulunamamış, abdestsiz olmaz bu iş denmiş, yeni çeşme için dut ağacı kesilmiş... Velhasıl kızı baştan isteseydiniz, istişare etseydiniz bunlar olmayacaktı: Kan akmayacaktı!

Yazan: Abdullah Birisi 

25.8.2011 - 08:57:02

Keşke şu dut ağacını, kesilmeden önce konuştursaydın be kardeşim. Ozaman elbirlik savunurduk onun hayatını. Desene bir tarihi belge yok oldu. Taraklı Tarihi bünyesinde mahfuz, böyle nice dilsizlerimizin serencamını deşifre etmek, bazı koltuk sahiplerinin koltuklarını sallar herhalde. Tavsiyem; Koltuk sahipleri bu konularda daha dikkatli olsunlar. Koltuklarını srviyorlarsa tabi...

Sayfa: 1
 
Yazara Ait Diğer Yazılar
• Kardanadam
• Taraklı'nın İstiklâl Mada
• Belediye Başkanları Muhta
• Şeytan Boşaltır
• Belkıs
• Taksim
• İktidarın Maslahatı mı, M
• Bayramı İâde Edebilir miy
• Taraklı'da, Elvedâ Yâ Şeh
• Cemalettin Hoca ve Hisar
Diğer Yazıları ▲▼


Yeni Köşe Yazıları
• BEDENİMİZİ YIPRATAN SERBE (Uzm. Diyetisyen Fatma FİDAN)
• Adı Konulmamış Savaş (Hüseyin Kolaç)
• Sakarya'nın Turizmine (Dr. Dursun Bostancı)
• Siyaseti Dizayn Etmeye Ça (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• 10 Ocak Çalışan Gazetecil (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Kardanadam (Mustafa Özbilge)
• Radikal İslamcıların Deği (Abdurrahman ZEYNEL)
• Kur'an ın Çağrısı 2 (Fahrettin YILDIZ)
• Bayraktaki AL Rerkten Hab (Dr. Dursun Bostancı)
• BİR ZAMANLAR POSTACI’YI (İzzettin KÖMÜRCÜ)


En Çok Okunan Yazılar
• Hafız İrfan Çakır ve Tara (Mustafa Özbilge)
• Kur'an-ı Kerimi Bilinçli (Fahrettin YILDIZ)
• Hattat Saim Özel (Mustafa Özbilge)
• Sazkaya’nın Ardında (editör)
• Pekmez Nasıl Yapılır ? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Sırma Su ve Şaban Dişli (Sezai MATUR)
• Kırmızı Fahri ve Aşûre (Faruk Serkan YILMAZ)
• Mümkünlü Kasabası Neresi? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Enver Topuz Paşa'dan sela (Ali Fikri AŞIK)
• Forson Mustafa (Faruk Serkan YILMAZ)


Sosyal Medya

Bizi Takip Edin

whatsapp
1
2
3
4
5
6
7
 
Aktif Ziyaretçi: 8 | Bugün Tekil: 710 | Toplam Tekil : 2877313 | Toplam Çoğul: 54263326 | Ip : 54.227.76.180
Online Yazarlar : Sitede hiç Yazar yok / Son 5 dk. içinde

2006 - 2018 © TARAKLI AJANS
Web sitemizdeki içeriğin tamamının ya da bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Hak ihlali sonucu yasal mercilere başvurulacaktır
En iyi görüntü için 1280 X 1024 ekran çözünürlüğü ve IE8  tavsiye ediyoruz..