TARAKLI AJANS �nternet Gazetesi - Tarakl� Haberleri - G�ncel - Politika - Siyaset - Spor - Ekonomi - Ya�am - E�itim - K�lt�r - Sa�l�k - Forum - Blog

Dıngılım

Mustafa Özbilge

Bir Nefeste Sonbahar

 
A
A
A
A
A
A
A
Bir Nefeste Sonbahar

Hüznün hakikatli nefesini solukla, dedi.

Teşrîn-i evvel erişmişti. Yaza dâir her şey, bulutların perdelediği güneşin süklüm püklüm kararsız ziyâsı altında pul pul dökülüyordu. Yapraklar değil yalnız, dökülmeyen saçlarım da dökülüyordu. Kendimi kollarında bulduğum ürpertici bir soluktu sarı Sonbahar. Sürüklüyordu ağaçları peşi sıra, târumâr olmuş bir bahçenin kuytularına doğru, beni de yanında götürüyordu.

Daha başından anlamıştım bir şeyi ispata mâtuf olacağını bütün olacakların. Ezâ ve cefâsına katlanmak böylece mümkün olacaktı.

Neye bakmamı istiyorsa baktım, kapamadım gözlerimi, çekinmedim gölgesinden eşyanın. Duymamı istediği tüm seslere karşı açıktı kulaklarım, her sedâyı bir mûsikî, her sessizliği bir sükûnet addettim. Gözlerimden yaşlar boşandı hapşırmaktan, yine de dimağda yer bulan her zerresiyle bütün tozlarını soludum ikliminin.

Benim tabiatıma bağlanmış düğümleri çözecek olan bir tabiattı onunkisi. Mayası toprakla karılmış bir tabiat… Gordion'dan uzak, İskender temennasından bağımsız düğümlerimle, kör düğümler atlasında yer etmiş yaraların mahpusuyken ben, her gün başka bir düğümle bağlı kılınmak işkencesinden beni azad edecek, tarifsiz kederlerin müzmin düğümlerine dokunacak, efsunkâr bir kılıç değil, hakîm parmakların şifâ-bahş sahibiydi Sonbahar.

Alnımı messetti pak eliyle: Hüznün hakikatli nefesini solukla, dedi. İçine çek ve bir daha bırakma bu havayı. Seni bıraktığımda, onu da bırakacaksın.

Yalnız bir nefesçik hüzün müdür seninle olmamı mümkün kılan diye soramadım.

Dolaşmaya başladık...

Rüzgârın çarptığı manzaraları geçtik, harâb olmuş metrûk binâları: rengi uçmuş tarhlarında çiçekler, parklarda üryan ağaçlar, çürümüş yaprakların yığınında hepsi arkamızda kaldı. Dedim ki: kararsız soğuk rüzgârların ardından gidiyorsun pusulasız. Sarı, durgun çehresini eğdi yüzüme: Ağaçları işaret ederek: vakti bilir onlar, rüzgârgülünü takip etmelerine hiç lüzum yok, dedi

Rıhtımda bekledim. Gök karardı, deniz kabardı, köpük köpük dalgalar sahilde yuvalandı. Bir patlamayla her taraf bir anda aydınlandı. Yağmur damlalarının duruluğunda seyrediyordum denizi. Sonbahar'ın avuçlarına teslim olmuş, teselli arayan, göç yolları üzerinde kalakalmış elem yüklü, garip bir yolcunun heybesindeki rutûbetli bir dilim ekmek gibi kendimi utanca gark olmuş hissettim.

Pejmürde birkaç martıdan başka ne kalmıştı burada? Haydi, gidelim, dedi.

Bulanık bir ırmağın kıyısında oturduk. İnsana ilişik eşyadan ne varsa, bir bir geçiyordu önümüzden. Bir dilim ıslanmış ekmeği çıkarıp koynundan, ırmağa bıraktı. Balıkların halka halka yaklaşıp, kabarcık kabarcık çepeçevre üşüştüğünü seyrettik. Bir uğultu başladı ırmağın yukarısından. Ekmeği nereden bulduğunu sormak için arıyordum gözlerini, çağlayan ırmağın yukarısından gelen bir habere çevrilmiş buldum, baygın ve donuk: Seldir, dedi, gelir ve gider.

Kaç düğümü çözdün şimdiye kadar, daha kaç düğüm çözeceksin, dedim.

Sessiz kaldı.

Güzeldi, yorgun bir güzellik taşıyordu çehresi. Tüm yorgunların güzelliğinden alınmış emanet bir güzelliğin birleşeniydi o. Sokuldum yanına ve: güzelsin, dedim.

Bir tek düğüm var, gerisi insanın kendi sarmaşık evhamıdır, dedi.

Ser verip sır vermeyen ketûm sevgili... Dağınık saçlarındaki huzursuzluğu, gözlerindeki hüznü, soğuk parmaklarında hissettirdiği ayrılığın tedirginliğiyle:

Nerede bırakayım seni, dedi.

Bir mâbede lütfen, dedim.

Irmakta yıkanmalısın öyleyse, dedi.

Hazin, buruk, müteessir bir suyla yıkadım uzuvlarımı. Bir mâbedin kubbesi altında durup farza niyet ettim yaşlı bir imamın arkasında. İkinci rekâtta selam verdik. Benden başka kimse itiraz etmedi duruma. Uzanıp dokundum kamburlaşmış sırtına imamın: Sehv ettiniz, dedim; dört rekâtlık bir namaz olmalıydı bu kıldığımız.

Tüm veçhesiyle dönerek arkasına:

-İkindi vaktidir evladım. Bizler seferiyiz. Hicran okuduk, ızdırap üflüyoruz hâlâ. Sen de hüzün okumuşsun biraz, hazân kokuyor ağzın, kifâyet etmemiş henüz besbellidir, dedi.

Çatlayacak sandığım göğsümden, tüm nefesini boşalttı hüznüm...

Elveda Sonbahar...

Elveda...

 

 


4 Ekim 2011 - 13:10:43 - 2664 günlük
Ekleyen:
Mustafa Özbilge

Okuyan: [4663] Yorumlayan: [0] [Yazdır]

Yorum yap



Bu Köşe Yazısı için henüz yorum yapılmamış

 
Yazara Ait Diğer Yazılar
• Kardanadam
• Taraklı'nın İstiklâl Mada
• Belediye Başkanları Muhta
• Şeytan Boşaltır
• Belkıs
• Taksim
• İktidarın Maslahatı mı, M
• Bayramı İâde Edebilir miy
• Taraklı'da, Elvedâ Yâ Şeh
• Cemalettin Hoca ve Hisar
Diğer Yazıları ▲▼


Yeni Köşe Yazıları
• BEDENİMİZİ YIPRATAN SERBE (Uzm. Diyetisyen Fatma FİDAN)
• Adı Konulmamış Savaş (Hüseyin Kolaç)
• Sakarya'nın Turizmine (Dr. Dursun Bostancı)
• Siyaseti Dizayn Etmeye Ça (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• 10 Ocak Çalışan Gazetecil (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Kardanadam (Mustafa Özbilge)
• Radikal İslamcıların Deği (Abdurrahman ZEYNEL)
• Kur'an ın Çağrısı 2 (Fahrettin YILDIZ)
• Bayraktaki AL Rerkten Hab (Dr. Dursun Bostancı)
• BİR ZAMANLAR POSTACI’YI (İzzettin KÖMÜRCÜ)


En Çok Okunan Yazılar
• Hafız İrfan Çakır ve Tara (Mustafa Özbilge)
• Kur'an-ı Kerimi Bilinçli (Fahrettin YILDIZ)
• Hattat Saim Özel (Mustafa Özbilge)
• Sazkaya’nın Ardında (editör)
• Pekmez Nasıl Yapılır ? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Sırma Su ve Şaban Dişli (Sezai MATUR)
• Kırmızı Fahri ve Aşûre (Faruk Serkan YILMAZ)
• Mümkünlü Kasabası Neresi? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Enver Topuz Paşa'dan sela (Ali Fikri AŞIK)
• Forson Mustafa (Faruk Serkan YILMAZ)


Sosyal Medya

Bizi Takip Edin

whatsapp
1
2
3
4
5
6
7
 
Aktif Ziyaretçi: 20 | Bugün Tekil: 712 | Toplam Tekil : 2877315 | Toplam Çoğul: 54263515 | Ip : 54.227.76.180
Online Yazarlar : Sitede hiç Yazar yok / Son 5 dk. içinde

2006 - 2018 © TARAKLI AJANS
Web sitemizdeki içeriğin tamamının ya da bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Hak ihlali sonucu yasal mercilere başvurulacaktır
En iyi görüntü için 1280 X 1024 ekran çözünürlüğü ve IE8  tavsiye ediyoruz..