TARAKLI AJANS �nternet Gazetesi - Tarakl� Haberleri - G�ncel - Politika - Siyaset - Spor - Ekonomi - Ya�am - E�itim - K�lt�r - Sa�l�k - Forum - Blog

Dıngılım

Mustafa Özbilge

Milliyetçilikten Milliliğe Kavramsal Hicret!

 
A
A
A
A
A
A
A
Milliyetçilikten Milliliğe Kavramsal Hicret!

Ozan İpek, Türkçe Öğretmenliği 3. sınıfta okumaktadır. Trabzonludur. Geçen günlerde dükkana gelip bir yazısını benimle paylaşmak istediğini söyledi. Eleştiriye açık olmakla birlikte evvela kendi siyasi macerasının bir özeleştirisi olarak yazısının okunması gerektiğinden bahsedince madem öyle tecrübe paylaşılır diyerek bu talebenin makalesini faydalı olabileceği düşüncesiyle burada yayımlıyoruz.

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde ’kavram‘ kelimesi: “Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı” şeklinde tanımlanır. Yani fikriyatımızı oluşturan hiyerarşik basamakların zihnimizdeki teşekkülü. Bir başka ifadeyle, düşünmek için gerekli olan en önemli unsur. Buradan hareketle, kavramlarla düşündüğümüzü rahatlıkla söyleyebiliriz. Madem kavramlarla düşünüyoruz şöyle bir soru geliyor insanın aklına:

Acaba bir kavram her insanda aynı şeyi mi ifade eder? Kanaatimce meseleye toplum bağlamında bakmak daha sağlıklı bilgilere ulaşmamızı sağlar. Çünkü bazı kavramlara yüklenen anlam yükü, genelde o toplumdaki insanların genel bir uzlaşısını ya da o toplumdaki insanların ortak yargılar bütününü ifade eder. Meydana gelen ortak anlam yükü ise toplumda ortak bir bilinç oluşmasını sağlar. Karışıklığı gidermek için bir örnekle açıklayalım.

“Birden inen bir bulutla karardı yüzün Ne zaman gülecek olsan, vay sen misin gülen Hemen yetişir hüzün”

Behçet Necatigil’e ait olan yukarıdaki dizelerde milletimizin ortak bir bakışı gizlidir: Çok güldüğümüz zaman ağlayacağımızı düşünmemiz. Yediden yetmişe toplumuzda bu ortak bakışı düşünmemiş/hissetmemiş olanımız yok gibidir. Aslında bu durum, milletimizin gülmek ve ağlamak kavramlarına dair ortak zihinsel soyutlamalar içinde olduğunun göstergesidir.

Millet olarak gülmek ve ağlamak kavramlarına ait ortak algılara sahip olduğumuz gibi “Milliyetçilik” kavramına ilişkin de ortak algılarımızın olduğu söylenebilir. Yani bana göre toplumumuz milliyetçilik kavramına ilişkin ortak bakış açılarına sahiptir. Peki, nedir bu bakış açıları? Bunun cevabını verebilmek için kısa bir tarih yolculuğuna çıkmamız gerekiyor.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde –devletin içinde bulunduğu olumsuz durumdan kurtulması için- önerilen üç reha reçetesinden biri olan Milliyetçilik (diğer ikisi İslamcılık ve Osmanlıcılıktır), o dönemlerden beri maalesef milletimizin hafızasına girmiş bulunmaktadır. Özellikle Balkan ülkelerinin bağımsız devlet kurma istekleri ve buna matuf çıkardıkları ayaklanmalar milliyetçiliğin ülkemizde gelişimini hızlandırmış ve ona kendisini adeta “haklı” göstertecek seviyede bir hüviyet atfetmiştir. Öyle ya Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk birer birer milli devletlerini kurmuş, milliyetçilik için gerekli zemin en ideal şekliyle oluşmuştur.

Günümüzden geçmişe doğru ‘ayak izlerini takip edersek’ milliyetçiliğin izlerinin bu dönemlerde sıklaştığını görürüz. (Enver Paşa ve Turan ülküsünün adını hiç anmadığıma dikkat çekerim)Sonra zaman ilerlemiş ‘istiklâl mücadelesi’ verilmiş, yeni bir devlet kurulmuş ve bu devletin temel dinamiklerinden biri de milliyetçilik olmuştur. Yani milliyetçilik resmileşmiştir. Peki, bu durum halka nasıl yansımıştır?

Milliyetçilik kavramı 19. Yüzyılda ortaya çıkan bir kavram olduğundan, o dönemlerde toplumumuzun muhayyilesinde milliyetçiliğe ilişkin bir değer yargısı yoktur. Yani bu kavrama olumlu ya da olumsuz olarak atfedilecek değer yargısı millet nazarında henüz oluşmamıştır. Zamanla gerekli şartların vukusu, geleneğe ilişkin unsurların eski gücünü kaybetmesi (padişah, Osmanlı kültürü), milliyetçi aydınların bireysel başarısı gibi sebeplerden ötürü milliyetçilik, halk nazarında olumlu bir değer yargısına bürünmeye başlamış ve adeta “sevimli” bir hâl almıştır. Bu durumun oluşmasında resmi ideolojinin de tesiri anlamlı boyutlardadır.

Örneğin, ilkokul çağlarında okul bahçelerinde sıraya girerek “andımız” denilen, milliyetçi bir hüviyete sahip olan hamasî sözleri bağırarak söylemeyenimiz yoktur. Daha çocuk denilecek yaşlarda bizlere aşılanmak istenen şey aşikârdır. Bu boyutuyla bile başlı başına ayrı bir yazı konusu olabilir milliyetçilik. Biz konumuzun sınırlarından fazla uzaklaşmayalım. Uzun sözün kısası ismini andığım ya da unuttuğum tercihli ya da dikte edilen birçok sebepten dolayı “milliyetçilik” kavramı insanımızın zihninde yer etmiştir.

İdraklerimize giydiğimiz veya giydirilen milliyetçilik gömleğinin mahiyeti, onu giymemize rağmen bilinmemektedir. Yani bir elbise giyiyoruz ve o elbisenin ham maddesini bilmiyoruz. Sadece bize sunulan şekliyle yetiniyoruz. Etiketiyle/damgasıyla yetiniyoruz. Toplumumuzun –ortak milliyetçilik algısı- tam olarak budur.

Ortada bir kavram var ve insanlar bu kavramı nazar-ı itibara alıyor, ona tabiri caizse “sevimli” bir keyfiyyet atfediyor. Bu, milletimiz adına hastalıklı bir tutumdur.

Milliyetçilik kavramını millet olarak maalesef tanımıyoruz. Örneğin; Karadenizli bir genç gurbete gider. Memleketini özler. Yöresel değerlerini özler. Dilini özler. Arkadaş çevresini özler. Gurbetteki Karadenizlilerle zaman geçirerek önceki düzeninin boşluğunu doldurma çabasına girer. Yöresel yemekler yapar. Sosyal hayatında hemşerilerini tutar… Bu listeyi daha da uzatabilirsiniz…

Milletimiz bu gurbetçi gencin yaptığı şeylerin bütününü “milliyetçilik” olarak adlandırmaktadır. Yargıları da hazırdır: Karadenizliler de çok milliyetçi canım.

Hâlbuki bu kavram ve yüklendiği anlam arasında uzaktan yakından hiçbir ilişki yoktur. Böyle bir ilişki olmamasına rağmen milletimiz ortak bir bakış açısıyla –şehir milliyetçiliği- de dedikleri bir anlam üretmişlerdir.

Bu kullanım halkımız arasında yaygın olmakla birlikte asıl tehlikeli noktayı oluşturmamaktır. Sadece insanların, kavrama karşı geliştirdikleri duygular bakımından olumsuz bir durum oluşturmaktadır. Yani kavramı “sevimlileştirmektedir.” Çünkü bizim insanımız arasında –kendi kültürünü yaşamak- sevimli bir eylemdir.

Asıl tehlikeli gördüğüm nokta şudur; insanımızın milliyetçiliğe yurtseverlik gözüyle bakması ve onun tanımını salt vatanseverlik/ülke menfaatlerini, çıkarlarını gözetme gibi şekillerde yapmasıdır. Milliyetçilik salt vatan sevgisi demekse neden bu kavramı çıkartmak için insanlar 19.yüzyıla kadar sabrettiler. Milletlerini, yurtlarını seven insanlar bu hislerine bir ad koymayı hiç düşünmedikleri için mi?

Kesinlikle hayır. Milliyetçilik salt vatan/millet sevgisi değildir. Fatih Sultan Han’ın, Yavuz’un, Osman Gazi’nin yaşadıkları dönemlerde milliyetçilik kavramıyla tanışmadıklarını biliyoruz. Bu abide isimlerin vatanperver olmadıklarını iddia etmek ne kadar da gülünç olur değil mi? Meseleye bu açıdan bakmayı başaramadığımız için milliyetçilik bu bakımdan da toplumumuzda “sevimlileşmiştir/sevimlileştirilmiştir.”

Yazımızın başında kavramlarla düşündüğümüzden bahsetmiştik. Milliyetçilik kavramına atfedilen marazî tutum hastalıklı düşünmemize sebep olmaktadır. İçinde bulunduğumuz dönemde ve geçmiş dönemlerde yaşanılanlar ortadadır. Kürt sorununun nedenleri, Türk ve Kürt halkının birbirlerini algılayışı incelendiğinde bu durumun ne derece trajik olduğu görülecektir.

Hepimiz çeşitli etnik unsurların içinde, dünyaya matuf bakış açıları kazandık. Bu unsurların içinde doğduk, büyüdük, alışkanlıklar edindik, aidiyet hissettik. Dünyaya bu pencereden açıldık. Kozmopolit bir ortama girdiğimizde etnik özelliklerimizin de bizlerle beraber gelmesi, sosyal yaşamın en doğal durumlarından birisidir. Ana sütü gibi dilimiz, yaşayışımız, esprilerimiz, yemeklerimiz vb. aklınıza ne gelirse, şüphesiz değerlerini içselleştirdiğimiz etnik/kültürel unsurların, bizlere kazandırdığı zenginliklerdir.

Bu halimizle bizler yereliz/ yerliyiz/ milliyiz! Yerliyiz çünkü aidiyet duyuyoruz. Yerliyiz çünkü Urfalı, Batı’ya geldiğinde “acı biber”siz yapamıyor. Yerliyiz çünkü Zeybek çalındığında Egeli insanımız esrik bir hale giriyor. Yerliyiz çünkü bir Zaza kendi diliyle konuştuğunda mutluluk duyuyor.

Bütün bunlar yerli olduğumuzun/ milli olduğumuzun göstergesi. -Milliyetçi olduğumuzun değil.- Bu bakımdan yerlilik; içinde doğduğumuz, doyduğumuz yapıdan aldığımız kıymetlerimize, güzelliklerimize, zenginliklerimize, tarz-ı hayatımıza verdiğimiz bir ad. Milliyetçilikte ise durum farklı. Milliyetçilik halkımızın “sevimlilik” perdesi arkasından, suret-i haktan gördüğü ve mahiyetine vakıf olmadığı akislerdir. Abartılı ve radikal seciyeli insanlık sorunudur…

Milliyetçiliği neresinden tutarsan tut insanın elinde kalır. Milliyetçilik kavramına insanlığın ihtiyacı yoktur. Bu kavram her suretiyle gereksizdir. Resmi ağızların ağzında özlü sözlerin arkasına saklanan şekliyle de, kahve ağzıyla yaygara yapılan şekliyle de, entellektüel boyuta taşıyanların taşıdığı şekliyle de her boyutta gereksizdir. Çünkü milliyet kelimesine -çi ekini ekleyip onu uğraş alanı haline getirip fikriyatımıza kolon yapmak, içinde bulunduğumuz çağda ilkelliktir. Niçin mi? Biraz beyin fırtınası yapalım.

1- Milliyetçilik toplumsal dayanışmaya engeldir. (Kürt Milliyetçileri, Türk Milliyetçileri, Yahudi Milliyetçileri örneği)

2- Milliyetçilik evrensel değil egoludur. Dünyada adını sayamayacağımız kadar çok ideoloji vardır. Bunların büyük bir bölümü evrenseldir. Örneğin, bir devrimci dünyadaki bütün devrimcileri sever, tüm dünyadaki işçi kültürünü yüceltir. Bir Müslüman tüm dünyadaki Müslamanları ümmet anlayışı içerisinde, "İbrahim'in milleti" olarak görür, hatta ‘yaradandan ötürü yaradılana’ değer verir. Fakat milliyetçilik o kadar bencildir ki kendi milliyetiyle sınırlıdır. Bir Türk milliyetçisi bir Ermeni milliyetçisine düşmandır. Rum milliyetçisini ise hiç sevmez.

3- Milliyetçilik Müslüman olan ülkemizde –inançlarımızla- taban tabana zıttır. Veda Hutbesi'ni hatırlamak dahi bu konuyu özetler.

Bütün bunlar göz önüne alınıp, milliyetçiliğin mücrim mahiyetini desteklediği halde unuttuğumuz birçok sebep de düşünüldüğünde -milliyetçilik- kavramına toplum olarak bakışımızı yeniden ele almamız gerekmektedir.

Bu kavramın bizlere –sevimli- gelmesine dur demek ivedilikle lazım gelir. Çünkü bu kavram sevimliliğinin altında, aklın ve insaniyetin sınırlarını zorlayacak kadar cürümler taşır. Peki nasıl dur diyeceğiz? İşte tam bu noktada milliyetçilikten yerliliğimize/milliliğimize veya yerelliğimize yönelmiş kavramsal bir hicretten söz edebiliriz.

Zirâ hicrette hayır vardır!

Uhuvvetle…

 


7 Haziran 2012 - 20:23:01 - 2417 günlük
Ekleyen:
Mustafa Özbilge

Okuyan: [9151] Yorumlayan: [18] [Yazdır]

Yorum yap


Yorumlar:  

Yazan: Mustafa Özbilge 

11.6.2012 - 22:44:11

3. Bütün eski Taraklı evlerinin nice hususiyetleriyle henüz ayakta oldukları zamanlarda,Taraklı da bu evlerin en tabiî muhitini teşkil ederdi.Bütün Taraklı,kendi içine kapalı bir âlem, kendine has,tamamiyle MİLLÎ ve MAHALLÎ bir medeniyetin ifadesiydi.Taraklı'da hayat o kadar MİLLÎ ve HUSUSÎ bir nizamdı ki,bu MİLLÎ MEDENİYET içinde yaşayanlar, MİLLİYETÇİLİĞİN ne olduğunu ve ESBABI MUCİBESİNİN NELER BULUNDUĞUNU bilmezler de,bütün bu nizam ve ananeleri,yüzlerce seneden beri,Kocasu'yun taşıdığı sular gibi, Taraklı'daki mutlu günlerin ve gecelerin tabiî nimetleri telakki ederlerdi.Bu son derece müşfik,tatlı ve deryadil cemiyet içindeki son sohbetleri biz de Taraklı'nın büyüklerinden birer şiir gibi dinlemiştik.İşte Abdülhak Şinasi'den Taraklı'ya uyarladığım bu cümleler,bizi ve bu konuyu ne kadar da iyi ifade ediyor.Eğer Mehmet Erkal'ın Hıdır Dede'nin yanıbaşında yaptığı o enfes sohbetin bir parçası dahi anlaşılmış olsaydı,biz hâlâ boşa kürek çekiyor olmayacaktık.Hakkımızı helal ediyoruz.

Yazan: Mustafa Özbilge 

11.6.2012 - 22:31:40

2. Geleneğimizde bu tip münazaralarda, amaç hakkı ortaya çıkarmaktır aslında, velev ki hak karşımızdakinden zuhur etsin, fark etmez. Mugâlata ise baştan bu niyetin bozukluğunu ispatlar. Fakat anlıyorum, şedid ve şerir ideolojilerin müntesipleri kör taassuplarını dimağlarına öyle bir kazımışlar ki değil kırılması, esnemesi bile mümkün değil. Onların aklı selim üzere olmasını engelleyen bir perdedir bu ideolojiler. Yapabileceğimiz hiçbir şey yok! Hele kasabamızda, tanıdığımız, ağabey dediğimiz büyüklerimizden serd edilmişse bu kırıcı sözler, pek teessüf... Amacı, üzüm yemek değil, fırsat bu fırsat diyerek bağcıyı dövmek olan bu refleksler; yıkıcı olduğu kadar, tanıdıklardan geldiği için yürekten de yakıcı olmuştur. "Dert hep âşinadan gelir, bigâneden gelmez."

Yazan: Mustafa Özbilge 

11.6.2012 - 22:21:00

1. Bir talebenin mutedil bir üslupla kaleme aldığı şu makalenin, bu kadar fırtına koparacağını ummazdım. Düşüncelerini samimi bir dille ifade eden bir gencin emeğinin hemen boğulmaya çalışılması, bizde, fikre ne kadar tahammül edilebileceğinin bir delilini oluşturmuştur. Her tez sahibi, tezini bir delil ile ispata mecburdur. Delilsiz dava ise tahakkümdür. Tahakküm ise işitilmeye bile değmez. Hatalar düzeltilir, fikir beyan edilir, tartışılır; mütalaa ve mübâhase edilir. Ama saldırmak... Sadece hasmâne mukabele... Sâfî bir cedel, nasıl olursa olsun hasmını susturmak emeli... Bizden öncekiler işte bu hatalar yüzünden kayboldu gitti. Şimdikiler de halleriyle bundan pek farksız görünmüyorlar göze. Zayi edilecek daha ne kadar nesil, ne kadar zaman kaldı?

Yazan: tacettin farkatan 

11.6.2012 - 16:37:30

soruma daha yanıt alamadım. Ne o yoksa sende o soruya cevap verecek fikir yok mu? Asıl kendini bir yerlere koyan sensin. benim inancım İslam. Hadisi şerifi kendine göre kullanma.o hadis ki sadece din adına olan inanç için söylenmiştir ve nüansı farklıdır. Naci Abinin yada Mehmet Erkal Hocanın sohbetine ne kadar katıldın. Bizim kadar değildir herhalde. Ne demişti Rahmetli Erbakan Nur çinde yatsın. Hadi ordan hadi ordan!

Yazan: Faruk Serkan 

11.6.2012 - 14:59:59

"Dünle beraber gitti düne ait ne varsa cancağızım. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım."(Hz. Mevlana)Ben sonuna kadar hakikate açık, inattan uzak ve sen bu inadınla ne kadar saplantılı, gerçeğe ne kadar kapalı olduğunu ispatladın. Siz işte Allah'a dönmeyi fırıldaklıkla niteleyen, egolu, "inatçı" güruh... Ben kendimi hiçbir zaman gizlemedim: sağ değildim, soldum, İslam oldum. Neysem o oldum. Senin gibi perde arkasına saklanıp düne kadar(hatta bugün bile) "kardeşim" dediğimi yüze gülüp arkasından vurmadım. "A.Arvasi dünkü bir ŞAHSİYET" dedik, onun yakın tarihte yaşadığına, Taraklı Eriği'den çok sonra sahneye çıktığına işareten. Siz komplo kurmayı iyi bilirsiniz. Alp-Erenler'e dil uzatmak bir yana, biz onlardan haber alırız: Bize kimin ne olduğunu söyleyiverirler! Bizi yem etmeye çalışırken kendin yem olma sakın. Allah tuzakları boşa çıkarır. Blendırsın sensin! İspatı mı? Hiç alaksı olmayan Naci Abi'ni bile karıştırmışsın bu mevzuya. Soruya cevap veremeyince, işi demogajiye dökmüşsün yine.

Yazan: rahim 

10.6.2012 - 22:09:34

Çok basit bir yazı ve sevniye. A.Arvasi ye dünkü şahsiyet ifadenle ne kadar derin ve kafası jkarışık memleket hayrına olmayan bir oluşumun üyesi olduğun anlaşıldı. Bak Serkan efendi blendır fırıldak yani dönen ve dönmenin bir ifadesidir. Soldan sağa veya sağdan sola seninki hangisine uyar bilmem ama kelimelerin yanlış ve alaycı bir ifadeyle kullanılması adamı çarpar. Bırak bu işleri Naci abi bu işi iyi bilir ustaca kullanır kelimeleri. Alperene veya Türk İslam davasının savunucularına dil uzatmak değil senin haddin kimsenin değildir daha fazla uzatma senin inancın sana benim inancım bana kendinizi bir yerlere koymayın..

Yazan: Faruk Serkan 

10.6.2012 - 01:17:19

Çok komiksin! Daraklı (Göynük değil) Eriği Ahmet Arvasi'den daha eski bir tarihe dayanır. Ahmet Arvasi dünkü bir şahsiyet. Ayrıca benim Hoca'dan kastım Ahmet Yesevi idi. Hoca sıfatını biz onun için kullanmıştık. Boyna boyna "denişik denişik" isimler söyleyip icad çıkarma. Lafı bir yerde sabit tut. Daldan dala atlama. Senin kafan çok karışık. Sana Blender Rahim diyeceğim artık. Bahsettiğin isimlerin bazılarının da kafası karışık. Değişik bir ruh halindesiniz. Mehmet Akif'in takipçisi olduğu Cemalettin Afgani ve Muhammed Abduh'a senin şu zikrettiğin Mehmet Şevki Eygi nasıl bakar? Sadece bu sorunun cevabını verebilirsen senin bu meselelerde ne kadar derinlikli olduğunu göreceğiz. Dikkat et çelişkiye düşme yine! Alperen Hıdır Dede'nin hayır pilavından sonra bu meseleyi yeniden ele alırız. Şimdilik daha fazla hışdama!

Yazan: tacettin farkatan 

9.6.2012 - 16:50:03

Güzel kardeşim Mehmet Akif üstadı Arif Nihat Asya'yı reddeden yok. bilakis onlar bizim önden gidenlerimizdir.Sen benim ilk yorumumdaki soruya cevap verme cüretini bile gösteremedin. Laf kalabalığı yapıyorsun. Eğer konu milliyetçilikse seninle sabahlara kadar tartışırız. Bak Milli Gazete diyordun. Milli Gazete Abdurrahim KARAKOÇ'un cenazesine bile vefa gösteremedi. Defnedildiği yeri yanlış yazdı. Hadi yoluna kardeşim hadi yoluna. Senin derdin bağcıyı dövmek. Senin meselen Memleket meselesi değil. Alperenlik hiç değil.

Yazan: ufuk şen 

9.6.2012 - 13:26:59

yazı baştan sona kadar harikulade. Ozan ipek beye ve mustafa kardeşime teşekkür ediyorum. Tartışmalar biraz fazlaya kaçmış gibi.

Yazan: Alp KILINÇ 

9.6.2012 - 03:52:35

Ozan kardeşime sonuna kadar katılıyorum ve kendisini tebrik ediyorum. Milliyetçilik denilen kavram her ne kadar içi başka tanımlamalarla (vatan sevgisi gibi) doldurulmak istense de, özü itibariyle tehlikelidir. Zira, milliyetçilik muhakkak bir ırkı ön plana çıkarır. Millilik milliyetçilik değildir ve onun da dozajı iyi sağlanmalıdır. Çünkü milli devlet diye diye, halklar birbirine yabancılaşmakta, birbirini "öteki" olarak görmektedir. Oysa, İslam'a göre Müslümanlar tek bir vücut olmalıdır. Vatan sevgisi imandan olduğu kadar, milliyetçilik de hastalıktan meydana geliyor. Bunu iyi ayırt etmeli, iyi okumalıyız. Ben kardeşimi tekrar tebrik ediyorum, kendisine başarılar diliyorum.

Yazan: rahim 

9.6.2012 - 00:15:01

Zaten okumama gerek yok artık yazanda yazana destek verende aynı düşüncenin ürünüsünüz. Mehmet Akifi de reddedersiniz, Arif Nihat Asya zaten sizin ilgi alanınızda yoktur. Ne demek hocanın zamanında yoktu. Seyid Ahmet Arvasi Türk İslam Ülküsü kitabında milliyetçiliği tarif ederken daraklı eriği de yoktu.Maşallah ideolojimizi de çözdünüz siyasi hezeyanımızıda anladınız.Reflekslerimizi ve tarafımızı çözdünüz şu gerçekki sizin tarafınızda değiliz. Sizin bu savunduklarınızla rahmetli KARAKOÇ 'un fikirleri arasında dağ kadar fark var. Bu düşüncenizle yanından bile geçemezdiniz.Maşallah prf olmuşsunuz Allah yolunuzu açık etsin.Akite gelince boş ver yazmaya değmez. Ben biraz Milli Gazeteciyim. Mehmet Şevki Eygi ciyim.

Yazan: tacetttin farkatan. 

8.6.2012 - 17:12:56

Rahim bey sen önce şu üslubunu bir değiştir. Bizler ve tüm dünyaya yeni gelen her bebek müslümandır. Sen Peygamber efendimiz (S.A.V.)in hadisinide bilmiyorsun arabın aceme acemin araba üstünlüğü yoktur. Senin bu yazdığın orumlar siyasi hezeyandan kaynaklanıyor. Sizler Bu gün defnettiğimiz Rahmetli Abdurrahim KARAKOÇgibi adama gibi bir adamı bile AKİTTE yazıyor diye hazmedemediniz.

Sayfa: 1 2
 
Yazara Ait Diğer Yazılar
• Kardanadam
• Taraklı'nın İstiklâl Mada
• Belediye Başkanları Muhta
• Şeytan Boşaltır
• Belkıs
• Taksim
• İktidarın Maslahatı mı, M
• Bayramı İâde Edebilir miy
• Taraklı'da, Elvedâ Yâ Şeh
• Cemalettin Hoca ve Hisar
Diğer Yazıları ▲▼


Yeni Köşe Yazıları
• BEDENİMİZİ YIPRATAN SERBE (Uzm. Diyetisyen Fatma FİDAN)
• Adı Konulmamış Savaş (Hüseyin Kolaç)
• Sakarya'nın Turizmine (Dr. Dursun Bostancı)
• Siyaseti Dizayn Etmeye Ça (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• 10 Ocak Çalışan Gazetecil (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Kardanadam (Mustafa Özbilge)
• Radikal İslamcıların Deği (Abdurrahman ZEYNEL)
• Kur'an ın Çağrısı 2 (Fahrettin YILDIZ)
• Bayraktaki AL Rerkten Hab (Dr. Dursun Bostancı)
• BİR ZAMANLAR POSTACI’YI (İzzettin KÖMÜRCÜ)


En Çok Okunan Yazılar
• Hafız İrfan Çakır ve Tara (Mustafa Özbilge)
• Kur'an-ı Kerimi Bilinçli (Fahrettin YILDIZ)
• Hattat Saim Özel (Mustafa Özbilge)
• Sazkaya’nın Ardında (editör)
• Pekmez Nasıl Yapılır ? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Sırma Su ve Şaban Dişli (Sezai MATUR)
• Kırmızı Fahri ve Aşûre (Faruk Serkan YILMAZ)
• Mümkünlü Kasabası Neresi? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Enver Topuz Paşa'dan sela (Ali Fikri AŞIK)
• Forson Mustafa (Faruk Serkan YILMAZ)


Sosyal Medya

Bizi Takip Edin

whatsapp
1
2
3
4
5
6
7
 
Aktif Ziyaretçi: 10 | Bugün Tekil: 710 | Toplam Tekil : 2877313 | Toplam Çoğul: 54263448 | Ip : 54.227.76.180
Online Yazarlar : Sitede hiç Yazar yok / Son 5 dk. içinde

2006 - 2018 © TARAKLI AJANS
Web sitemizdeki içeriğin tamamının ya da bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Hak ihlali sonucu yasal mercilere başvurulacaktır
En iyi görüntü için 1280 X 1024 ekran çözünürlüğü ve IE8  tavsiye ediyoruz..