TARAKLI AJANS �nternet Gazetesi - Tarakl� Haberleri - G�ncel - Politika - Siyaset - Spor - Ekonomi - Ya�am - E�itim - K�lt�r - Sa�l�k - Forum - Blog

Dıngılım

Mustafa Özbilge

Hisar Câmi Neden Var?

 
A
A
A
A
A
A
A
Hisar Câmi Neden Var?

Eski yoldan Taraklı'ya girdiğinizde, sizi Hisar Tepesi'nden güler yüzle karşılayan Hisar Câmi'dir.

I.

Brett, meraklı bir genç. Ağzımdan çıkan bütün kelimeleri sorguluyor, yazıyor, onlarla cümle kurmaya çalışıyor. Arka cebinde taşınmaktan partallaşmış küçük sözlüğü ona kifâyet etmeyince:

-Mustafa, kifâyet ne demek? diye sormaktan hiç çekinmiyor. Batılı bir iştiyak...

Bir Türk kızına aşık olmuş Amerika'da. Kız onu, buralara kadar peşinden sürüklemiş. Sonra da vefasızın kızı, ortada bırakmış Brett'i. Memleketinden uzak, sırtında gitarı, bizim Âşık Garib misâli gurbet ellerde kalakalmış.

İzmit'te özel bir kurumda İngilizce dersleri veriyor. Fıtratını yüzünden okuyabilirsiniz: müellefetü'l- kulûb... Bizim fakirhâneyi keşfettikten sonra haftada bir çay içmeye uğrar. Bakunin, Thoreau, Proudhon'a dair ne bulursa okuyor. Luther King'i seviyor. Ben Malcolm X deyince de onaylıyor. "Henry sen neden burdasın!" diyorum gülmekten katılıyor.

Birgün, kalk Brett, seni Pertev Paşa Câmi'ne götüreyim dedim. Mimar Sinan'ı, nargile muhabbetinden tanıyormuş meğer; ancak her gün yanından geçtiği, İzmit'in Pertev Paşa'sından habersiz!

Câminin kapısına asılmış kısa tarihçesini okuyup içeriye girdiğimizde; imam, çocuklara namaz kılmayı öğretiyordu:

-Tekbir getirdiğimizde, ellerimizi kaldırıp dünyayı arkamıza atarız çocuklar: Allahu ekber!

Anlatıyorum Brett'e: kubbeden, mihraptan, minberden, sütunlardan, tezyinât ve hüsn-i hattan...Kelimelere olan tecessüsü; mimarimizde, yerini daha çok hayrete bırakıyor. Çünkü sormuyor artık, sadece bakakalıyor.

Câminin Cumhuriyet döneminde kırpılan külliyesinden arta kalan kısmını geziyorduk. Musallânın yanından arka bahçeye doğru çıktık. Bahçenin etrafını dolanan dış duvarın bittiği yerde Amerikan Kültür'ün garâbet binasını gördü Brett.

Pertev Paşa'yı karşıdan bir kanser gibi kemiren bu binanın terasına, Özgürlük Heykeli'nin tacı bırakılmış; dış cephesini, elleri göğsünde, Geronimo (Gokhlayeh)'ya benzer genç bir Kızılderili afişi örtmüştü.

Kaçınabileceğimiz bir şey değildi mîmârî. "Charles Garnier de" adlı bir mimarın şu tespiti, durumumuzu pek iyi izah ediyor:

"Tablolar, heykeller, hattâ kitaplar kendilerini kabul ettirmek için baskı yapmazlar. İsteyenler onları ararlar bulurlar; onları beğenmeyenler onların peşinden gitmezler. Mimarlık ise tam tersine sürekli göz önündedir, yaşam onun içinden geçer; o, olmazsa olmaz koşuldur; o, insanların ikâmet ettikleri yerin özüdür. Çok iyi de olsa, sıradan da olsa etrafınızı çevirir, sizi kuşatır ve sürekliliği ve ısrarcılığı ile onu beğenenlerin, onun etkisi altında kalanların duygularını etkiler."

Yüzü kıpkırmızı oldu Brett'in. Bir şeyler söylemek istiyor; ancak zayıf Türkçesi buna engel oluyordu. Cebinden sözlüğünü çekerek, sayfaların arasında gezindi bir müddet. Akabinde sanki bir manifestonun ilk cümlesine başlıyormuş edası ile yüzü bana dönük, işaret parmağı Amerikan Kültür'e uzanmış:

-Mustafa, midem bulanıyor! dedi.

Bu yalnız mimariye çevrilmiş bir bulantı değildi; onun ötesindeki şeye boşalan bir istifrağ idi. Haşim'in diliyle: "... fakir bir ruh, yol ortasına dikilmiş taştan koca bir şekle inkılap edince bütün bir şehrin manevî sıhhatini, nesillerce bozmak kudretinde bir tehlike..." oluyordu. Bir Amerikalı'nın sıhhati de Pertev Paşa'nın bahçesinde işte böylece bozulabiliyordu.

II.

Geçen hafta İstanbul'a gittim. Herifçi oğlunun Ataşehir'de yaptırdığı o iki devasa yapıyı gördüm. Önündeki Mimar Sinan Câmii'ni de. Koca Sinan'ın isminin böyle küçüleceğini hiç düşünmezdim. Nemrut İbrahim'e, Firavn Musa'ya nasıl tepeden tepeden bakmışsa; bu iki bina da aynen öyle bakıyor, çevreyi ezici bakışlarıyla süzüyordu. Ama bir fark vardı. İbrahim Nemrut'u, Musa da Firavn'u devirmişti Allah'ın nusretiyle. Bu zavallı câmi, binaların gölgelerinden doğduğu için, onu yıkabilecek kalbî potansiyele nasıl sahip olacaktı? Çünkü binaların meşruiyetini sorgulamak bir yana; câmi, onları meşru kılar bir temel üzerine inşa edilmişti.

Merhum Turgut Cansever, mekâna ait meselenin idrak alanından çıkarıldığında kültüre dâir bir çok alanın boşta kaldığını söyler:

"Gerçek çevre kültürünün, yani inşa edilmiş çevre ve mimarlık kültürünün olmadığı bir yerde sağlam temellere oturtulmuş başka hiçbir kültür gelişemez. İnsan resim yaptığında, çevre ile ilişkisini yansıtır, heykel yaptığında, bu hem çevresi ile ilişkisini yansıtır, hem de çevrenin içinde yer alacak bir olayı vücuda getirmiş olur. Roman ve hikâye yazılınca, çevrenizdeki dünyayı, insan ilişkilerini yazarsınız. Bugün kültür dediğimiz şey kaçınılmaz biçimde mekân içerisinde cereyan eder. Mekândan arındırılmış hiçbir gelişme olmaz. Mekâna ait meselelerin idraki ve bilinci olmadığı zaman, diğerleri tamamen boşta, kopuk, tutarsız teşebbüsler olarak kalır. Anlam bütünlüğünü kapsamazlar ve ortak zemine sahip olamazlar. Mimarinin 20. yüzyıldaki sefaletinin ana sebeplerinden biri bu."

III.

Eski yoldan Taraklı'ya girdiğinizde, sizi Hisar Tepesi'nden güler yüzle karşılayan Hisar Câmi'dir. Bildiğiniz pür-tebessümdür bu câmi. Gördüğünüzde, yabancı bir yere değil, bir İslâm beldesine geldiğinizi yani emniyette olduğunuzu hissedersiniz. Sizi tehdit etmez, ezmez. Âciz ve zebun hissetmezsiniz kendinizi. Kendinizi hissedersiniz yalnız. Kendinizden yola çıkarak da Rabbinizi. Mevkiînden dolayı ondan daha yüksek bir bina da yoktur Taraklı'da.

Büyükler neden böyle bir yere câmi inşa etme lüzumu hissetmiştir? Çünkü bir İslâm şehrinde, din'i fikrettirecek sembol, İslâm'ın nişanı olan câmilerdir. Bizde, bunu Hisar'ın eteğinden daha iyi hiçbir yer aksettiremezdi. Dolayısıyla Hisar'ın burçlarından eser kalmadığından, işte o boşluğu en münasip bir şekilde bu mütevazı câmi doldurmuştur.

Hisar Câmi, şehirlerin modern câmi mîmârîsiyle mukayese edilemez. Çünkü Hisar Câmi'ni başımızın üstüne inşa eden düşünce, tevazu içinde durmanın (vakfenin) iradesi olan ruh idi. O ruh, kapitalizmle birlikte öldü. Yerine başımızın üstüne binen şeytanî bir ruh peyda oldu. Kapitalizmin ruhu... "Non lieu!"

IV.

Babil Kulesinin lanetini soluyor şehirler. "Başı göklere erişecek bir kule" yapma isteği, Tanrının sırlarına ulaşmak için değil; bizatihi Tanrılık iddiası için... Nihayetinde Firavun da Hâmân'a kule yapma emrini verirken kendi ilahlığının teyidine çabalıyordu:

"Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için çamur üzerine ateş yak (tuğla imal et), bana bir kule yap ki Musa'nın tanrısına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi." (Kasas:38)

Her mevzuda II. Abdülhamit'ten misaller dinletmekten pek hoşlanan muhafazakâr gürûha hatırlatalım. II. Abdülhamit, Mısır Hidiv'i Abbas Hilmi Paşa'nın Çubuklu'da yaptırdığı kasrın kulesinin çok fazla yükselmemesi gerektiğini Hidiv'e gönderdiği bir mektupta şu rakik cümlelerle bildirmiştir:

"İstanbul gibi, İslâm'ın gözbebeği olan bir şehirde, câmi minarelerinden daha yüksek bir kulenin inşası İslâm âlemini gücendirebilir. Yaptırılmakta olan kulenin 152 basamaktan fazla olmaması, arz u şâhânemdir."

Kapitalizmin dilini konuşmak için bütün dilleri unutmaya mecburuz. İki dil aynı anda konuşulamaz, şirk olur.

 


9 Ağustos 2012 - 02:47:01 - 2354 günlük
Ekleyen:
Mustafa Özbilge

Okuyan: [7254] Yorumlayan: [0] [Yazdır]

Yorum yap



Bu Köşe Yazısı için henüz yorum yapılmamış

 
Yazara Ait Diğer Yazılar
• Kardanadam
• Taraklı'nın İstiklâl Mada
• Belediye Başkanları Muhta
• Şeytan Boşaltır
• Belkıs
• Taksim
• İktidarın Maslahatı mı, M
• Bayramı İâde Edebilir miy
• Taraklı'da, Elvedâ Yâ Şeh
• Cemalettin Hoca ve Hisar
Diğer Yazıları ▲▼


Yeni Köşe Yazıları
• BEDENİMİZİ YIPRATAN SERBE (Uzm. Diyetisyen Fatma FİDAN)
• Adı Konulmamış Savaş (Hüseyin Kolaç)
• Sakarya'nın Turizmine (Dr. Dursun Bostancı)
• Siyaseti Dizayn Etmeye Ça (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• 10 Ocak Çalışan Gazetecil (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Kardanadam (Mustafa Özbilge)
• Radikal İslamcıların Deği (Abdurrahman ZEYNEL)
• Kur'an ın Çağrısı 2 (Fahrettin YILDIZ)
• Bayraktaki AL Rerkten Hab (Dr. Dursun Bostancı)
• BİR ZAMANLAR POSTACI’YI (İzzettin KÖMÜRCÜ)


En Çok Okunan Yazılar
• Hafız İrfan Çakır ve Tara (Mustafa Özbilge)
• Kur'an-ı Kerimi Bilinçli (Fahrettin YILDIZ)
• Hattat Saim Özel (Mustafa Özbilge)
• Sazkaya’nın Ardında (editör)
• Pekmez Nasıl Yapılır ? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Sırma Su ve Şaban Dişli (Sezai MATUR)
• Kırmızı Fahri ve Aşûre (Faruk Serkan YILMAZ)
• Mümkünlü Kasabası Neresi? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Enver Topuz Paşa'dan sela (Ali Fikri AŞIK)
• Forson Mustafa (Faruk Serkan YILMAZ)


Sosyal Medya

Bizi Takip Edin

whatsapp
1
2
3
4
5
6
7
 
Aktif Ziyaretçi: 10 | Bugün Tekil: 726 | Toplam Tekil : 2877329 | Toplam Çoğul: 54264223 | Ip : 54.227.76.180
Online Yazarlar : Sitede hiç Yazar yok / Son 5 dk. içinde

2006 - 2018 © TARAKLI AJANS
Web sitemizdeki içeriğin tamamının ya da bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Hak ihlali sonucu yasal mercilere başvurulacaktır
En iyi görüntü için 1280 X 1024 ekran çözünürlüğü ve IE8  tavsiye ediyoruz..