TARAKLI AJANS �nternet Gazetesi - Tarakl� Haberleri - G�ncel - Politika - Siyaset - Spor - Ekonomi - Ya�am - E�itim - K�lt�r - Sa�l�k - Forum - Blog

Vahyin Aydınlığında

Fahrettin YILDIZ

Hz. Peygamber’in Tevhidî Söyleminin Ayırt Edici Özellikleri

 
A
A
A
A
A
A
A
Hz. Peygamber’in Tevhidî Söyleminin Ayırt Edici Özellikleri



Hz. Peygamberin tevhidi söyleminin ilk ayırt edici özelliği “aklî oluşu”dur. Bu özellik, tevhidi söylemin özünü oluşturur. Bilindiği gibi Hz. Muhammed’in peygamberliğinden önce Arap yarımadasına hâkim olan inanç, şirke dayalı olan putperestlikti. Hz. Peygamberin insanları davet ettiği tevhit de akli özelliğiyle beğenilip kabul edilen bir olguydu. Yani, zamanın ortak aklı, tevhidi kabul edilebilir bir inanç ilkesi olarak görüyordu. Bununla, tevhidin kesin akli delillerle ispatlanacağını söylemek istemiyoruz. Bu başka bir konu… Söylemek istediğimiz, o dönemde Hz. Peygamber’in insanları tevhide davet etmesinin, makul bir konuya çağrı olarak kabul edilmiş olmasıdır. Çünkü onun tevhit söylemi, bütün çeşitleriyle şirki reddetmek anlamına geliyordu. O dönemin akıl sahipleri de bu yüzden tevhit davetine icabet etmişlerdi. Zira zamanın ortak aklıyla Hz. Peygamber’in daveti arasında herhangi bir çatışma ve çelişki söz konusu değildi. Öyleyse buradan çıkarılacak sonuç şudur. Bugünkü tevhidi söylemin de zamanımızda geçerli olan akl-ı selimle/ ortak akılla çelişmeyecek nitelikte olmasıdır. Aksi halde tevhidi söylemin en hayati özelliği olan “aklilik” zayi edilmiş, etkisi de sıfırlanmış olur. Bu da “zamanın ortak aklıyla uyumlu olsun veya olmasın bizim görevimiz ilahi mesajı iletmektir. “ demenin doğru ve uygun olmayacağı anlamına gelir.

Öte yandan, Allah’ın hitabı insana yönelik olup kesinlikle tabiat ve toplumda yaşayan insanı muhatap almaktadır. İnsan da farklı boyutları olan; iyi ve kötü tarafları, zaafları ve güçlü yanları bulunan bir varlıktır. Bu sebeple insanın tamamlanmış bir tanımı yapılamaz. Zira o sürekli tekâmül halinde veya bocalama sürecindedir. Bunun için Hz. Peygamber insanları, hedefi Allah’a ulaşmak olan manevi bir olgunlaşmaya davet ediyordu. Ama bu davet, sosyal ve siyasi olguların göbeğinde gerçekleşiyordu. Zira o, insanları kiliseye ve manastıra değil, bizzat toplum içinde gerçekleşecek bir İslami hayata çağırıyordu. Şu halde tevhidi söylem akli ve etkili olmak istiyorsa, insanın hiçbir boyutunu ve hayatın hiçbir alanını ihmal etmemelidir. Çünkü İslam’ın özü ve temel tezi olan tevhit, hayatın bütün boyutlarına yönelik bir ilkedir.
 
İkinci özelliği, “adaleti ve güzel ahlakı temine yönelik olması”dır. Hz. Peygamber döneminde adalet, bazı müşahhas/ somut karşılıkları olan bir anlama sahipti. Bu yüzden Peygamber(as), adaletin gerçek karşılıklarının açık olduğu yerde onlara uyulmasını istemekle yetiniyor; zulmün karşılıklarının açık olduğu yerlerde ise onlardan uzak durulmasını emrediyordu. Kısacası nebevi davet, insanları dönemin zulmünden sakındırıp adalete yönlendiriyor, insanlar ise zulmün ve adaletin ne olduğunu anlıyor, Hz. Peygamber’in terk edilmiş adaleti gerçekleştirmek, yozlaşmış ahlakı da düzeltmek istediğine kesinlikle inanıyorlardı. Çünkü Hz. Peygamber’in sözlerinin hepsi doğru, davranışlarının hepsi adildi. Tevhidi söyleminin özünü de “adalet ve güzel ahlak talebi” oluşturuyordu. Zira tevhidi söylem akliliğe aykırı olamayacağı gibi adalete ve güzel ahlaka da aykırı olamazdı. Bu yüzden Hz. Peygamber’in tevhidi söylem ve eylemlerinin, çağımız insanı için nasıl bir mesaj taşıdıkları, mutlaka çok iyi incelenmesi gereken bir konudur. Şayet bunu başarabilirsek tevhidi söylemin etkisini ve olumlu neticesini görebiliriz. Aksi takdirde bölünüp gruplara ayrılır, tevhidin gücünü ve güzelliğini yitirmiş oluruz. Zira tevhidin hakkını veremeyen, belli gruplara ve dönemlere ait olan söylemler, tarihin çöplüğünde kalmaya mahkûmdur. Peygamberlerin tevhidi eylem ve söylemleri ise asla böyle bir sonucu paylaşmaz, tersine her zaman parlayıp geçmişten günümüze ve geleceğe ışık tutmaya devam ederler.
 
Üçüncüsü, “hakikat/gerçekçi olması”dır. Hz. Peygamber’in tevhidi daveti, ütopik ve hayali değil, gerçekçi bir davetti. Yani o çağda toplumda bulunan potansiyeli görerek gerçekliği esas alıyordu. Onun tevhidi söyleminin ve yirmi üç yıllık uygulamalarının başarıyla sonuçlanmasının sebeplerinden biri de buydu. İlk zamanlar onun davetini kabul edenlerin sayısı bir elin parmakları kadar az olsa da o, dünyadan ahirete irtihal ettiğinde geride büyük bir sosyal ve siyasi yapı bırakmıştı. Bütün Arap yarımadası İslam’ı benimsemiş ve merkezi bir devlet kurulmuştu. Kimileri bu olayı basit bir hadise olarak göstermeye çalışsa da aslında bu çok önemli bir sonuçtu. Bu, gerçekçi bir yöntemi sabırla uygulama neticesinde elde edilmiş bir başarıydı. Zira Hz. Peygamber, çok zor şartlar altında daveti devlete taşımış, devleti de bilgece yönetip dini davetini yaymak için devlet aygıtından yararlanmayı başarmıştı. Ayrıca Hz. Peygamber’in içinde bulunduğu tarihi ve toplumsal şartlar, onun bir devlet kurmasını gerekli kılıyordu. O da bu gerçeği göz ardı etmiyor, böylece “gerçekçi olmanın” tevhidi söylemin ve eylemin en önemli ayırt edici özelliklerden bir olduğunu ortaya koymuş oluyordu. 
 
Dördüncüsü,“rahmet ve şefkat içermesi.”  Hz. Peygamber’in tevhidi söylemi, sertlik ve intikama karşı, şefkat ve merhamete davet etmeye yönelikti. Bazıları “kısası ve cihadı” örnek göstererek güya İslam’da şiddetin varlığını ispatlamaya çalışsalar da gerçek bundan çok farklıdır. Zira kısas Hz. Peygamber döneminde şiddet ve zorbalığın değil, adalet, rahmet ve bağışlamanın bir sembolüydü. O dönemde çokça görülen intikam almanın önüne geçilmesi için öngörülmüştü. Çünkü anılan dönemde bir kabileden öldürülen bir kişiye karşılık olarak çoğu kez birden fazla insan öldürülebiliyordu. İşte kısas, sadece ölçüsüz kan dökmenin önünü almak için getirilmiş bir adalet ilkesi değil, aynı zamanda bir “şefkat ve merhamet” hükmüydü. Zira “merhamet ve bağışlama” adaletten bile daha üstün bir erdemdi. Bu hüküm, “eğer öldürmez ve bağışlarsanız bu Allah’ın rızasına daha uygun olacaktır.” Mesajını vermekte; böylece tevhidi söylemin ve nebevi davetin mantığını, intikam alma ve şiddetin değil, şefkat ve merhametin oluşturduğuna dikkat çekmektedir. Bu durumda günümüz tevhidi söylemi de sadece adalete çağırmakla yetinmeyip ayrıca çağın rahmet ve şefkat ihtiyacına da karşılık verebilecek bir niteliğe sahip olmalıdır. Bu da çağın insanının duyarlılık ve beklentilerini hesaba katmakla mümkündür.
 
İşte Hz. Peygamber’in tevhit söylemi bu ve benzeri bütün ayırt edici özellikleri içermiş, ancak bu söylem bunlardan birine hapsolup indirgemecilik tuzağına asla düşmemiştir. Çünkü bu ilahi mesaj, Allah’ın bütün insanlara yönelik bir hitabıydı ve göklerden yeryüzüne inen bir emanetti. Amacı da insana gerçek ve ideali göstererek fani ve gündelik olguların ötesine yolculuk etme imkânı sağlamaktı. Şayet bu söylem, anılan niteliklere sahip olmasaydı yok olup giderdi. Eğer tevhidi söylem ilahi bir mesaj olarak bu gün de varlığını sürdürmek istiyorsa Hz. Peygamber’in vahiyle başlayan tevhidi söylemine bağlı kalarak insanları Allah’a çağırmalı, bu söylem asla günlük çıkarların ve kısır çekişmelerin seviyesine düşürülmemelidir. Çünkü Hz. Muhammed, tevhidi söylemi asli şekliyle ömrünün sonuna kadar sürdürdü ve bu süreçte kendi insani kişiliğinin en önemli yüzü olarak da sadece peygamberliği gördü. Söz ve davranışlarında hiçbir zaman kendini sırf bir filozof, siyasetçi veya yönetici konumuna düşürmedi. Bu alanlarla ilgili rehberlikleri olsa da o sonuna kadar hep bir peygamber olarak kaldı. Bu durumda Müslümanların da tıpkı Peygamber(as) gibi tevhidi söylemi, her türlü kişisel görüş ve çıkarların üstünde tutup ona sadık kalmaları gerekir.

Eğer dini tebliğ edenler, kendi görüş ve anlayışlarını dinin nihai mesajı olarak ilan edip kimsenin bunları eleştirmesine izin vermezler ve her zaman hata ile malul olabilecek görüş ve tavsiyelerini ilahi bir buyruk ve yasakmış gibi ilan ederlerse asla doğru bir tevhidi söylemde bulunmuş olamazlar ve aralarındaki birliği/ vahdeti de temin edemezler.

 


19 Eylül 2012 - 00:00:48 - 2317 günlük
Ekleyen:
Fahrettin YILDIZ

Okuyan: [7449] Yorumlayan: [0] [Yazdır]

Yorum yap



Bu Köşe Yazısı için henüz yorum yapılmamış

 
Yazara Ait Diğer Yazılar
• Kur'an ın Çağrısı 3
• Kur'an ın Çağrısı 2
• Kur'anın Çağrısı
• Fahrettin YILDIZ, KUR'ANI
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
• Fahrettin YILDIZ, BAKARA
Diğer Yazıları ▲▼


Yeni Köşe Yazıları
• Kur'an ın Çağrısı 3 (Fahrettin YILDIZ)
• Kaymakam Okan Dağlı ile S (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• BEDENİMİZİ YIPRATAN SERBE (Uzm. Diyetisyen Fatma FİDAN)
• Adı Konulmamış Savaş (Hüseyin Kolaç)
• Sakarya'nın Turizmine (Dr. Dursun Bostancı)
• Siyaseti Dizayn Etmeye Ça (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• 10 Ocak Çalışan Gazetecil (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Kardanadam (Mustafa Özbilge)
• Radikal İslamcıların Deği (Abdurrahman ZEYNEL)
• Kur'an ın Çağrısı 2 (Fahrettin YILDIZ)


En Çok Okunan Yazılar
• Hafız İrfan Çakır ve Tara (Mustafa Özbilge)
• Kur'an-ı Kerimi Bilinçli (Fahrettin YILDIZ)
• Hattat Saim Özel (Mustafa Özbilge)
• Sazkaya’nın Ardında (editör)
• Pekmez Nasıl Yapılır ? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Sırma Su ve Şaban Dişli (Sezai MATUR)
• Kırmızı Fahri ve Aşûre (Faruk Serkan YILMAZ)
• Mümkünlü Kasabası Neresi? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Enver Topuz Paşa'dan sela (Ali Fikri AŞIK)
• Forson Mustafa (Faruk Serkan YILMAZ)


Sosyal Medya

Bizi Takip Edin

whatsapp
1
2
3
4
5
6
7
 
Aktif Ziyaretçi: 11 | Bugün Tekil: 771 | Toplam Tekil : 2880853 | Toplam Çoğul: 54335072 | Ip : 3.80.55.37
Online Yazarlar : Sitede hiç Yazar yok / Son 5 dk. içinde

2006 - 2018 © TARAKLI AJANS
Web sitemizdeki içeriğin tamamının ya da bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Hak ihlali sonucu yasal mercilere başvurulacaktır
En iyi görüntü için 1280 X 1024 ekran çözünürlüğü ve IE8  tavsiye ediyoruz..