TARAKLI AJANS �nternet Gazetesi - Tarakl� Haberleri - G�ncel - Politika - Siyaset - Spor - Ekonomi - Ya�am - E�itim - K�lt�r - Sa�l�k - Forum - Blog

Dıngılım

Mustafa Özbilge

Aşkın Gözesi

 
A
A
A
A
A
A
A
Aşkın Gözesi

Bahar yazısı...

I.

Bir su gözesiyle karşılaştığımda, henüz ilkokula gidiyordum. Yaz aylarında, kasabamızın uzak meyve bahçelerinde, gün boyu eğlenir dururdum. Terli bir günün nihayetiydi. Eve dönüş güzergâhımı değiştirmemiştim, ama susuzluğumu kandıracak fıkır fıkır kaynayan bir gözeyi, her gün geçtiğim yolun üzerinde buluvermiştim. Bu, bende esrarla karışık bir mutluluğa dönüşüyordu.

Taşlığa, boylu boyunca uzanarak ateş gibi yanan yüzümü suya bıraktım. Bir müddet sonra, soluklanmak için başımı kaldırdığımda, gözenin artık busbulanık bir hâl aldığını gördüm. Durulması için, sanırım epeyi beklemem gerekecekti. Akşam olmak üzereydi. Oradan ayrıldım.

Gözenin bulunmasını esrârengiz kılan, ummadığım bir yerde karşıma çıkmasıydı. Öyle ki bana bu durum, gizli bir elin onu, oraya sakladığı intibâını verdiriyordu. Sonra, tam da benim ona muhtaç olduğum bir âna tekabül ediyor oluşu...

Peki neden bulanmıştı?

Aşkın ne olduğu, insanın ne olduğuyla konuşulmadığı vakit, parçanın eksikliğiyle yetinmenin yolları, muhtelif şekillerde uzayıp gidiyor. Sanatın bütün dalları, ağaçtan habersiz, meyveye durma yarışında. Çekirdekten başlayıp toprağa kök salmış ağacın özüne varılmadığından, o yüce soyun mahiyeti belirsiz zannediliyor ve tüm meyveler, pazarcının elindeki siyah naylon poşeti boylamaktan kendini kurtaramıyor. Meyvenin daldan değil, halden geldiğine inanıyor çocuklar.

Exupery sesleniyor!

"Süreleri içinde sıralanıp farklarına böldün mü, ağaç konusunda da insan konusunda da hiçbir şey öğrenemezsin. Ağaç hiç de önce tohum, sonra filiz, sonra yaş gövde, sonra kuru odun değildir. Tanımak istiyorsan bölmemelisin. Ağaç, ağır ağır gökle birleşen güçtür. Sen de böylesin küçüğüm. Tanrı dünyaya getirir seni, sonra büyütür, sonra birbiri ardına isteklerle, üzüntülerle, sevinçlerle, acılarla, öfkelerle, bağışlamalarla doldurur, sonra da kendine döndürür seni. Ama sen ne bu okullu, ne bu koca, ne bu çocuk, ne de bu ihtiyarsın. Tamamlanansın sen."  

II.

İlimler(!) her şeyi tasnife yönelerek bilmeyi çoğalttılar. İlimler, ilimlere bölündü kategorilerle. Bölünenler de başka başka küçük bölümlere... Böylece bütünün nazarı körelip parçanın nazarı, mâlûmatın üzerinde tahakküme dönüştü. 

Tevhid, hiçbir şeyi dışarıda bırakmayanın nazarıydı. Şirk ise o bütünlükten parçalar kopardığı zannıyla müstakilleşmek nazarına karşılık geliyordu. Aşkın, pek çok şey gibi tevhidden çekilip beşerin birkaç veçhesine indirgenmesi, kişiyi tabiat âşığı, insan âşığı, bilim âşığı, kitap âşığı, hayvan âşığı, memleket âşığı gibi bir şeylerin âşığı kılardı; ancak âşık kılmazdı.

Bir kadının karşısında: galeyana gelen kalbin iştiyakı, sararan benzin rengi, her şeyini vermekle beraber yine de bir şey verememiş olmanın eksikliği, ihtiyarın terki, irâde dışı hareketler, ıslak ve uykusuz gözler, hüzün, coşku, vecd, hırs, şevk, umut, iman bütün bunlar varlık meselemizi ilgilendirmiyor muydu?

İbn Arabî: Havva, Âdem’den doğmuştur ve bir erkeğin kadına meyli, bir şeyin kendine iştiyak duymasıyla açıklanabilir, der. Aynı şekilde kadının erkeğe vurgunluğu da kendi yurduna düşkünlüğüyle... Yoksa Arafat’ı açıklayabilir miyiz?   

III.

Aşk, özel bir zaman ve mekânda cereyan ederken; âşık da aşkın bütün esrarını gönlüne doldurarak buranın (dünya) kararsızlığını ifşâ ile câhillerin sözlerine kulak vermeyeceğinin ispatını, dervîşâne adımlarıyla ikrar etmektedir. Bu, varlık sermâyesini aşk ile anlamlı kılmaktır. Sonra da o sermâyeyi, aşkın ateşinde gitgide eritip yok olabilmek, bir olabilmektir.

Âşık, aşkını izhar edecek sayısız alâmetler gösterir. Her biri, varlık sahasından çekilen ve onun dil mülkünün ne kadar zengin olduğunu beyan eden hayat nişâneleridir. Teni yaşayıp canı ölmüşlerin şâhitlik yapacakları bir hayatları yoktur. Âşık, ömrünü şâhitliğe adayan asıl şehittir. Çünkü onun her dâim sırtında taşıdığı, yüce dağları acze düşürecek bir yükü vardır. İşte bu yükün hamallığıyla zengin âşık, büyük cihâdın mücâhidi olma vasfıyla müşerreftir.  

Padişahlar, kalelerine güvenirler ve en soylu misafirlerini saraylarında karşılarlar itibar devşirmek için. Âşığın harâb olmuş gönül şehrine, sevgilisinin değil misafir olması, rüzgârının hafiften esmesi dahi vîrânı mâmur, âşığı mesrûr kılmak için yetmekteydi. O rüzgârın kokusuyla dolan âşığın gönlü, bir gün sevgilinin oraya rahmet olup döküleceği ümidiyle bazı bazı teskin olsa da sabırlı bekleyiş, yerini hasret oduna bırakıyordu. Vakt-i merhun gâib idi.   

Yûnus’un: “Âşık olana ne sermâye vü mâl/Dilek iki, gönül bir, bu ne muhal” derken aşkın imkânsızlığına sebep olarak gösterdiği engel, gönle gayrın girmesiydi. Bu yolda ‘araz sermâye olamazdı. Kâr da zarar da bir yerde eşitleniyordu.  

Aşk, varlığın her tarafına yayılmakla birlikte; Mevlâna’nın, bir rubâîsinde bahsettiği gibi, insanda müstesna bir mevkie sahip: “Eğer aşk, nesl-i Âdem’in kemâli olmasa idi, cihanda sıyt ve şöhreti noksan olurdu. Eğer nefsin şehveti aşk olaydı, eşekler ve öküzler, uşşak-ı âlem defterinin en başına kaydolurlardı.”

İnsandaki bu hususiyetten gâfil olan şeytan, ona secde etmedi. Oysa yerlere ve göklere sığmayan, mümin kulunun gönlüne sığmamış mıydı? O zaman hemen soralım: Kullar birbirinin gönlüne bakmakla kime bakmayı ummaktalar?   

   


21  Mart  2013 - 10:25:01 - 2130 günlük
Ekleyen:
Mustafa Özbilge

Okuyan: [4608] Yorumlayan: [1] [Yazdır]

Yorum yap


Yorumlar:  

Yazan: Ozan İpek 

21.3.2013 - 20:49:40

"Kullar birbirinin gönlüne bakmakla kime bakmayı ummaktalar? " Bazân bazı bitirişler, yeni bir başlangıca gebedir. Değerli abim, hayatımıza "son sözden doğan ön söz" olabildiğin ve bizlere incelikli yaşamanın felsefesini yazdığın her satırda gösterdiğin için Allah senden razı olsun. Şüphesiz her yazının öyle ya da böyle bir tadı vardır. Ancak her yazı insanın "gönlüne" hitap etmeye muktedir değildir. Gönle hitap eden ufkuna, gönülden selamlar abicim... Emeğine, yüreğine sağlık!

Sayfa: 1
 
Yazara Ait Diğer Yazılar
• Kardanadam
• Taraklı'nın İstiklâl Mada
• Belediye Başkanları Muhta
• Şeytan Boşaltır
• Belkıs
• Taksim
• İktidarın Maslahatı mı, M
• Bayramı İâde Edebilir miy
• Taraklı'da, Elvedâ Yâ Şeh
• Cemalettin Hoca ve Hisar
Diğer Yazıları ▲▼


Yeni Köşe Yazıları
• BEDENİMİZİ YIPRATAN SERBE (Uzm. Diyetisyen Fatma FİDAN)
• Adı Konulmamış Savaş (Hüseyin Kolaç)
• Sakarya'nın Turizmine (Dr. Dursun Bostancı)
• Siyaseti Dizayn Etmeye Ça (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• 10 Ocak Çalışan Gazetecil (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Kardanadam (Mustafa Özbilge)
• Radikal İslamcıların Deği (Abdurrahman ZEYNEL)
• Kur'an ın Çağrısı 2 (Fahrettin YILDIZ)
• Bayraktaki AL Rerkten Hab (Dr. Dursun Bostancı)
• BİR ZAMANLAR POSTACI’YI (İzzettin KÖMÜRCÜ)


En Çok Okunan Yazılar
• Hafız İrfan Çakır ve Tara (Mustafa Özbilge)
• Kur'an-ı Kerimi Bilinçli (Fahrettin YILDIZ)
• Hattat Saim Özel (Mustafa Özbilge)
• Sazkaya’nın Ardında (editör)
• Pekmez Nasıl Yapılır ? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Sırma Su ve Şaban Dişli (Sezai MATUR)
• Kırmızı Fahri ve Aşûre (Faruk Serkan YILMAZ)
• Mümkünlü Kasabası Neresi? (İzzettin KÖMÜRCÜ)
• Enver Topuz Paşa'dan sela (Ali Fikri AŞIK)
• Forson Mustafa (Faruk Serkan YILMAZ)


Sosyal Medya

Bizi Takip Edin

whatsapp
1
2
3
4
5
6
7
 
Aktif Ziyaretçi: 12 | Bugün Tekil: 714 | Toplam Tekil : 2877317 | Toplam Çoğul: 54263653 | Ip : 54.227.76.180
Online Yazarlar : Sitede hiç Yazar yok / Son 5 dk. içinde

2006 - 2018 © TARAKLI AJANS
Web sitemizdeki içeriğin tamamının ya da bir kısmının izinsiz kullanımı yasaktır. Hak ihlali sonucu yasal mercilere başvurulacaktır
En iyi görüntü için 1280 X 1024 ekran çözünürlüğü ve IE8  tavsiye ediyoruz..