İsrail'e Kan Tedariki (42)

Mustafa Özbilge'nin son yazısı yayında...
Mustafa Özbilge Mustafa Özbilge
Yayın: Güncelleme:

Nasreddin Hoca’ya bir gün sormuşlar:
-Hocam, helada sakız çiğnenir mi?
-Çiğnenmesine çiğnenir; ama demiş Hoca, sizi heladan çıkarken böyle görenler b….. yiyor sanır…


İsrail’le ticareti, yapmasına yaparlar elbet, fakat limanlarımızdan sevkiyat yapan gemilerdeki mallara bakıp yenen şeyin b….. dan öte bir pislik olmadığına vicdan sahibi hiç kimseyi ikna edemezler.

Kanımızın çoğu, plazma yani kan suyu denen bir sıvıdan oluşuyor. Kan hücreleri, kana rengini veriyor. Kan vücudumuzda bir nehir gibi tıpkı petrol boru hattı gibi tıpkı elektrik kabloları gibi atardamar ve toplardamarların içinde, oradan oraya dolaşıyor. Kandaki alyuvarlar; besin ve oksijen taşır. Vücudun her yerine besin ve oksijen taşıyan kan, aynı zamanda karbondioksit gibi atıkları toplar, vücut da onları dışarı atar.

Yediğimiz faydalı besinler, karaciğerimizden kanımıza karışır ve vücudumuza enerji verir. İçtiğimiz su da kanımıza karışır. Kandaki akyuvarların görevi ise mikropları öldürmektir. Savaşçı beyaz kan hücreleri, mikroplarla savaşır; çünkü mikroplar zehir üretir, vücudumuzu hasta eder.

Yaralandığımızda da kanımız, adeta çelik bir ağ örer. Bu beton gibi ağın arkasında toplanan kan hücreleri, tecrübeli nöbetçilerini oraya diker. Kan, yaranın olduğu yerde pıhtılaşır, kurur ve kabuğa dönüşür. Kısa zaman sonra da yeni deri gelişir ve kabuk düşer.

Bakteriler, virüsler vücudumuza girdiğinde çoğalırlar ve hücrelerimizi yok ederler. Bir anda milyonlara ulaşacak bakterilere karşı alyuvarın silahı antikordur. Onlar, antikor denen kimyasal silahla düşmanı yani mikropları öldürür.

Çoğu bulaşıcı hastalığa yalnızca bir kez yakalanırız ya, işte antikorlar bize daha evvel saldıran düşmanları bildiği için nöbete devam ederler.

Gazze’de akan kan böyle özellikleri olan bir kan. İsrail askerleri de aynı kanı taşıyor. İsrail’e tedarikçilik yapanlar, yaptıranlar da aynı kandan. Bilim öyle söylüyor. Irkçılara bakmayın siz. Irklara, dinlere, devletlere göre kanın biyolojik özelliklerinde bir değişiklik olmazmış.

Yani tedarikçilerimiz, İsrail’e gemilerle gıda sevkiyatı yaptığında, bu besinler üç aşağı beş yukarı benim gibi lise hayatında biyolojiden ikiden fazla not alamamış öğrencinin bilgisine göre böyle hayati bir işlev taşır. İnsanın kanına işler.

Tabiî birinin kanına işlemesi diğerinin kanını kurutacağı anlamına da gelir. Tedarikçi/sevkiyatçı/siyasetçi şirketlerse bizim biti kanlananlarımızdır. Biti kanlanmak demek sonradan görmelerin kafasındaki asalakların bile zenginleştiği anlamına gelir.

Atalarımız her damardan kan alınmaz, demiş. Bu söz bilimsel olarak da doğrudur. A’sı var, B’si var, AB’si, 0’ı, negatifi, pozitifi var. Herkesten yardım alınamaz; ama biz sıfır (0) grubuyuz. Herkese kan verebiliriz.

Bu arada siyasetçiler, içim kan ağlıyor falan derse inanmamak lazım, çünkü bunun bilimsel bir gerçekliği yokmuş. Fakat kan halkın beynine sıçrarsa; durum tehlikelidir, felç geçirirmiş insan. Bilim buna pıhtı atması diyor, buna inanmalı.

Timur’un fillerinden şikayetçiymiş gibi yapıp Nasreddin Hoca’yı uluorta Timur’un karşısında bırakanların başına her ne geliyorsa kendi ellerinden geliyor. Bunu da sosyoloji bilimi diyor, buna da inanmamak olmaz.

Şimdi, bunlar “İfadelerin Gramatik Ayrımı”na göre inanç meselesi değil, idrak meselesi diyorsanız tamam, yazımızın konusu da işte bu. Türkçeden Kur’ân’a, Kur’ân’dan Türkçeye kelimeler çalışmamızın 42’incisi olarak ele almaya çalışacağımız kelime idrak.

Dereke kökünden gelen idrak kelimesi için Kubbealtı Lugatı, şunları söylemiş: “Anlama yeteneği, akıl erdirme, anlayış; ulaşma, erişme; olgunlaşma, kemâlini bulma; obje hakkında ilk ve düzensiz veriler olan duyumlardan farklı, fakat onlara bağlı olarak o objeyi bize mânâ kazanmış bir bütün şeklinde bildiren, onun şuûruna vardıran zihin işlemi, ben’in kendi içinde, iç dünyâsında cereyan eden hallerin şuûruna varması, algı.”

İdrak etmek, anlamaktır; idrakisizlik ise anlayışsızlık. idrakiye ise “Zihnin dış dünya hakkında vâsıtasız bilgiye sâhip olduğunu savunan görüş, algıcılık.”

İdrak kelimesi En’âm Suresi 103. ayette fiil şekliyle şöyle geçer:

tudrikuhu-l-ebsâru vehuve yudriku-l-ebsâra vehuve-l latîfu-l habîr”

(Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder.” O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır).

Şair Nef’î’nin bir beytinde kelime şöyle geçer:

Kendimizden ne kadar bîhaber etse bizi aşk
Ol kadar zevk-i gam-ı firkati idrâk ederiz


(Aşk, bizi kendimizden ne kadar habersiz etse yani kendimizden geçirse ayrılık gamının zevkini o kadar idrak ederiz).

Derk kelimesi “Anlama, kavrama, idrâk etme; en aşağı tabaka, dip.” manalarına gelir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın bir mısraında kelime şöyle geçer:

Tedbirini terk eyle
Takdirini derk eyle


Dereke kelimesi de Türkçede: “Maddeten ve mânen aşağı derece, aşağı seviye” manasına gelir. Kelimenin çoğulu olan derekât da Türkçede kullanılır.

Dereke kelimesi Nisa Suresi 145. ayette şöyle geçer:

“İnne-lmunâfikîne fî-d derki-l-esfeli mine-nnâri velen tecide lehum nasîrâ”

(Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın).

Yine Taha Suresi 77. ayette kelime şöyle geçer:

"Velekad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi'ibâdî fadrib lehum tarîkan fî-l bahri yebesen lâ tehâfu deraken velâ tahşâ"

(Andolsun ki biz Musa'ya: kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç diye vahyetmiştik).

Yahya Kemal 1921 yılındaki bir yazısında kelimeyi şöyle kullanır:

“Dediğimiz gibi İstanbul halkı, hissen milletine pek bağlı, lâkin fikren bu derekededir. Kaderin sevkiyle Anadolu’daki milli mücadeleye katılamadı. Bari etkili olduğu kadar, basit de olan bu ekonomik savaşa azmetse.“


“Çabuk anlayan, çok anlayışlı” manasındaki derrâk kelimesi de aynı kök üzeredir.

Kelime Şeyh Gâlib’in bir beytinde şöyle geçer:

Edip ilhâm-ı Râbbânî dil-i derrâkini tenvir
Nizâm-ı mülke dâir tâze mazmûnlar eder inşâd


(Çok anlayışlı gönlünü Rabbânî ilham aydınlatıp ülkenin düzenine dair taze sözler söyler).

Tedarik kelimesi de aynı kök üzeredir. Kelimesinin çoğulu tedârükâttır. “Edinme, sağlama, hazır etme, hazır bulundurma, araştırıp elde etme; hazırlık” manalarına gelir.

Tedarikçi ise “Ticarî veya sınaî kuruluşlara ham madde, ürün veya hizmet sağlayan toptancı kişi veya kuruluş” için kullanılır. Tedarikli, tedariksiz, tedarikleme gibi eklerle muhtelif kelimeler türetilmiştir.

Tedarik kelimesi Kalem Suresi 49. ayette fiil şekliyle şöyle geçer:

“Levlâ en tedârakehu ni’metun min rabbihi lenubize bil’arâ-i ve huve mezmûm”

(Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı).

Kelime Fuzûlî’nin bir beytinde şöyle geçer:

Yaktım tenimi vasl günü şem’ tek ammâ
Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânın içindir

(Sevgiliye kavuşma günü tenimi mum gibi yaktım ama bil ki bu hazırlık ayrılık gecesi içindir).


Müdrik kelimesi de aynı kök üzeredir. “Anlayan, kavrayan, aklı eren, idrâk eden; bir yere erişen, ulaşan, vâsıl olan; yetişkin, olgun” manalarına gelir.

Kelime Esrar Dede’nin bir beytinde şöyle geçer:

Şühūd-ı ‘aşk "beyne’l-kalb ve’l-idrāk" müdrikdir
İki âyînenin remzi tesāvîden zuhūr eyler

(Aşkın ortaya çıkışı idrak ve kalp arasında vasıl olur; iki aynanın işareti eşitlikten ortaya çıkmasıdır).


Müdrike ise “İdrak ve düşünme yeteneği, kavramlarla bilme melekesi, anlık, entelekt” manalarına gelir ki kelimenin çoğulu müdrikâttır.

Kelime Şinasi’nin bir beytinde şöyle geçer:

Sadr-i millette vücûdun ulu bir mu’cizedir
Bunu fehm eylemeyen müdrike-i âcizedir

(Varlığın milletin göğsünde ulu bir mucizedir; bunu anlamayanın düşünme yeteneği acizdir).


İstidrak kelimesi de aynı kök üzeredir. “Anlaşılmasını, kavranmasını isteme; ulaşmak; medih gibi görünen sözlerle zemmetme, zem gibi görünen sözlerle methetme sanatı” manalarına gelen kavram.” Taşköprülüzade’de şöyle geçer:

“Onlar üzerine istidrak etmeye azm ü kast edevüz.” (Onlara ulaşmayı isteriz).

Dostluk başka, alışveriş başka deyip Gazze’de soykırım da olsa kervanın kendi yolunda yürümesini söyleyen Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, Şalom gazetesindeki “Ticaret ve Dostluk Üzerine” yazdığı makalesinde şunları söylüyor.

2022 istatistiklerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 7,03 milyar dolara ulaştı. Türkiye’nin İsrail’e ihracatının (3,9 milyar dolar) hemen hemen bu ülkeden yaptığı ithalata denk olması da iki ülke arasındaki ticaretin sadece serbest ticaret değil, adil ticaret (fair trade) haline geldiğini göstermektedir.

Eğer İsrail son verilere göre Türkiye’nin dokuzuncu en büyük ihracat pazarı ise ve her iki taraf da ikili ticaret hacmini bu yıl 10 milyar dolara çıkarmayı istiyorsa, ülke çıkarını ipotek altına alma hevesini anlamak kolay değil.

Türkiye-İsrail ekonomik ilişkilerini bin yıllık Filistin-Yahudi sorununun tekeline vermek doğru bir seçenek olmaz. Ancak tekrar eleştiri oklarının asıl hedefine dönecek olursak, evet, 7 milyar dolarlık ticarette Türkiye’nin İsrail’e yaptığı yaklaşık 1 milyar dolarlık silah ve insansız hava aracı ihracatı göze batıyor.

Ama varsayalım ki, Türkiye İsrail’e bu kalemlerin ihracatını durdurdu; İsrail bunları alacak yer mi bulamaz? Hindistan’dan alır, Rusya’dan, Çin’den alır.


Abraham Barışı bu kapıyı yeniden açabilir. Tarım teknolojileri hala iki ülke arasında kurulacak köprülerin başında gelmekte. Ama bu alan siyasetin kaprisine ve komplo teorilerine açık. Eğer Gazze savaşına rağmen, Abraham anlaşmaları ile Fas, Umman Sultanlığı, Mısır ve Ürdün İsrail tarım teknolojilerinden yararlanmaya devam ediyorlarsa Türkiye neden iş birliğinden uzak durmalı?

Burada yazılanlar bir vakıa ise bu vakıanın Türkiye’deki ve dünyadaki vicdanlı insanlar açısından bir soysuzlaşmak olarak görülmesinin sebebini kısaca ifade edelim.

İnsan sadece kendi varlığını düşünmez. Diğer varlıkların da mutluluk ve mutsuzluklarıyla ilgilenir. Hatta tarihte yaşanmış acılar da onun ilgisini çeker, olayları idrak etmeye çalışır. Hayvanların ve tabiatın da halini göz önünde bulundurarak yaşar. Bu, düşünen, müdrik bir varlık olmamızın sebebidir.

Düşünen/müdrik varlık insan, bazen öyle tercihlerde bulunur ki kârsız görülen tarafı tercih ederek insanlığını korur. Suda boğulma tehlikesi geçiren bir çocuk gördüğünde elbiselerim ıslanır demez. Atlar suya. Elbiseleri ıslanır; ama çocuk da ölümden kurtulur. Parlak güneş, o ıslak elbiseleri kurutunca başka bir güneş olur, güzelleşir. İnsan da güzelleşir.

Bu öyle bir durumdur ki yüzme bilmeyen insanların, boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalanları kurtarmak için kendi canından olduğu sayısız örnek mevcuttur. Tedarikini düşünmekten utanır da yaşamını feda eder insan.

Sonra kana ihtiyacı olan bir hastaya kan vermen gerekebilir; ama canın acıyacak… İnsan canının acısını, yapacağı değerli bir eylem için bastırır. Tıpkı çocukları doysun diye karnına taş bağlayarak açlığını bastıran, bir lokmayı ıslatıp yavrusunun ağzına koyan Gazzeli anneler gibi.

Gazze bir sel, Gazze bir yangın, Gazze bitmez zelzelelerle sallanan bir beşik, Gazze çağın vicdanı… Öyleyse reel-politik neyi gerektiriyorsa onunla devam edip insanın en aşağılık derekeye düşmesine müsaade mi etmeli? Yoksa vicdanımızın yani insanlığımızın soylu tavrının idrakiyle eyleme mi geçmeliyiz?

Kan vermek can vermektir. Kan sadece kan olarak verilmez. Yazının başında kana dair kurduğumuz iptidai cümlelerden anlaşılacağı üzere yediğimiz gıdalar da kana dönüşmektedir. Mazlumların kanını akıtan soykırımcıların canlarına kan olacak ürünlerin ticaretini gerçekleştirenler ve onlara yol verenlerle sadece vicdani bir ayrılığımız söz konusu değildir, akîdevî bir ayrılığımızın olduğunu da tasrih etmeliyiz. Zira Kitap şunu diyor:

“Ey iman edenler! Şayet inkârı imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dahi dayanıp güvenilecek dostlar edinmeyin. İçinizden kimler onları dost edinirse, işte kendilerine kötülük edenler bunlardır.”

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.”


Gazze’deki direniş Abraham Barışı denen oyunun tedarik zincirini (lojistik ağını) kırdığı için sesi kıtalar aşıyor. Yemen’in vurduğu gemilerin sesi İngiltere’den, Amerika’dan, Fransa’dan geliyor. İdraki hayatlarında öncelemeyip de tedarikçiliğin pis derekesine saplanıp sonra da müdrik gözükme münafıklığını yapanların ipliğini pazara çıkarmanın vaktidir. İşte böyle bir süreçte, ramazan ayında ağzında sakızla heladan çıkmanın iki anlamı var. Ya oruçlu değilsindir ya da b…. yiyorsun.

#tedarik #idrak #mudrik #dereke #israil #kan #nasreddin #hoca #sevkiyat #sakiz

Yorumunuzu Ekleyin

Adı-Soyad
E-Posta
Yorum
İşlemin Sonucu
  • Yorumlar T.C. Yasalarına aykırı olamaz.
  • Hakaret içeren yorumlar, yayınlanmasa bile yasal mercilere iletilebilir
  • KVKK Kapsamında, bilgileriniz, yasal merciler hariç kimseyle paylaşılmaz.
  • Formda doldurduğunuz bilgiler ve IP adresiniz sisteme kaydedilir.
  • Yorumunuz onaylanıp yayınlandığında, sadece yorum, isim ve yorum tarih saati gösterilir.

GENEL BİLGİLER

Taraklı

Taraklı

Taraklı Nerede, Taraklı'nın tarihi ve coğrafi özellikleri
Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı Otobüs Saatleri

Ağustos 2023 Güncel Taraklı - Sakarya Otobüs Kalkış Saatleri, Taraklı Otobüs Saatler 2021, Taraklı Otobüs Tarifesi, Taraklı Sakarya ilk otobüs ne zaman? Taraklı - Sakarya Son Otobüs Ne zaman? Sakarya Taraklı İlk Otobüs Ne Zaman, Sakarya Taraklı Otobüs Saatleri, Taraklı Koop Otobüs Saatleri
Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'ya geldiğinizde gezilecek yerler neresidir? Taraklı'nın en popüler gezilecek yerleri yazımızda.
Taraklı Termal Turizmi

Taraklı Termal Turizmi

Taraklı'da termal turizmi, Türkiye'deki belli başlı noktalardan biri haline gelmiştir.