Mustafa Özbilge Mustafa Özbilge Dıngılım

Nereye Oy Atalım, Kime Re'y Verelim? (14)

"Mümin müminin mir'atıdır." Kardeşinin aynasında kendisini seyredemeyecek, rüyâsını tabir ettiremeyecek güvensizlerin, rüyetullah derdine düşmeleri riyâdan başka nedir ki?

Yaz sıcaklarının kapıyı araladığı, Taraklı esnafının dükkân önlerine iskemle attığı günlerden biriydi. Böyle mekânlarda konuşulan mevzular muhteliftir; güldürür, düşündürür, bazen de ağlatır... Hafta sonu, sıcak havalara rast gelen sıcak bir konuya, esnaf bir ağabeyin dükkânı önünde tesadüf ettim.

Esnaf Ağabey:

- Ben X Partisi'ndenim, eskiden beri oyumu dâima ona atarım. Y Partisi'ni ise hiç sevmem. Ama şimdi, bu ikisi beraber hareket ediyor diye, tek parti gibi ikisini de desteklemek durumunda kaldım!

Memur Ağabey:

- Diğer birleşenlerin ayak oyunlarını görüyorsun, böyleyken oyunu nereye atacaksın zaten!

Esnaf Ağabey:

- Haklısın ama ben dün başka bir şeyi savunurken şimdi karşısında durduğum kişileri savunur duruma geldim. Rüyamda görsem inanmazdım: Karşımızda olanlar yanımızda, aksine yanı başımızdaki kadîm dostlarımız karşımızda durdular...

Memur Ağabey:

- Onlar da zıtlarıyla nasıl bir araya geldiler, yapacak bir şey yok!

Esnaf Ağabey:

- Doğru söylüyorsun, yapacak bir şey yok. Bak, geçen müşterinin biri, X ve Y Partisi'ne lâf söyledi. Ben de bizimkileri sonuna kadar savundum. Peşi sıra gelen başka bir müşteri, konuşmalarımdan çok etkilendiğini söyleyerek tam iki yüz liralık alışveriş yaptı. Bizim yeni ortağı iyi savunduğum için yaptı... Şaşkınlık içindeydim! Bizimkiler kim? Benim bu yaptığım riyâ mıdır, yoksa rüyâda mıyım?

Memur Ağabey:

- Vallahi ben de hayretler içindeyim, aklım bu siyaset işini hiç kesmiyor!

...

Bu konuşma, böyle fâsit bir dâirede dolaştı durdu... Bağlandığın, üzerine bastığın yer oynadıkça sen de sağa sola oynamak zorunda kalıyorsun. Bir fikir sahibi olanlar, destekledikleri partilerden mi edinmişlerdi o fikri; yoksa kendi fikirlerine tetabuk eden, uygun/yaklaşık bir siyasi partiyi mi tercih ediyorlardı?

Oy kullananlar, partilerinin propagandasından önce, herhangi bir düşünce/rey sahibi olarak mı o partiye yöneliyorlar; yoksa partilerin yönelimleri her ne ise seçmen, çeşitli faktörler eliyle o yönlere itilerek istenen yere, oy atabilecek kıvama mı getiriliyor?

Taraklı'da, henüz çocukken seçim zamanlarında dikkatimi çeken bir şey vardı: Belli bir yaşın üstündekiler "re'y vermekten" söz ederken, belli bir yaşın altında kalanlarsa aynı iş hakkında "oy atmak"tan bahsederlerdi.

İnsanların yaş haddine göre neden aynı şey hakkında farklı kelimeler kullandıklarına bir türlü anlam veremezdim. Oy, oyundan olsa gerek bana daha yakın, daha kolay ve çocukça gelirdi. Re'y ise anlaşılması zor, kapalı, muğlak bir ifadeydi.

Seçmenler tarafından, seçim sandıklarına atılan oy zarfları, sanırım sonrasında mecâz-ı mürsel bir kullanımla (oy atılmaz, zarf atılır) "oy atmak" şeklinde, yaygınlık kazanmıştı.

Peki rey vermek? ..

"Kur'ân'dan Türkçe'ye, Türkçeden Kur'ân'a Kelimeler" başlıklı yazılarımızın on dördüncüsü olacak anahtar kelime "rey"dir.

Re'y kelimesi, (eski metinlerde "ray" şeklinde de kullanılır) sözlükte: "oy; fikir, görüş, düşünce, kıyas, akıl ve kalp gözüyle görmek, zannetmek, vahiy mukabilinde, fakat ona muhalefet anlamı içermeyen şahsî kanaat" manalarına gelmektedir.

İsâbetli düşünceye re'y-i sâib, doğru düşünceye re'y-i sâlim denmektedir. Kelimenin rey etmek, rey vermek, reye koymak, reyini almak gibi birleşik fiil şeklinde kullanımları da mevcuttur.

Kelime, Yûsuf sûresi 24 ve Necm sûresi 18. âyetlerde şöyle geçmektedir:

"Ve lekad hemmet bihî ve hemme bihâ, lev lâ en raâ burhâne rabbihi, kezâlike li nasrife anhus sûe vel fahşâe, innehu min ibâdinâl muhlesîne"

(Andolsun, kadın onu arzu etmişti, eğer Rabbinin doğruyu gösteren delilini görmeseydi o da onu arzu etmişti. Böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmek istedik; çünkü o, ihlâsa erdirilmiş temiz kullarımızdandır)

"Lekad raâ min âyâti rabbihil kubrâ"

(Andolsun, Rabbinin büyük âyetlerinden bazılarını gördü)

Kelime; Mehmet Âkif, Zâtî ve Fuzûlî'nin mısralarında şöyle geçer:

Vebâya karşı gidilmek mi, gitmemek mi iyi?
Muhâcirîn-i kirâmın soruldu hep re'yi. (M. Âkif)

Senin mihrinle ben can vermeğe gayette pür-şevkim
Kamu tedbîrden rûşen gelir bana bu rây aydın (Zâtî)

(Senin sevginle can vermek için gâyet şevkle doluyum / Bu düşünce bana, halkın/herkesin tedbir ve düşüncesinden daha parlaktır)

Za'f-ı tâli' kesdi dünyâdan nasibin zâhidün
Yohsa öz re'yiyle zâhid terk-i dünyâ etmedi (Fuzûlî)

(Zâhidin dünyadan nasibini kesen talihsizliğidir. Yoksa zâhid kendi düşünce ve fikri ile dünyayı terk etmedi)

Re'y kelimesiyle aynı kökten gelen ve Türkçede kullandığımız bir diğer kelime rü'yâ'dır.

Rüyâ, sözlükte: "Uyku sırasında zihinde beliren görüntülerin bütünü, görülen hayaller dizisi, düş; gerçekleşmesi mümkün olmadığı halde olması çok istenen şey, hayal, ümit" manalarına gelir.

Rüya kelimesiyle benzer bir anlam taşıyan "hulm" (çoğulu ahlâm) kelimesi ise daha çok korkunç düşler için kullanılır. Rüyalar, İslam geleneğinde: Rahmânî rüya, şeytânî rüya ve nefsânî rüya şeklinde sınıflandırılmıştır. Hadîs-i şerîflerde ise: “Rüya Allah’tan, hulm ise şeytandandır” veya "Müminin sâdık rüyası nübüvvetin kırk altıda biridir” şeklinde buyrulmuştur.

Kur'ân-ı Kerîm'de, hükümdarın rüyasını tabir eden Hz. Yûsuf'un anlatıldığı kıssada, Yûsuf sûresi 43. âyette, kelime şöyle geçmektedir:

Ve kâlel meliku innî erâ seb’a bakarâtin simânin ye’kuluhunne seb’un icâfun ve seb’a sunbulâtin hudrin ve uhara yâbisâtin, yâ eyyuhâl meleu eftûnî fî ru’yâye in kuntum lir ru’yâ ta’burûne"

(Bir gün Kral dedi ki: "Ben, düşümde yedi semiz inek görüyorum, bunları yedi zayıf inek yiyor. Ve yedi yeşil, yedi de kuru başak görüyorum. Ey efendiler, eğer siz rü'yâ ta'bir ediyorsanız bu rü'yâmın ta'birini bana anlatın)

Resûlullah'ın Hudeybiye öncesinde gördüğü, Müslümanlarla birlikte Mekke’ye gireceğine ilişkin rüya, bir yıl sonra gerçekleşmiştir.

Fetih sûresi 27. âyette kelime şöyle geçmektedir:

"Lekad sadakallâhu resûlehur ru’yâ bil hakkı, le tedhulunnel mescidel harâme inşâallâhu âminîne muhallikîne ruûsekum ve mukassırîne lâ tehâfûne, fe alime mâ lem ta’lemû fe ceale min dûni zâlike fethan karîben"

(Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi)

Kelime, Yahyâ Kemal'in mısralarında şöyle geçer:

Senelerden beri rü'yâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim

Mağlûpken ordu yaslı dururken bütün vatan
Rü'yâma girdi her gece bir fâtihâne zan

Rü'yet, kelimesi de reyle aynı kök üzeredir. Sözlükte: "Görme, bakış, görüş; bakma, araştırma; yönetme, nezâret etme" gibi manalara gelen kelime, tasavvufta şöyle tarif edilmiştir: "Allah’ı, Hz. Peygamber’i, melekleri, vefat etmiş velîlerin ruhlarını görmek" yine bununla ilişkili olan rü'yetullah kavramı da: "Allah'ın müminler tarafından cennette görülmesi; ilâhî tecellîleri, bu dünyada veya ruh âleminde kalp gözü ile temâşâ etme" manalarına gelmektedir.

Kelime Nisâ sûresi 153. âyette şöyle geçer:

"Yes’eluke ehlul kitâbi en tunezzile aleyhim kitâben mines semâi fe kad seelû mûsâ ekbera min zâlike fe kâlû erinâllâhe cehraten..."

(Kitâp ehli, senden, kendilerine gökten bir Kitâp indirmeni istiyorlar. Mûsâ'dan bundan daha büyüğünü istemişler: "Allâh'ı bize açıkça göster!" demişlerdi.)

Kelime, Leskofçalı Gâlib'in bir mısraında şöyle geçer:

Ruhsârı üzre rü'yet-i zülfün ümîd edip
Fark edemem bu şevk ile rûz u leyâlimi

(Yanağı üzere siyah saçlarının görünmesini ümit edip / bu şevk ile gece ve gündüzümü fark edemem)

Riyâ kelimesi de rey ile müşterek kök üzeredir. "Olduğundan başka türlü görünme, özü sözü bir olmama, iki yüzlülük; bir ibâdetin Allah rızası için değil, gösteriş için yapılması" manalarına gelen bu kelimenin zıddı ise ihlâs'tır. İki yüzlü kimseler için de yine aynı kökten türemiş riyâkâr ve mürâî kelimeleri kullanılmaktadır.

Bakara sûresi 264. âyette kelime şöyle geçer:

"Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tubtılû sadakâtikum bil menni vel ezâ, kellezî yunfiku mâlehu riâen nâsi ve lâ yu’minu billâhi vel yevmil âhıri..."

(Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın)

Kelime Fuzûlî ve Nef'î'nin beyitlerinde şöyle geçer:

Kemâl-i hüsn-i meşreb ârî olmakdur ta'arruzdan
Riyâ ehline hem çok i'tirâz etmek riyâdandur (Fuzûlî)

(Güzel ahlâkın kemâli taarruz etmemektir. Riyakâr insanlara çok itiraz etmek de riyâdandır)

Yâ Rab dilimi sehv ü hatâdan sakla
Endîşemi tezvîr ü riyâdan sakla (Nef'î)

(Ya Rab dilimi hata ve günahtan, düşüncemi yalan ve riyadan muhafaza eyle)

"Ayna, gözgü" manasına gelen mir'ât kelimesi de aynı kök üzeredir. Kelime Nahîfî ve Süleyman Çelebi'nin mısralarında şöyle geçer:

Mir'âta bakma bir iki gün eyle tecrübe
Sabr eylemek firâkına müşkül değil midir (Nahîfî)

(Ey sevgili, bir iki gün aynaya bakmamayı dene; ayrılığına sabreylemek zor değil midir? )

Zâtına mir'ât edindim zâtını
Bile yazdım adım ile adını (S. Çelebi)

"Sancak, bayrak" manasına gelen râyet (çoğulu râyat) kelimesi de aynı kök üzere türemiştir. Kelime Mehmet Âkif'in ve Nef'î'nin mısralarında şöyle geçer:

Livâü'l-hamd-ı hürriyyet iken İslâm için gâyet,
Nedir pâmâl-i istibdâdın olmak öyle bir râyet? (M. Âkif)

(Peygamberin Livâü'l hamd isimli özgürlük sancağı İslâm için gâye iken; sancağın baskı ve istibdâdın ayakları altında olması ne demektir? )

Hakk serefrâz eylesin râyât-ı dîn ü devletin
Kande azm eylerse olsun feth ü nusret rehberi (Nef'î)

(Hakk, din ve devletin sancaklarını yükseklerde, üstün kılsın; nereye azmetseler fetih ve yardım, yol göstericileri olsun)

Mer'î, mer'iyet kelimeleri de (ayınsız) ortak kök üzere türetilmiştir. "Gözle görülen, görülebilen" manalarına gelen kelime, Abdülhak Hâmid'in bir mısraında şöyle geçer:

Ol yerde nasıl geçer zamanlar
Mer'î mi zeminler âsumanlar

(O yerde zaman nasıl geçer, yer-gök görülebilir mi? )

Son olarak "akciğer" manasına gelen rie/ree kelimesi de rey kelimesiyle aynı kök üzere türetilmiş bir kelimedir. Kanaatimce şekli itibariyle akciğerdeki alveollerin, bronş ağacının göz göz olması böyle isimlendirilmesine sebep olmuştur.

Kelime Mehmet Âkif'in "Hasta" şiirinde şöyle geçer:

Sol taraftan rienin zirvesi tekmil çürümüş;
Hastalık seyr-i tabî'îsini almış yürümüş.

...

Yazının başına dönecek olursak her şeyin bir muhasebesi olduğu gibi henüz sandığa gitmeden oy vermenin de bir muhasebesi yapılmalı değil mi? Kime ve neye oy vermenin muhasebesi değil; fikrin, düşüncenin, görmenin katlanmayı gerektiren çabasına dâir bir muhasebe...

Bir şeyi muhasebe ve muhakeme etmek, o şeyi değerli kılar. Değerli olansa boşa atılamayacak, israf edilemeyecek kadar kendisini sakınmayı gerektirir.

Öncesinde hayata, dünyaya, vatana, tarihe... dâir fikrî (rey) bir çaba içerisine girişilmemişse politikaların bütün yönlendirmelerine/propagandalarına açık ve korunaksız hâle gelmek kaçınılmazdır. Bu hâl, insanları renkten renge, şekilden şekle sokar. Bırakalım birbirlerinin görüşlerini tanımayı, kısa zaman aralıklarında kendilerini bile tanıyamaz, hercümerç hâle getirilmiş insan toplulukları oluşur.

Rey ise Allah'ın insana bahşetmiş olduğu akıl nimetinin müstesna bir meyvesidir. Kapalı kapıların açılması, kör düğümlerin çözülmesi onun meselelere bakan aydınlık rüyetinde mümkün olacaktır.

Elbette her zaman olduğu gibi yaşadığımız devirde de erbâb-ı reyden gözüküp milleti zaaflarından yakalayan riyâkârlar olacaktır. O mürâîlerin işidir soluduğumuz havaya kanser bırakmak ve emrâz-ı rieviyye ile herkesi onkolojik bir vakaya dönüştürmek.

Bize önce bu kanserli havayı temizleyecek kuvvetli bir rüzgâr lâzım, vatan evladının soluklanıp istiklâl râyetini göklerde dalgalandıracağı yağmur öncesinde esen müjdeci bereket rüzgârı... Sonra hâlis olanı, riyâdan ayırt ettirecek, onu pastan ve tozdan arıtacak, sâdık gönüller için bir mir'at...

Mümin müminin mir'atıdır, diyor Nebîyi Muhterem. Kardeşinin aynasında kendisini seyredemeyecek, rüyâsını tabir ettiremeyecek güvensizlerin, rüyetullah derdine düşmeleri riyâdan başka nedir ki?


#
Mustafa Özbilge Mustafa Özbilge editor

YAZARIN SON YAZILARI

Uçmak

Uçmak

Mustafa Özbilge'nin "Uçmak" şiiri
Seçimi Kararsızlar mı Belirleyecek? (23)

Seçimi Kararsızlar mı Belirleyecek? (23)

Türk milleti, en kararlı olduğu dilinde bile bî-karar duruma düşürülmüştür. Dilinde bî-karar kılınan bir milletin ise hiçbir alanda istikrârı temin etmesi mümkün görünmemektedir.
Kardanadam

Kardanadam

...
Taraklı'nın İstiklâl Madalyaları (22)

Taraklı'nın İstiklâl Madalyaları (22)

İstiklal Marşında ifadesini bulan "en son ocak" apartman dairesinden tütmeyecektir.
Belediye Başkanları Muhtar Olabilecekler mi? (21)

Belediye Başkanları Muhtar Olabilecekler mi? (21)

Kararsızlığın, belirsizliğin hâkim olduğu anlarda dahi onların uykuları; kilitlenmiş "hayır" kapılarını açabilen istihâre uykusudur.
Şeytan Boşaltır

Şeytan Boşaltır

...

GENEL BİLGİLER

Taraklı

Taraklı

Taraklı Nerede, Taraklı'nın tarihi ve coğrafi özellikleri
Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı - Sakarya Otobüs Kalkış Saatleri
Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'ya geldiğinizde gezilecek yerler neresidir? Taraklı'nın en popüler gezilecek yerleri yazımızda.
Taraklı Termal Turizmi

Taraklı Termal Turizmi

Taraklı'da termal turizmi, Türkiye'deki belli başlı noktalardan biri haline gelmiştir.