Mustafa Özbilge Mustafa Özbilge Dıngılım

Yunus Paşa’nın Kum Saatleri (2)

“Saat saattir.” “Klima da klimadır.” İşte merkezi devletlü bir totoloji…

Biz, Yunus Paşa’nın Kum Saatleri’yiz. Dördü mihrapta, dördü minberde; dördü taçkapıda…

Lisan-ı hâlimiz, bir ağızdan konuşur. Bunu, ihtilaftan (rahmetten) uzak olduğumuzdan değil; bilakis ihtilafı (rahmeti) sevdiğimizden yaparız. Çünkü ihtilaf, aynı şeyleri söyleyenlerin yaygarası değildir mezhebimizce.

Bunu, sevgili Hacı Atıf’tan öğrendik. Kürsüden Mesnevî okurdu. Muhalefetin asaletini öğrenmişti ve bunu bizzat, hayatı ve ölümü ile yaşayıp göstermişti. Evet, ölümü ile yaşayıp… Şöyle diyordu merhum: “Hindistan’dan gelen bir fil, karanlık bir yere bırakılmıştı. Halk, onu seyretmek için o karanlık ahıra geldi. Karanlıkta bir şey göremeyince, elleriyle filin organlarına dokunmaya başladılar. Birisi hortumunu tutup, ‘bu hayvan, oluğa benziyor’ dedi. Bir diğeri filin kulağını tutmuştu, onu yelpazeye benzetti. Bir diğeri de ayağına rastlamıştı: ‘fil bir direk gibidir’ dedi. Biri, filin arkasına el sürdü: ‘fil bir taht’a benziyor’ dedi. Herkes bu şekilde fili tarif edip, onu kendi zannınca anladı. Görüşleri yüzünden sözler muhtelif oldu. Birinin dal dediğine öbürü elif dedi. Herkesin elinde bir mum olsaydı, sözlerindeki farklılık ortadan kalkardı. His gözü, elin avucuna benzer. Avucun, bütün file dokunabilmesiyse imkansızdır. Derya gözü başka, köpük başkadır. Köpüğü bırak, deryaya bakmak hayırdır.”

Şimdi biz, bu on iki kardeş; on iki Kum Saati: mihrapta, kapıda, minberde, sağda-solda, altta-üstte; kumdan uzak ve dahi köpükten de uzak bir tasavvurun çırakları olarak, Yunus Paşa’nın makam-ı âlî’sine konulmuşken ihtilafa(!) düşen ulemaya ne demeliyiz?

“Derya gözü başka, köpük başkadır.”

Biz Yunus Paşa’nın Kum Saatleri: sekizi içinde, dördü dışında; dördü mihrapta, dördü minberde, dördü taçkapıda; hangi hikmete binaen burada ikamet bulduk. Bunu, biz mi anlatalım, yoksa Yavuz’un dengesiz kılıcında maktul bânîmiz Yunus Paşa mı anlatsın?

İçerideki kocamış Tik-tok, bunu Ahmet Haşim’in ‘Müslüman Saati’ ile sezdirmeyi denedi. Şiirle değil, şuurla konuşmuştu bizim ihtiyar Tik-tok. Heyhat heyhat! Yitirilmiş bir sevgiliydi o. Kapı dışarı edilmiş onuru kırılmış bir sevgili… Kimse onun inleyen nağmesini işitmedi. Herkes filin bir âzâsından yakaladı. Sonunda kutsal demirbaşlılığının, demir gibi soğuk devletliliği, seferberlik ilanına kalkışıp, bütün cihazlarından ulusa seslendi. “Saat saattir.” “Klima da klimadır.” İşte merkezi devletlü bir totoloji…  

Biz, Yunus Paşa’nın Kum Saatleri olarak, halimizi nasıl izah edelim? Kimden medet umalım? Meramımızı ne ile beyan edelim? Ahmet Haşim’den ilham alan Tik-tok, çuvalladı. İhtiyarlar, yaşlanınca duygusallaşıp şairleşiyorlar. Ne diyelim, itiraf etmeliyiz ki Tik-tok’umuz biraz şairce konuşmuştu. Biz ne yapalım? Bir âlimden yardım mı alalım? Nasıl olsa ilmin duygusallığı olmaz. Olmaz mı?

Ve o zaman, zamanı, zamanın güzelinden, Bediüzzaman’dan dinleyelim, hem bizim anlaşılmamız, hem de içerideki ihtiyar Tik-tok’umuzun anlaşılması böylelikle sağlanabilir. Ne diyor o büyük mütefekkif? “Her bir namazın vakti, mühim bir inkılap başı olduğu gibi…”

Namazın vaktiyle inkılap arasında konteks kurabilir mi çağdaş ulemâ?

“Evet, her bir namazın vakti, mühim bir inkılap başı olduğu gibi…”

Eğer vakte, böyle bir inkılabı yaptırmasaydık, vakitte böyle bir inkılap gerçekleşmemiş olsaydı ve hatta  Müslümanların her vakitte böyle bir inkılabı yapmaya, yaşamaya ve yaşatmaya mükellefiyetleri olmasaydı, Yunus Paşa‘nın mihrabında ve kapısında, biz Kum Saati kardeşler olarak, beş asırdır, kimin gelişini bekleyecektik, o nâzenin sevgilinin mi? Durduk yere sevgili gelir mi?

İnkılap ne ile başlar, nasıl devam eder zevalsiz? Üstad: ‘fecir zamanı, zuhr zamanı, asr zamanı, mağrip zamanı, işâ vakti, gece vakti’ diyerek kainattaki: insan-tabiat-Rabb üçgenindeki bağın; gece-gündüz, kış-yaz, dünya-ahiret birlikteliğinin kopmaz, parçalanamaz, ayrıştırılamaz bütünlüğüne (tevhide) dikkat çekip, şu beş vakit namazı da varlık âlemindeki, her biri büyük bir inkılabın işaretleri olarak görür. İnsanın dünyadaki konumunu, dün-bugün-yarın arasına sıkıştırılmış, belirlenmiş (determinist) bir okumayla değil; dünyayı ve öteyi hem belirleyen, hem kendi anlamının farkına vararak belirlenen inkılabi bir zamana işaret eder.  Örneğin İbrahim (as): “Ben batıp gidenleri sevmem” diyerek kendisine, tabiatın zorladığı şu batış haline, hem karşı duruyor, hem de sonrasında Nemrut ile görülmesi gereken bir hesabının olduğunu (dünyalı olmasının bilinciyle) da biliyor. Onu ondan, onu da ondan ayırmıyor.

Fecr Zamanı (tan): Bahar, ana rahmindeki çocuk, göklerin ve yerin yaratıldığı birinci gün.

Zuhr Zamanı (öğle): Yaz, gençlik, insanın yaratılışı.

Asr Zamanı (ikindi): Güz, Asr-ı Saadet, ihtiyarlık ve misafirlik şuuru

Mağrip Zamanı (akşam): Güzün sonu, güneşin, varlık âlemi adına batışı ve ikaz.

Gece Vakti: Kış, kabir.

İkinci Sabah: Diriliş günü, gecenin sabahı, kışın baharı, haşrin sabahı.

Şimdi resme bakmadan, merasime bakmadan, resmiyete bakmadan ve resmî olmadan meseleyi şöyle özetleyelim.

Ulus-devlet saatlerine su kaçmasından ürkenler, ümmet-i Muhammed saatinin (insanın ulaşmak istediği ideal saat dilimlerinin)  nasıl inkılap ettirileceğini bir düşünsünler. Hayır, vaktin inkılabı, insan katılmasa da devam etmekte tereddüt etmeyecektir. Âdetullaha bağlı olduğundan ve sünnetullaha bağlı olduğundan dolayı şüphe etmeyecektir. O zaman insan, vakte müdahil olup olmadığını sorgulasın. Nimetlerden sorulmayacak mıyız yoksa?

Kızmayalım… Veya kızacaksak, Sanayi İnkılabı’nın ve Modern algının Müslüman Saati üstüne döktüğü, kan ve göz yaşlarıyla kardığı o batıl harca kızalım ve onu anlayalım. O harç, altında yatan bu günün milyarlarca insanını boğmaktadır; dinine, ırkına, diline bakmadan… Müslümanlarsa, o kapitalist harca meftun, Modern kafayla bol ve yeşil bir kaftan içerisinde, güya ramazanı idrak etmektedirler; daha çok dindar, daha az mümin…

Saat, basit bir saat olup, bunları saat basitliğiyle söylemekten hicap eder. Biz, on iki tane Kum Saati… Yunus Paşa ‘da… Dördü mihrapta, dördü minberde, dördü dış kapıda… Yukarıda ve aşağıda… Taşa raptedilmiş bir durumda…

Not: Bu Kum Saatleri’nin fotoğraflarını göremiyorsunuz, çünkü biz, yazıya ekleyemiyoruz. Görmeniz, fincanların kırılmasına sebebiyet vermesin diye…

 

#
Mustafa Özbilge Mustafa Özbilge editor

YAZARIN SON YAZILARI

Uçmak

Uçmak

Mustafa Özbilge'nin "Uçmak" şiiri
Seçimi Kararsızlar mı Belirleyecek? (23)

Seçimi Kararsızlar mı Belirleyecek? (23)

Türk milleti, en kararlı olduğu dilinde bile bî-karar duruma düşürülmüştür. Dilinde bî-karar kılınan bir milletin ise hiçbir alanda istikrârı temin etmesi mümkün görünmemektedir.
Kardanadam

Kardanadam

...
Taraklı'nın İstiklâl Madalyaları (22)

Taraklı'nın İstiklâl Madalyaları (22)

İstiklal Marşında ifadesini bulan "en son ocak" apartman dairesinden tütmeyecektir.
Belediye Başkanları Muhtar Olabilecekler mi? (21)

Belediye Başkanları Muhtar Olabilecekler mi? (21)

Kararsızlığın, belirsizliğin hâkim olduğu anlarda dahi onların uykuları; kilitlenmiş "hayır" kapılarını açabilen istihâre uykusudur.
Şeytan Boşaltır

Şeytan Boşaltır

...

GENEL BİLGİLER

Taraklı

Taraklı

Taraklı Nerede, Taraklı'nın tarihi ve coğrafi özellikleri
Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı - Sakarya Otobüs Kalkış Saatleri
Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'ya geldiğinizde gezilecek yerler neresidir? Taraklı'nın en popüler gezilecek yerleri yazımızda.
Taraklı Termal Turizmi

Taraklı Termal Turizmi

Taraklı'da termal turizmi, Türkiye'deki belli başlı noktalardan biri haline gelmiştir.