Geri
M. Ali ÇINAR M. Ali ÇINAR Onuncu Köy

Beşiğim di Sepetim

Biz kırsal kesimin yoksul ailelerin çilekeş çocuklarıyız. Bizim jenerasyonun %90 nı böyle yetişti. Kuru ekmek yanında soğan, çok şükür der bu nimeti bulan.

Evet değerli okuyucularım,

Bizden sonra doğanlar az da olsa bize göre şanslı olanlardır. Bizden öncekilerden beş kuşak bizimle aynı kaderi paylaşmıştır. Daha öncesini sorarsanız büyüklerinizden dinleyin ve ibret alın bir kanara da not edin derim…

Evet değerli dostlar, gelelim küçük gibi görünen büyük hikâyenin anlatılmasına. O yıllarda kış ayında doğanlar yaz ayına altı aylık olarak girerlerdi. Yaz mevsiminde emekleme dönemini yaşayanlardır bunlar. Birde yaz mevsimi doğanlar var ya onlar sadece geceleri evlerinde yatabilirler. Çünkü her gün tarlada çalışan annenin ve babanın yanında olurlar. Bir el sepetinin içinde taşınırlar evden tarlaya, ya da tarladan eve… Sepet dedim de aklıma geldi. Nasıldır diyenlere kısaca açıklama yapmak gereğini duydum. Çam ağaçlarının bazılarından yapılabilen soyulan ince tahtalardan oluşan yaklaşık yarım metre uzunluğunda sepet örerlerdi. İşte o sepetler hemen hemen her evde bulunurdu. İşte kırsal kesimde çalışan tüm köylerde doğup büyüyenler bu sepetlerin içinde büyüdüler. Çoğumuz şekerin tadını bilmeyiz. Ne bulduk ise onunla avunduk. Üst baş yani giyecek yeni bir elbisemiz olmadı hiç. Yamalı gözeli çamaşırlarla büyüdük. Annelerimizin ördüğü kalın yün çoraplarımız vardı. Giymesi bir dert, çıkarması ayrı bir dert… Ama büyüdük işte. On yaşlarımıza geldiğimizde şeker çuvallarından pantolon dikilmeye başlandı. Şekeri çuvalla aldığımızı zannetmeyin, boş şeker çuvallarını alabilme gücüne ulaştığımız dönemler. Komik geliyor değil mi? O çuvalları siyah taş kara boyayla birde boyadık mı gör bak o zaman bizde ki fiyakaya. Şapkalarımız vardı o günler, ibikleri bir karış. Aldığımız yeni şapkayı akşamdan hafif ıslatır ve bir şekil kazandırırdık. Şapkalar hafif sağa ya da sola eğik olarak giyilirdi. Yandan taranmış saçların birazı görünmesi bakımından önemliydi. Bizim özentimiz ise bizden büyüklerin giydikleri ve kendilerine en yakıştıranı taklit etmekti. Taklitçilik dönemini başlattık böylece. Sonra ilkokul dediler okula gittik bahtımıza uygun siyah önlüklerle. “Karadır bu bahtım kara” türküsü çıktı ardından. Onu söyledik sadece güzel olarak inandığımız sesimizle. Belki de çoğu kişinin kulaklarını tırmaladı sesimiz. Ardından riyakârlık dönemine girdik. Sahte görünmek yalan söylemek pirim yapmaya başlamıştı. Kılıktan kılığa girenler hep önde duruyor saygı görüyordu. Onlara özentimiz başladı bir ara. Ama kişiliğimiz reddetti o davranışları, kabul görmedi irademde ve benliğimde. Ve o gün bu gün dik durmaya çalıştım hep dikleşmeden… Çok dalgalar vurdu duvarıma, zorlandım horlandım ama yalamalık ve yalakalık yapmadım hiçbir zaman. Yapmamaya da kararlıyım ömrümün sonuna kadar. Çünkü dünyaya bir defa gelir insan…

Evet değerli dostlar, sonuç olarak diye biliriz ki, çok badirelerden geçtik. Geçmeye de devam ediyoruz. Taklit dönemi bitmedi takviye oldu riyakârlıkla beslendi şimdide dalkavuklukla ömrünü idame ettiriyor. Onun için derim ki, çevrenizde fır dönen kişilerin kişiliği yerinizden çekildiğiniz zaman belli olacaktır. Anlayacaksınız sizde bazı şeyleri ancak zaman biraz geçmiş olacak. Nefsinize hoş gelen boş şeylerin farkına varacaksınız ve anlayacaksınız anlatamayacaksınız. Bu dalkavuklar sizlerden sonrakilerini de böyle oyalayacak. Kalın sağlıcakla değerli okuyucularım.

 

#zaman #degerli #gun #yaz #doganlar

Yazarın Diğer Makaleleri