Ali ARICI Ali ARICI Gündem

24 KASIM

1928 yılından itibaren tam 53 yıl bekledik ki, birden "Öğretmenlerin günü" olduğunu hatırlamak zorunda kaldık ?
1981 yılından başlanmak suretiyle her 24 Kasım tarihini "öğretmenler günü " olarak kutlamaktayız.Bundan önce de 25 defa aynı tekrarı yaptık,hamasi ,çok süslü ve bol övgülü sözlerle ezberimizi bozmadan yolumuza devam ettik. 2006 yılında da ; hiç ödün vermeden , sapmadan ve dimdik vaziyette ve bize bildirildiği şekilde 26. kutlama onurunu , bir günlük zamanla sınırlandırılmış dahi olsa ,bunu tatmaktan mutlu olacağımızı düşüneceğiz. İhtimal ki, anlayışımızda ve beklentimizde bundan öteye gidemeyeceğiz. O halde umutsuzluğa mı kapılalım ? Hayır ! Mutlaka bu günü faydalı hale getirmenin yol ve çareleri vardır ve bulunacaktır.Öncelikle ; töreni değil,eğitim ve öğretime yapacağımız katkıyı ön plana çıkarmayı hedef seçmek durumundayız. Yoksa, alışılmış olduğumuz şekilde ; canım, kanım, herşeyim,başöğretmenim,benim öğretmenim ... öykünmeleriyle ne eğitimimize , ne de hatır için ve buna binaen kendilerine gün bahşettiğimiz sevgili öğretmenlerimize kazandırabileceğimiz bir şeyimiz olmaz. Bel ki tören yapmak kadar kolay olmayacak, belki de gerçekleri süslü övgülerle örtmek kurnazlığımızdan sıyrılmak işimizi zorlaştıracak. Ancak ,herşeye rağmen iyiye ve güzele, gösteriş ve kendini kandırma yerine faydalıya ulaşmanın çözümünün ; düşünmek,kafa yormak,sabit ve donmuş düşünce kalıplarından kurtulmak olduğunun farkına varacağız.İşte o zaman , "gün " öğretmenin kendine ait ve kendisine has günü olacaktır.

1980 yılından önce öğretmen okullarında 16 Mart tarihi "Öğretmen Okullarının kuruluş günü " olarak kutlanır, 1848 yılının bu tatlı hatırası "öğretmenler günü gibi "yaşatılırdı. Bolu E.Ö.O.'da öğrenci olarak bizzat yaşadığım kutlamaları bütün canlılığı ile tatlı bir anı olarak hatırlıyorum.Sanırım ve inanırım ki ,bütün öğretmen okulu mezunları için bu duygular geçerlidir. Hal böyle iken , 1981 yılına gelinceye kadar öğretmenler için , " Dünya Öğretmenler günü" dışında bize özgü bir gün mevcut bulunmamakta idi. Hatta ,bu gün belki de çoğumuz tarafından hatırlanmıyordu.Niçin unuttuk ? Ya da niçin 1928 yılından itibaren tam 53 yıl bekledik ki, birden "Öğretmenlerin günü" olduğunu hatırlamak zorunda kaldık ? Hatta ,öğretmenlerimizin ve eğitimizin hangi talep ve ihtiyacının keşfidir ki; kutlama( bayram )günü olarak,80'li yılların ilk çeyreğine damgasını vuran yönetimin yasal hediyesi biçiminde , kutlamalar zincirine nadide bir halka olarak eklendi? Bu sorunun dillendirilmesinde, sadece bekleme mantığını anlamak zorluğu yatmaktadır. 1981 yılından önceki öğretmenlerin , hele ilan edilen tarihe erişememiş öğretmenlerimizin niçin mahrum bırakıldıklarını düşündüğümüzde, daha çok sorulacakların olduğunun haklılığını bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Olaya bir de çağın geçerli dünya anlayışı ve demokrasi penceresinden baktığımız da, " öğretmenler günü kutlanacak, kutla ! ya da gününü kutla ! " komut ve tekmili yerine , kutlanması gereken günden başlanarak unutmaya ve ara vermeye mahal olmaksızın 26. yıl yerine 79. yılı özgürce ve iştahla kutlamak onurunu öğretmenimize yaşatmak daha anlamlı olmaz mıydı ? Yine de, "yiğidi öldür,ancak hakkını ver !" sözünü burada kullanacağız. Bahşedenlerin, aslında sadece " Başöğretmen'e " ait bu tarihi günden öğretmenlerimize de pay çıkarmaları , mutlaka önemli bir lutuf kabul edilir.Denebilir ki ve iddia ile söylenmeli ki, örneğini bir başka meslekte göremiyoruz.



Anmak ve kutlamak bir yerde mutlaka bitiyor,öğretmenimiz sadece sorunlarıyla başbaşa kalıyor.Törenlerimizin anlayışında olduğu gibi, sendikalarımız da resmi ya da buna tepki duyacak karşı duruş veya yandaşlık yapacak yakınlıkta olan ideolejik ve siyasi saplantılarından sıyrılıp , tarafsızlığın gerektirdiği hak arama anlayışına bir türlü ulaşma ,hatta yanaşma imkanı bulamıyorlar kanaatindeyim.Maddi sıkıntılara değinmek de gerekecek, ancak, "fedakarlıkta maddiyatın yeri önemli değildir, ikinci planda kalır." deyip mesleğin icrasına geçiyorum.



Bu arada , öğretmenlere yapılan büyük bir haksızlığı söylemeden geçemiyorum.Atamalarda, bilhaasa norm kadro (Adı değişmiş olabilir)uygulamasında, başka meslekten olanların öğretmen olan eşlerine tanıdığımız hakkı, öğretmenlerin öğretmen olan eşlerinden esirgiyoruz.Bakanlığımızın bu haksızlığı gidermesi gerekir. Ayrıca sekiz yıllık zorunlu eğitimin disiplin anlayışından kaynaklanan serbestliğin ve sınıfta kalmama kolaycılığının acı meyvelerini Liselerimizde rahatça topluyoruz. Basına yansıyan olaylardan, öğretmenlerimizin kendini bilmez bazı öğrencilerin tutumlarıyla itilip kakıldıkları, rencide edildiklerini, af buyurun ,maskara edildiklerini içimiz sızlayarak seyrediyoruz.Tabi herkes seyrediyor,velilerimiz,sendikalarımız,yetkililerimiz seyrediyor.Malum basınımız reklam edercesine,sanki sosyetenin bilerek yansıttığı rezillikler mesabesinde abartılı ve yaygaracı anlayışla ,ibret için değil sadece "flaş haber " uyanıklığı ile hareket etmekten geri durmuyor. Öğretmene,eğitime,gençliğe verilen zararı farketmiyor,ya da farketmek işine gelmiyor.



Bir başka kolaycılık, başarı varsa (bilhasa ilköğretim ve Ortaöğretim sonu sınavları için) ,başarının adresi dersaneler, başarı yok ise suçlu ve sorumlusu hazır ; suçlu aramaya gerek yok, potansiyel suçlu mutlaka Öğretmenlerimizdir ! Sonuç şudur; öğretmene karşı yapılan olumsuz davranışlar ,uğradığı haksızlıklar pek görülmez,dikkate alınmaz.Hatta haksızlık yapanlar masum bile gösterilir. Öğretmenin en küçük kusuru büyütülür, suça suç eklenir, kimse de sahip çıkmaz. İstisnai olarak ideolojik yaklaşımlarda farklı yönlendirmeler,koruma ya da defterini dürme temayülleri tezahür edebilir ki, bunlar normal olmayan müstesna yaklaşımlardır.



Eğitim sorunlarımıza gelince; hepimiz biliyoruz ki eğitimimize kalıcı,verimli, üretime ve geleceğe yönelik bir çözüm getiremedik.Sürekli arayış içinde olduk, şekil ve kılıf değişikliklerini reform gibi algılamaya kalkıştık.Geldiğimiz noktada, vardığımız sonuç hiç iç açıcı değil,biliyoruz.Hepimiz şuçlu aramak sevdasındayız.Suçluyu hep başka yerde ve kendimiz dışında arıyoruz.Nerede hata yaptık , demek basiretini gösteremiyoruz. Daha açıkcası malumu ilan etmekten imtina ediyoruz,bilmediğimizi bilemiyoruz ya da korkutulmuşluğun ceremesini çekiyoruz.Üstüne üstlük , tekerlemelerimiz teker teker tekrarlanıyor,tekrarlattırılıyor,ezberlerimize ezber katıp, yerimizde sayıyoruz. Çağdaşlık , demokrasi,cumhuriyet,laiklik dilimizden hiç düşmüyor.Türküm,doğruyum, çalışkanım...desek de , bunu bir mecburiyetle şartlı refkleks davranışı dahilinde söylediğimizi,çevremizde sıkça gördüğümüz canlı kötü örnekleri görmekle ancak anlıyoruz.Tören düzenlemek ve methiye düzmeye ye mahsus rakipsiz liderliğimizi senelerdir kimselere kaptırmıyoruz.Rekorlarımızın ve buluşlarımızın neredeyse tamamına yakınında bunlar ve türevleri dikkati çekiyor. Sessiz düşünmeyi iş edinen birisi ,bu anlayışla izlemeye kalksa, dünyayı bizim keşfettiğimizi,çağdaşlığı,demokrasiyi bizim bulduğumuzu düşünecek, öğretmenliğin 20. asrın icadı olduğunu sanacak sanıyoruz. Halbuki ,böyle olmadığını, süslü ve ağdalı sözlerin bir işe yaramadığını ayan beyan, kılavuz gerektirmeden kendimiz anlayabiliyoruz.Yani,"Lafla peynir gemisinin yürümediğini ay dağı aşınca görebiliyoruz,ancak atı alan Üsküdarı çoktan geçmiş oluyor.



Hatırlarız, dualara bile standart getirip, kotaya bağlı imiş gibi "olmazsa olmazlarını" ferman buyurmasıyla meşhur 1900'lü yılların en sonuncu Milli Eğitim Bakanının , yakın bir tarihte NTV'de, eğitime güya destek ve sahip çıkmak adına savurduğu çağdaş karalama ve inkarcılık yaftaları çok dondurucu bir hal aldı. Donup dondurduğu gibi ,inançlı kalpleri derinden yaraladı, açığa çıkınca da buz misali eridi , bitti. Nasıl kükremişti , çağdaşlık ve laiklık timsali Bakanımız;" Türk Milli Eğitimini vahiyle bildirildiğine inanılan dondurulmuş, 14 asır öncesine ait çağdışı düşünçelerden kurtarmalıyız ...geçit vermeyiz... "türünden abuklukları savurdu geçti.Bu milletin kahır ekseriyetinin incineceğini hiç düşünmeden, yapacağını yaptı.Çağdaşlık anlayışımız bu olsa gerek ki,geriye diyecek bir şey kalmıyor. Ekilenlerin biçildiği yere baktığımızda herşeyi açıklıkla görebileceğiz.



Geriye dönük 40-50 seneye geri baktığımızda,eğitime yön vermek amacıyla yapılan,uygulanmadan rafa kaldırılan ya da kısa sürede uyglamasından vazgeçilen değişimleri şöyle sıralayabiliriz : Öğrenci içinKlasik-Modern-Lİmme ProjesiBasamaklı Kur-Müfredat Labratuvar okul-Ders Geçme ve Kredili Sistem-Sınıf Sistemi-Alan Seçmeli Sistem-Anadolu Lisesi-Yabancı Dil Ağırlıklı Lise-EML,ÇPL-METEM- Tam gün Tam Yıl Eğitim-Temel Eğitim ve 8 yıllık zorunlu eğitim-PİO-YİBO-Yatılı-Gündüzlü -Okullarda Dışardan Bitirme-Açık İlköğretim ve Açık Lise-Olgunluk- Bitirme-Tamamalama-Bütünleme -Sorumluluk-Tek ders- İkinci Hak-Engel-Kredi Tamamlama-Dışardan Kredi Tamamlama-Yoğunlaştırılmış Kredi Tamamlama sınavları ve bunların ek ve uzantıları,hazırlık sınıflı okullar, 4 Yıllık okullar-Okullararası serbest geçiş,sınırlı geçiş,tamamen geçiş yasağı uygulaması, 5'li-10'lu-100 üzerinden puanlı, Harfli (A,B,C,D,E) not sistemleri,YDA Liselerin kaldırılıp tamamının Anadolu lisesine dönüştürülmesi , kademe ayırma,kademe birleştirme-kademe kaldırma ve daha nice sınıf geçme-bitirme ve değerlendirme sistemleri, Öğretmenler yönüyle ; Standart kadro-norm kadro-Zorunlu Bölge-Eğitim Bölgesi-Mebsis-Persis-İlsis...hatta sayfaları dolduracak farklı  uygulamalar hep arayışımızın göstergeleridir.Denemeye ve değiştirmeye devam ediyoruz.Artık çağa uygun ve sürekliliği olan bir eğitim uygulamasına karar vermek zorundayız. Değişiklikleri yorumlamaktan,yorum birliğine varmadan yeni bir arayışa girmekten bıkmış olmamız gerekir. Eğitim ve öğretim de temel amacımızın , insanımızın karakterine ve yapısına uygunluğunu ön planda tutup,hedefin bu anlayışla belirlenmesi gerekmektedir. O halde ; Kalıplaşmış ,tek düze, çağa uygun olmayan ideolojik ve belirli bir kesimin görüşünü yansıtan anlayışları kabullendirme ,toplumu bu düşünceye göre yönlendirme,şekillendirme bencilliği yerine , nesillerimize ,serbest ve özgür düşünmenin önemli olduğunu benimsetmeliyiz. Çağın teknolojisini hazır almak yerine,teknolojinin yöneticisi olmalıyız.Standart düşünme ve insan yetiştirme yerine,eğitim standardını herkes için sağlamalıyız.



Öğretmenlik insanoğlunun varoluşu ile yaşıt olan ,insanlık varoldukça devam edecek ulvi ve meşakkatli bir meslektir. Ne mutlu öğretmen olanlara ve olmak isteyenlere.



Bu duygu ve düşünceler doğrultusunda öğretmenlerimizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum

#

YAZARIN SON YAZILARI

Saygıdeğer Vekilime Açık Mektup;

Saygıdeğer Vekilime Açık Mektup;

Bu gün tezkere var.Hükümetin tavrı asker göndermekten yana.Asker göndererek işgale ortak olma adlı bir yazı yazmayı düşünüyordum.Yeni Şafakta'n Fadime Özkan çok güzel seslenişte bulundugundan bu yazıyı paylaşmak istedim..
İsrail Dostluk Grubu

İsrail Dostluk Grubu

'' Onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme. Erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür!.. (Muharref Tevrat,1 samuel 3)
Totaliter Eğitim Üzerine

Totaliter Eğitim Üzerine

Bilgisayar Destekli Eğitim

Bilgisayar Destekli Eğitim

Bu arada yabancı kaynaklı yazılımların çoğunun ideolojik gayelerle hazırlandığı, şuur altına telkinde bulunan motifler ihtivâ ettiği unutulmamalıdır.

Aziz Dostlar, Merhaba

Aziz Dostlar, Merhaba

Diğer illerden Taraklı'mıza turlar düzenleniyor. Tanıtım azda olsa meyvelerini vermeye başladı.

GENEL BİLGİLER

Taraklı

Taraklı

Taraklı Nerede, Taraklı'nın tarihi ve coğrafi özellikleri
Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı - Sakarya Otobüs Kalkış Saatleri
Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'ya geldiğinizde gezilecek yerler neresidir? Taraklı'nın en popüler gezilecek yerleri yazımızda.
Taraklı Termal Turizmi

Taraklı Termal Turizmi

Taraklı'da termal turizmi, Türkiye'deki belli başlı noktalardan biri haline gelmiştir.