Tevfik KAYMAZ Tevfik KAYMAZ Memleketim

Hollywood senaryosu

Birinci Dünya Savaşı'nda şimdilerde Suriye denen bölgedeki Osmanlı vatandaşlarının malını, mülkünü, ırzını namusunu İngilizlere karşı korumaya çalışan Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal'i İngilizlerle işbirliği yapıp sırtından hançerleyen Suriye'yi de, devletini de, Esad'ı da sevmiyoruz,

Babasını da sevmezdik zaten.

Sinema ve tiyatro seyrederken senaryonun sonunu tahmin etmeyi dener misiniz?

Peki tutturduğunuz olur mu? Bende bu aralar sinema veya tiyatro izlerken senaryonun gidişini ve sonunu kestirmeye çalışma eğilimi gelişti. Bu nedenle artık film izlemekten, tiyatro izlemekten keyif alamaz oldum. Şimdi sizlere hep birlikte izlemekte olduğumuz bir film için senaryo tahminimi anlatmak istiyorum.

Senaryo: Türkiye Davutoğlu'nun Sırf Sorun politikası sayesinde Suriye'ye tanklarla girer.

Zaten bunun hazırlıkları mayınlı arazinin temizlenme davasıyla bir iki sene evvel başlamıştır. Ancak mayınlı arazinin; genişleyecek Türkiye sınırlarının içinde mayın kalmaması için mi, yoksa sözde Kürdistan'ın orta yerinde bir mayın tarlası olmasın, temizlenip öyle verilsin Kürtlere diye mi temizlenmek istendiğini yakın gelecekte öğrenme şansımız olacaktır.

Suriye'ye Türk Ordusu'nun girmesiyle birlikte, Türkiye içlerinde Amerikan uşağı ve Kürdün kaderini tayin etmek isteyen ya da bir başka deyişle bölge halkının mukadderatını tayin etmek isteyen PKK hareketlerini artırır. Eylemlerini büyüklü küçüklü tüm kentlerde, sivillerin hayatını tehlikeye atacak biçimde artırıp genişletir.

Suriye'ye giren Türk Ordusu ise adeta oraya saplanır kalır, bitirici bir sonuca ulaşamaz. Yani muhtemelen başlarsa Suriye-Türkiye savaşı öyle bir iki hafta değil daha uzun sürmesi istenen bir savaştır. Suriye ordusu bertaraf edilse bile bu tür hareketlerin en kısa süreni ABD'nin Irak ve Afganistan işgali kadar olabiliyor. Bu durum tecrübe ile sabit.

Bu arada Türkiye sınırları içinde işler iyice karışır başta PKK ve sağlı, sollu, ilerici, gerici birçok örgütün provakatif eylemlerinde her gün onlarca sivil, asker, polis şehit düşmekte ve terörist ölmektedir. Çünkü tüm kesimler kaos bittiğinde söz hakkına sahip olmak için akbabalar gibi hareketlenmiştir. KCK operasyonlarına devlet bulaştırılıp frenlenmeye, durdurulmaya çalışılmış ve bundan kısmen sonuç alınmıştır. Güneydoğu'da PKK kır gerillacılığını bırakıp cephe savaşına ve şehir gerillacılığına başlar. Güneydoğu'daki sivil yerleşim merkezlerinde sokak sokak, dere tepe, çatışmalarda her gün onlarca asker, polis şehit düşmekte ve terörist ölmektedir.

"Bu arada ülke bölününce insanlar mutlu olacaksa ülke bölünür. Bunda ne var yahu." diyenler bu gerilimlerden faydalanarak uzun zamandır fırsat bekledikleri kıdem tazminatı olayını küçük bir kanun değişikliği ile sırtlarından atarlar ve savaş hali gerekçesi ile kimse bırakın genel grev yapmayı gıkını bile çıkartamaz. Zaten gerçekte çıkacak gık falan da kalmamıştır. Ama yine de bu durumda iç huzursuzlukların artmasına, devlete ve geleceğe duyulan güvenin zedelenmesine bileşke bir etki yapmıştır.

Tüm bunlar olurken Ankara'da kim bilir belki de bağırsak iltihaplanmasından dolayı hastalanan Hükümet düşmüştür.

Uzun zamandır tek partiyle ve hem de çok güçlü hükümetler seçen SeçSis yeni bir hükümet SeÇip SiSememektedir. Programı arızalıdır, sigortası atmış, devreleri bozulmuştur.

Koalisyon hükümeti bile kurulamamaktadır. Kaos almış yürümüştür.

Eskiden böyle durumlarda darbe falan yapan ordu gibi bir ordu da yoktur artık.

Hasan Mutlucan da önceki yıl vefat etmiştir.

Kol başının kır atı da kaçalı çok olmuştur.

Askeri vesayet kaldırtılmıştır. Yani milletçe vesayetsizizdir.

Ordunun var olan hali de zaten cephelerde meşguldür.

Bir yandan Akdeniz'de Rus ve Çin donanmaları, Karadeniz'de yine Ruslar, Suriye'de olan bitenlere müdahil olmak final sahnesinde söz hakkı kazanmak niyetindedir.

1. Dünya Savaşı'nda Almanların doğuda Ruslarla, güneyde Şam'da ve Çanakkale'de İngilizler ile Osmanlı ordusuna cephe açtırarak kendi üstlerindeki yükü azaltmaya çalıştıkları bilinir.

Hatta Osmanlı ordusunda komutan kalmamış gibi birçok yerde Alman komutanlar konmuştur işlerin başına.

Bu kez ABD ordumuza Suriye, Akdeniz ve Karadeniz'de cephe açtırarak, Basra üzerinden İran'a saldırdığında kendi üzerinde oluşacak yükün önemli bölümünü Türk Ordusu'na yıkmayı planlıyor olabilir.

Ayrıca İran o sıralarda başlayacak olan Azeri ayaklanmasıyla uğraşırken bir yandan da ABD tehdidine karşı kendini savunmaya çalışacaktır. Bizi de İran Azerilerine olan duygusal bağlarımız belki etkiliyor olacaktır. Bu bağ İran konusunda Türkiye'yi daha bir ABD'nin yanına doğru itecektir. Ahmed-i Nejat yıkılana kadar yığınla Azeri katledilmiş olacak bu durum da sadece yine "beyaz adamın" işini kolaylaştırmaya yaramış olacaktır.

Sanki Birinci Dünya Paylaşım Savaşı'nda Almanlarla birlikte olmakla yediğimiz kazığı bu kez Amerikalıların yanında olmakla yiyecekmişiz gibi bir his kaplıyor insanın içini.

Osmanlı İmparatorluğu'nun uzun süredir kaybettiği toprakları geri kazanma isteği sonucu daha da çok toprak kaybederek nihayet modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması gibi benzer bir sonuç bekliyor olmasın bizi. Daha küçük topraklar, yeni bir devlet. Artık nasıl bir devlet olursa? Belki de AB'ye girebilecek kadar küçülmüş bir devlet.

Türkler Akdeniz'de Kızıldeniz üzerinden gemilerine "bakım" yaptırtmaya diye gelen Çinlilerin gemilerine bakarken, Suriye de Esad'la, Akdeniz ve Karadeniz'de Ruslarla çarpışırken, ABD timsah gibi yatmış beklediği Basra Körfezi üzerinden İran'a saldırmayı planlamaktadır. Senaryo bu ya belki de hiç öyle kötü bir niyetleri yoktur.

Gereğinden fazla gelişen savaş karşıtı ve Suriye dostu tutumlar ise Türk milletinin meşhur savaşçı psikolojisini kurmasını engelleyecek kadar haddini aşmış olduğundan ulusal birlik refleksi iç mihrakların ve ulusalcı kesimde hatalı tavır belirleyenlerin de katkısıyla dibe vurmuş, kaos tavan yapmıştır. Savaş başlamışsa artık savaşa hayır denmez. Savaşılır. Savaş başlamıştır ya da başlamak üzeredir. Bundan sonrası akılcılıktır. Bu bıçak sırtı duruma ulusalcı yazar, çizer tayfamızın da dikkatini çekmek isterim.

Final sahnesinde:

Ortadoğu'da oynanan orta oyununun sonunda, Ortadoğunun gerçek sahibi yerlileri yani Ortadoğu'nun Kızılderilileri Türk, Arap vs. nüfusu epey bir azaltılmış 1. ve 2. Dünya Savaşları'ndaki ölü sayısının çok üstüne çıkılmış ve rekor kırılmıştır.

Artık Birleştirilmiş İlletler Topluluğu bu "kanlı" gidişata bir dur demek için gerekli talimatı Amerika Birleşik İlletleri, Çin, Rusya ve Avrupa devletlerinden alarak harekete geçer.

Bütün savaş bölgelerinde çok uluslu özellikle de Avrupa ve ABD'li askerlerden oluşan Birleştirtilmiş İlletler Barış Gücü denetimi sağlanacaktır.

Bu defa bu güce Kore, Yugoslavya, Afganistan'da olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetleri'nden askeri güç katılması istenmemektedir. Hem de kendi topraklarında istenmemektedir.

Çünkü TSK Suriye'ye girerek savaşı başlatan saldırgan bir ordu görünümüyle dünyaya afişe edilmiş, dünya medyası, kendi topraklarında katliamlar yapmasıyla ve laleleriyle meşhur bir ülke olarak mimlemiştir Türkiye'yi.

Böylelikle Birleştirtilmiş İlletler Barış Gücü özellikle de Türkiye'nin doğu illerinde denetimi ele alır ve buraları katliamcı ilan edilmiş Türk Silahlı Kuvvetleri'nin boşaltması istenir.

Türkiye'nin yeni doğu komşuları geçici olarak Birleşmiş İlletler Barış Gücü tarafından korunacak olan "Birleşik Free Kürdistan" ve "Büyük Ermenistan" olmuştur. "Her şeyin yenisi" olmuştur artık. Yeni Türkiye'nin güneyde komşusu bir devlet yoktur, güney sınırı Akdeniz'dir. Belki de artık yeni coğrafyada yine adının başına "yeni" koyan bir siyasi parti için uzun yıllar sonra iktidar olma şansı doğacaktır. Eski seçim sonuç haritaları bunu göstermektedir. Seçimlerde ise "Böyle mi sona erecekti, böyle parça parça mı olacaktı, bu kadar yalan mı yaşandı her şey" adlı parça propaganda çalışmalarının ana teması olabilecektir.

Kafkaslar'daki petrol ve doğalgazın Akdeniz'e ve Basra Körfezi'ne "güvenle" nakledileceği koridor oluşmuş Türk Ordusu buralardan çıkartılarak bölge uluslararası garantiye alınmıştır.

Avrupa ve ABD'nin küresel devleri artık Hazar Denizi çevresindeki coğrafyadan fosil enerji kaynaklarını ve zengin maden yataklarından alacakları ürünleri hem Karadeniz içinden ve Akdeniz üzerinden Avrupa'ya hem Basra üzerinden okyanusa oradan da dünyanın her yerine kolayca nakledecektir. Tüm bunlar olurken dünyanın şiddetin ve çatışmaların bitmek bilmediği bölgesi yani "yeni Ortadoğusu" Turan coğrafyasına kayacaktır. Hatta belki Türk Ordusu büyük bir savaşa girmiş ve yıpranmaktayken ABD Ermeni lobisinin beslemesi Ermenistan, Azerbaycan'ı işgal edip soykırım yapmak için harekete geçmiş olabilecektir. Şimdiden Ermeni-Azeri sınır boylarında taciz ve provokasyonlar başlamıştır.

Senaryonun daha detaylı gelişimi örneğin Suriye'ye, İran'a, Lübnan ve İsrail'e neler olduğu, savaş sırasında kimyasal ve nükleer silah kullanılıp kullanılmadığı, bütün suların ne renk aktığı gibi durumlarla ilgili sonuçları da vardır elbette.

Ama senaryo yazmak o kadar da kolay değil. Hem her şeyi olduğu gibi yazarsak asıl senarist ve oyuncular bu filmleri çevirenler bize kızmazlar mı? Biz sadece bizi en yakından ilgilendiren ve en kötümser sonuçların senaryosunu yazmış olalım ki iyi hazırlanalım.

Seyredelim ve görelim bakalım.

Ama ben en başta da dediğim gibi artık film ve tiyatro izlemekten keyif alamıyorum.

Eh oyunculuk eğitimimiz de yok, zaten bizlere rol teklif eden de yok.

En nihai olarak Aziz Nesin'in hikâyesindeki gibi

"Du bakali ne olcek?" de diyemiyoruz. Çünkü serde namus var.

Tamam...

Birinci Dünya Savaşı'nda şimdilerde Suriye denen bölgedeki Osmanlı vatandaşlarının malını, mülkünü, ırzını namusunu İngilizlere karşı korumaya çalışan Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal'i İngilizlerle işbirliği yapıp sırtından hançerleyen Suriye'yi de, devletini de, Esad'ı da sevmiyoruz,

Babasını da sevmezdik zaten.

Esad'ı yakışıklı bulanlar sevdiklerini söylüyor. Dilerim onları da Esad sever.

Sadece "Suriye şöyle bir dursun. İçeriyi sıkı tutalım KACEKA'yı istisnasız komple içeri tıkıp en az tehlike tümüyle geçinceye kadar misafir edin. Kuş uçurtmayın." diyerek, biz gibileri asla duymayan, dinlemeyen iktidara tavsiyede bulunmaya başlayalım.

Bırakalım Esad kendi kendine devrilsin.

Yahut pazarlık yapılsın.

"Bu aralar yine Azeri sınır boylarında taciz ve provokasyonlar yapmaya başlayan Ermenistan Karabağ'dan çekilsin yoksa biz Suriye'yi bırakır Ermenistan'a gireriz." denilsin dünyayı şaşırtalım biraz. İçeriye karşı yurtsever milliyetçi, dışarıya karşı Türkçü olunsun. Yani Atatürk milliyetçisi olunsun.

Kuzey Irak'taki Türkmen nüfus silahlı peşmerge tehdidi altındadır ve sınır güvenliğimiz teröristlerce sürekli ihlal ediliyor. Irak devleti bu duruma hakim değil. Önce Kuzey Irak'a girip PKK ve Barzani dahil bütün silahlı unsurları etkisiz hale getirip düzeni hakim kılalım, sonra oradan çekilir Esad'ı hallederiz denilsin.

En önemlisi; Davutoğlu ve sırf sorun politikası ivedilikle değiştirilsin.

David gitsin gerçek bir Davut gelsin. Davûdi bir ses tonuyla doğruları haykırsın.

Amerika'ya güvenilmesin Türk milletine güvenilsin, Amerika'dan ve beyzbol sopasından değil Türk milletinden korkun. Çünkü gerçek gücü ancak Türk milletinden alabilirsiniz ve Türk milletine hesap vermekle mükellefsiniz. Vatanını milletini seven, akılcı, güçlü, yürekli, milletine ve kendisine güvenen devlet adamları bu senaryoyu ve final sahnesini çok ama çok değiştirebilir.

Tüm bunların ekonomik bedeli mi var? Varsın İMKB yıkılsın bir tek Mehmetçiğin hayatı kadar değeri olamaz. Varsın ülke bölününce mutlu olacak olanlar, ülke bölünmeyince alsın paralarını gitsinler. Türk milleti doğrunun arkasında durur. Yeter ki "biri çıkıp doğru durmayı başarsın. Orası burası oynamasın."

Diyebiliyorum şimdilik…

Sonrası için fikir vermesi açısındansa;

O zamanlar da yedi düvel bize karşı birleşmişti.

Şimdi de Birleşmiş İlletler ve itler.

Varsın birleşsinler. Biz de birleşiriz.

Yeni bir senaryoyu, mutlu sonla biten bir Türk filmini devreye sokarız.

 

 

#
Tevfik KAYMAZ Tevfik KAYMAZ editor

YAZARIN SON YAZILARI

Boğa Güreşleri ve Arenalar

Boğa Güreşleri ve Arenalar

Biz matadoru çok cesur ve güçlü bir kahraman zannederdik.
Çatışma stratejisi ile yönetme

Çatışma stratejisi ile yönetme

Aklı ve vicdanı hür olmayan bireylerden oluşan ve kendi hayatlarını yönetmeyi becermeyen toplumlar nasıl yönetilir?
Şeytana Uymak

Şeytana Uymak

Göz yaşlarımızı silip olanları anlamalıyız.
Zafer Bayramı

Zafer Bayramı

Gönüllerde Kocatepe'den Afyon 'a doğru bir sel başlasa ülkenin her yerinden...
SURiye de SÛR mu üflenecek....

SURiye de SÛR mu üflenecek....

Ortada gerçek firavunlar ve bir yığın sahte Musa ve Mehdi dolaşıp durmakta,.....
Süt Çocukları

Süt Çocukları

Sayın Okur;

Yanlışlıkla bana, yani yanlış adrese gönderilmiş ve elime Ce-posta yoluyla bir valiz içinde düşmüş bir mektubu seninle paylaşıyorum.

GENEL BİLGİLER

Taraklı

Taraklı

Taraklı Nerede, Taraklı'nın tarihi ve coğrafi özellikleri
Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı - Sakarya Otobüs Kalkış Saatleri
Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'ya geldiğinizde gezilecek yerler neresidir? Taraklı'nın en popüler gezilecek yerleri yazımızda.
Taraklı Termal Turizmi

Taraklı Termal Turizmi

Taraklı'da termal turizmi, Türkiye'deki belli başlı noktalardan biri haline gelmiştir.