<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Köşe Yazıları - TARAKLI AJANS İnternet Gazetesi</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale</link>
<description>Taraklı Ajans ile Taraklı'dan ve Sakarya'dan en hızlı haberler. Güncel olayları, yerel gelişmeleri ve son dakika haberlerini anında takip edin.</description>
<atom:link href="https://www.tarakliajans.com/rss.xml?tur=makale" rel="self" type="application/rss+xml" />
<language>tr</language>
<copyright>Copyright 2026, TARAKLI AJANS İnternet Gazetesi</copyright>
<lastBuildDate>Sun, 25 Oct 2026 18:34:02 +0300</lastBuildDate>
<ttl>15</ttl>
<image><url>https://www.tarakliajans.com/icerikler/resimler/ta-boslogo.png</url><title>Köşe Yazıları - TARAKLI AJANS İnternet Gazetesi</title><link>https://www.tarakliajans.com/makale</link><width>144</width><height>144</height></image>
<item>
<title>Katastroftan Katarsise Bir Sahne (56)</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25624-katastroftan-katarsise-bir-sahne-56</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25624-katastroftan-katarsise-bir-sahne-56</guid>
<pubDate>Sun, 25 Oct 2026 18:11:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Özbilge</dc:creator>
<description>Mustafa Özbilge'nin yeni yazısı yayında...</description>
<content:encoded><![CDATA[<div><strong>I.</strong></div>

<div>Bin deveyi bir akceye güderdi</div>

<div>Onun da nısfını <strong>zekat </strong>ederdi</div>

<div>Develer bileşince tevhid ederdi</div>

<div>Yemen illerinde Veysel Karani</div>

<div>Yûnus Emre</div>

<div>***</div>

<div>Katastrof; altüst olmak, felaket anlamına geldiği gibi tiyatroda olayların tersyüz olup felaketle sonuçlanması olarak da anlaşılır. Katarsis ise arınmaktır (<strong>tezkiye</strong>). Aristoteles'in Poetika'sında, geçen bu kavram da şöyle anlaşılabilir. Tiyatroda dehşeti, korkuyu gören seyirciler, bu duyguları hissederek içsel bir arınma yaşarlar. Seyirci tragedyadaki karakterlerin yerine kendini koyar ve yaşadığı bu tecrübeyle arınır. Yani katarsis gerçekleşir.</div>

<div>***</div>

<div>Üç yıl içinde öldürülen ve yaralananların toplam sayısının 100 binlerle ifade edildiği bir sahne var karşımızda. Yüzde 85'i belki de fazlası sivildi bu insanların. Sistematik soykırımın dur durağı yok, yaşanıp bitmiyor. Filistin'i en temel ihtiyaçlardan mahrum bırakarak devam ediyor soykırım.</div>

<div>***</div>

<div>Bombalanan hastanelerin yerine, yenileri yapılmadı. Ölen ve tutsak edilen doktorların yeri de doldurulmadı. Hastalıklar, haşarat, ilaç, gıda ve su problemi gündelik meseleler oldu. Yazın sıcağı, kışın soğuğu ve yağmuru; parçalanmış yamalı çadırlarda karşılanıyor. Ölenler öldü, fakat kalanların hayatını devam ettirmesinin imkânı da gelecek yardımların engellenmesiyle yok ediliyor.</div>

<div>***</div>

<div>Biz bu sahnedeki trajedyanın neresindeyiz? Koltuklarına oturmuş, yaşanan felaketin karşısında merhamet duygumuzla arınmakta mıyız? Dökülen göz yaşlarımızla benliğimiz yunuyor mu?</div>

<div>***</div>

<div>Öncelikle hepimizin burada takındığı bir persona (maske) var ve o personaya göre sahnede tavrımızı belirgin kılıyoruz. Bazıları doğrudan ve dolaylı olarak soykırımcıları ticari ve politik işleriyle destekliyor. Bazıları ise desteklemeyip karşı çıkıyor. İşinde gücünde olup meseleyle hiç alakası olmayanlar da var. Onlar, saatteki dişli gibi ait oldukları çarkın bilinçsiz işleyen tiktokları olarak mutlular. Neticede herkesi personasından tanıyoruz.</div>

<div>***</div>

<div>Maske burada, gerçeği gizleyen bir örtü değil, bilakis Jungcu ifadeyle arketiplerimiz, kendimize dönen yönümüz, veçhe. Oyun; anlamını, personelin personasıyla tezahür ettiriyor. Bazıları için heyecan verici bir şey bu, çünkü her gün düşen maskelere şahit oluyorsunuz. Oysa maskelerin düşmesinin bir anlamı yok. Çünkü maske sahiplerinin kendi maskelerini bilerek düşürüyormuş gibi yapması da politik bir kıvraklığın cilvesi. Dolayısıyla personayı, mevcut haliyle doğru okuyanların, hiçbir zaman maske düşürme beklentisinde olmadığını biliyoruz. Mesela Amerika'nın maskesi düştü ifadesi ne kadar ahmakça!</div>

<div>***</div>

<div>Yine İsrail'in ticari ilişkilerinin ifşa edildiği bir eylemdesiniz, eyleminizin engellenmesi karşısında, engelleyenlerin maskesinin düştüğünü söylüyorsanız, burada bir anlam ifade etmiyor bu cümle. Çünkü az sonra sizi engelleyenlerin, Filistin desteği bir mitingde en ön safta boy gösterdiğine, hatta mitingi organize ettiğine şahit olabilirsiniz. İşte onun personasının esasını doğru okumak gerekiyor. </div>

<div>***</div>

<div>Biz sermayecilik/amerikancılık personasından rahatsız olmayıp sadece Filistin hassasiyeti üzerinden personaya bakıyorsak, zaafiyetli bir bakışa sahibiz demektir. Çünkü Filistin'de sadece bir milletin topraklarına sahip çıkma mücadelesi yok yahut bizim anladığımız şekliyle sadece bir din savaşı yok. Burada aynı zamanda kapitalist dünya sistemine karşı ortaya koyulmuş kararlı bir irade var. Bunu, dünyadaki belli başlı kapitalist ülkelere bakıp 360 kilometrekarelik küçük bir yere karşı, İsrail'e ne çapta destek verdikleriyle ya da zengin Müslüman devletlerin İsrail'le ne tür kirli ilişkiler içerisinde olduklarıyla kolayca anlayabiliriz. Hiçbirinin de maskesi düşer diye bir beklenti içinde olamayız. Çünkü başından beri personalarına sadık hareket etmektedirler.</div>

<div>***</div>

<div>İşte böyle bir manzara karşısında katarsis (<strong>tezkiye</strong>/arınma) gerçekleşir mi? Bunun üzerine düşünmemiz gerekiyor. Düşünürken de her zamanki gibi yazılarımızın ikinci bölümü olan kelimeler faslıyla devam edeceğiz. Çünkü onlar düşüncemizin istinatgâhı... Türkçeden Kur’ân’a, Kur’ân’dan Türkçeye Kelimeler, başlıklı çalışmamızın 56’ncısı olacak kelime "<strong>tezkiye</strong>"dir.</div>

<div><strong>II</strong>.</div>

<div>Artmak, anlamındaki zekâ kökünden gelen "tezkiye" kelimesi, Kubbealtı Lugatı'nda: "Kusurlardan arıtıp temiz duruma getirme, aklama; soruşturarak hâlinin iyiliğini meydana çıkarma; imamın, cenâzede hazır bulunanlardan ölünün hayatta iken hâlinin nasıl olduğunu sorması" anlamlarına gelir. Kelime Bakara Sûresi 174. ayette şöyle geçer:</div>

<div>***</div>

<div>"İnne-llezîne yektumûne mâ enzelallâhu mine-l kitâbi ve yeşterûne bihi semenen kalîlen ulâ-ike mâ ye/kulûne fî butûnihim illâ-nnâra velâ yukellimuhumullâhu yevme-l kiyâmeti velâ <strong>yuzekkîhim </strong>velehum ‘azâbun elîm"</div>

<div>(Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları <strong>arıtacaktır</strong>. Onlar için elem dolu bir azap vardır.)</div>

<div>***</div>

<div>Kelime, Ahmedî'nin bir beytinde şöyle geçer:</div>

<div>Olmış-ıdı nefsi Hak’dan <strong>tezkiye</strong></div>

<div>Bulmış-ıdı nefsi anun tasfiye</div>

<div>Onun nefsi Hak tarafından <strong>temizlenmişti</strong>; nefsi saflık bulmuştu.)</div>

<div>***</div>

<div><strong>Müzekkî </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. "Saf ve temiz duruma getiren, temizleyen, arındıran; ölen bir müslümanın cenâzesi başında, hayatta iken nasıl bir insan olduğunu oradaki cemâate sormak sûretiyle iyiliği hakkında şâhitlik edilmesini sağlayan imam."</div>

<div>***</div>

<div>Kelime, Mehmet Âkif Ersoy'un Safahat'ında şöyle geçer:</div>

<div>Benim şeyh-i sâhib–fütûhum odur</div>

<div>Delilim, <strong>müzekkî</strong>–i ruhum odur!</div>

<div>(Fetihler sahibi, şeyhim odur; rehberim, ruhumu <strong>temizleyip arındıranım </strong>odur!)</div>

<div>***</div>

<div><strong>Müzekkâ </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. "Temizlenmiş, arındırılmış, temiz, pâk; soruşturulmak sûretiyle iyi olduğu ortaya çıkarılmış, aklanmış, <strong>tezkiye </strong>edilmiş kimse veya cenâze; <strong>zekâtı </strong>verilmiş ve böylece aklandığına inanılmış mal." anlamlarına gelen kelime, Taşlıcalı Yahya Bey'in bir beytinde şöyle geçer:</div>

<div>***</div>

<div>Tūbāya irüp geçdi sābā gibi o demde</div>

<div>Cibrili kodı Sidre'de ol zāt-ı <strong>müzekkā</strong></div>

<div>"O <strong>tertemiz </strong>ve arınmış zat (Hz. Muhammed), o anda Tûbâ ağacına ulaşıp sabah rüzgârı gibi geçti ve Cebrâil'i Sidre'de bıraktı).</div>

<div>***</div>

<div><strong>Ezkâ </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. "<strong>Çok </strong>(daha, en, pek) <strong>temiz</strong>, çok hâlis" anlamlarına gelen kelime, Kehf Sûresi 19. ayette şöyle geçer:</div>

<div>***</div>

<div>"Feb’asû ehadekum biverikikum hâzihi ilâ-l medîneti felyenzur eyyuhâ <strong>ezkâ </strong>ta’âmen..."</div>

<div>(Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği <strong>daha temiz </strong>ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin...) </div>

<div>***</div>

<div>Kelime, Nâbî'nin bir beytinde şöyle geçer:</div>

<div>Nâbî-i kemînenden ola sana hediyye</div>

<div><strong>Ezkâ </strong>vü eâlîsi selâm ü salavâtın</div>

<div>(Bu hakir Nâbî'den sana, selam ve salavatların <strong>en temiz </strong>ve en yücesi hediye olsun.)</div>

<div>***</div>

<div><strong>Zekî</strong> kelimesi de aynı kök üzeredir. "Temiz, hâlis, saf, iyi hal sâhibi" manalarına gelen kelimeyi, zel harfiyle yazılan ve zekası keskin, anlamına gelen diğer zekî kelimesiyle karıştırmamak gerekir.</div>

<div>Kelime, Meryem Sûresi 19. ayette şöyle geçer:</div>

<div>***</div>

<div>"Kâle innemâ enâ rasûlu rabbiki li-ehebe leki gulâmen <strong>zekiyyâ</strong>"</div>

<div>(Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.)</div>

<div>***</div>

<div>Kelime, Fuzûlî'nin bir beytinde şöyle geçer:</div>

<div>Seyyid-i Ebtahî vü ümmî vü Mekkî vü zekî</div>

<div>Hâşimî vü Medenî vü Kureşî vü 'Arabî</div>

<div>(Ebtahî isimli Mekke'deki vadinin efendisi, ümmî, Mekkeli ve arınmış olan; Haşimoğullarından, Medineli, Kureyş kabilesine mensup ve Arap olan.)</div>

<div>***</div>

<div><strong>Zekiyye </strong>kelimesi de "Nefsin yedinci mertebesi olan sâfiyenin diğer bir adı"dır. Zekî kelimesinin müennesi olan kelime, Kehf Sûresi 74. ayette şöyle geçer:</div>

<div>***</div>

<div>"Fentalekâ hattâ izâ lakiyâ gulâmen fekatelehu kâle ekatelte nefsen <strong>zekiyyeten </strong>bigayri nefsin lekad ci/te şey-en nukrâ "</div>

<div>(Yine gittiler, nihâyet bir oğlan çocuğuna rastgeldikleri an hemen onu öldürüverdi. Dedi ki: "Bir <strong>tertemiz </strong>nefsi, bir nefs mukabilinde olmaksızın öldürdün mü? Muhakkak ki pek kötü bir şey yapmış oldun.")</div>

<div>***</div>

<div><strong>Zekâ </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. "Saflık, hal düzgünlüğü, hâlislik" manalarına gelen kelimeyi, yukarıda ifade ettiğimiz gibi zel harfiyle yazılan ve "anlama gücü" manasındaki diğer zekâ kelimesiyle karıştırmamak gerekir. Kelime, Nûr Sûresi 21. ayette şöyle geçer:</div>

<div>***</div>

<div>"Velevlâ fadlullâhi ‘aleykum verahmetuhu mâ <strong>zekâ </strong>minkum min ehadin ebeden velâkinnallâhe yuzekkî men yeşâ/ vallâhu semî’un ‘alîm."</div>

<div>(Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla <strong>temize çıkamazdı</strong>. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.)</div>

<div>***</div>

<div>Kelime Muallim Nâci'nin bir cümlesinde şöyle geçer:</div>

<div>"Zekâ ile <strong>zekâyı </strong>cemedenler dâreynde (iki dünyada) mes’ut olurlar." Tabii burada metnin İslam harfleriyle yazılı hâlini görmediğimizden hangisinin "keskin z" hangisinin "peltek z" ile yazıldığını ayırt etmeksizin iki kelimeyi de belirtiyorum.</div>

<div>***</div>

<div>Son kelimemiz <strong>zekât </strong>da aynı kök üzeredir. "İslâm dîninin beş şartından biri olarak, sâhip olunan ve belli bir miktârı aşan mal ve paranın yoksullara dağıtılması gereken kırkta biri ve bunun yoksullara dağıtılması işi"dir. Kelime Mâide Sûresi 55. ayette şöyle geçer:</div>

<div>***</div>

<div>"İnnemâ veliyyukumullâhu verasûluhu vellezîne âmenû-llezîne yukîmûne-ssalâte veyu/tûne-<strong>zzekâte </strong>vehum râki’ûn."</div>

<div>(Sizin velîniz ancak Allah Teâlâ'dır. Ve O'nun peygamberidir ve imân etmiş olanlardır. O imân edenler ki, namazı dosdoğru kılarlar ve <strong>zekâtı </strong>verirler ve onlar rükua varanlardır.)</div>

<div>***</div>

<div>Kelime Bâkî'nin bir beytinde şöyle geçer:</div>

<div>Hüsnün <strong>zekâtınun </strong>eger ey hâce-i cemâl</div>

<div>Bir müstehakkın ister isen işte ben fakîr</div>

<div>(Ey güzellik sultanı! Eğer güzelliğinin <strong>zekâtını</strong>, hak sahibine vermek istersen, işte ben fakir buradayım.)</div>

<div><strong>III.</strong></div>

<div>Yukarıda sunduğumuz kelime ailesinin ardından "Son Samuray" filmi üzerinden, arınmak/<strong>tezkiye</strong> kavramına yeniden dönelim. Tarihi gerçeklerin çarpıtılmasına, arkada yatan üstün beyaz adam zihniyetine, şimdilik bu yazının konusu olmadığı için girmeyeceğiz. Filmi, anlatmak istediğimiz kavramı daha iyi açmak için burada kendimize mevzu kılıyoruz.</div>

<div>***</div>

<div>Film, 19. yüzyılın sonunda gerçekleşen Meiji Restorasyonu ve Satsuma İsyanı'nı konu alıyor. Modern Batı karşısında, radikal bir biçimde modernleşmeye çalışan Japonya ve buna direnen samuray geleneği, birtakım ayrıntılarıyla tasvir ediliyor.</div>

<div>***</div>

<div>Amerika'daki Kızılderililere karşı savaşlarda öne çıkmış Yüzbaşı Nathan (Tom Cruise), geçmişte yaptığı katliamların tesiriyle psikolojisi son derece berbat bir alkoliktir. Bu haldeyken kendisine verilen yeni görev, Japon İmparatorluğu ordusunu modern silahlara entegre etmek ve merkeze karşı isyan başlatan gelenekçi samuraylarla savaşmaktır. Tabii yüksek bir ücrete mukabil...</div>

<div>***</div>

<div>Henüz hazır olmayan imparatorluk ordusu, samuray lideri Katsumoto ve ekibiyle çatışmaya girer ve onlar karşısında ciddi bir hezimet yaşar. Çatışmada yaralanan Nathan esir alınır ve samurayların köyüne götürülür. Orada samurayların yaşam kültürü ve felsefesine dair birçok şeyi yakından gözlemleyen Nathan, serbest bırakılmasına rağmen silah tüccarlarının kol gezdiği eski görevine dönmez ve merkeze isyan eden samurayların safında, modern ateşli silahlara karşı kılıç ve okla yiğitçe savaşır.</div>

<div>***</div>

<div>Son sahnede, yaylım ateşi yapan otomatik silahlar karşısında samurayların bir bir kırıldığını görürüz . Nathan ise her yerinden yaralanmış ama en ön safta mücadeleyi bırakmak istemeyen hayatta kalan son samuraydır. Katsumoto, cephede ağır yaralı haldeyken harakiri yapar. Bu, onurlu bir ölümdür samuray geleneğinde. Onun, harakiri yapmasını engellemek isteyen Nathan'a söylediği son söz, Nathan'ın geldiği aşamanın Katsumoto'nun dilinden bir ifadesi olarak belki en önemli kısım: "Onuruna yeniden kavuştun. Bırak, ben de onurumla öleyim."</div>

<div>***</div>

<div>Böylece Amerika'daki yerli halklara yaşattığı katliamların utancıyla kabuslar gören Nathan, samuraylarla omuz omuza verdiği soylu mücadele sayesinde arınmış/temizlenmiş kendini <strong>tezkiye </strong>etmişti. <strong>Tezkiye </strong>kelimesinin kökünde büyümek, kuvvet bulmak var. Ama kelimede arıtmak manası da var. Bir şey arıtılırken ondan bir şeyler eksilir. Fakat bu eksilen kötü fazlalıklar, onda arınmayı, temizlenmeyi sağlar.</div>

<div>***</div>

<div>Nathan, İmparatorluğun kendisine vereceği yüksek parayı terk etti. Tıpkı zekatı verenin, parasının bir kısmından vazgeçtiği gibi... Defalarca ölmek istedi ve böylece canından geçebileceğini de göğsünü mermilere siper ederek ispat etti. Bir nevi budana budana, azala azala arınıp artıyor. Verdikçe onur elde ediyor. Azaldıkça çoğalıyordu.</div>

<div>***</div>

<div>Tıpkı Ahmedî'nin dediği gibi:</div>

<div><strong>Zekât</strong>-ı mâlı çıhar ki arturur <strong>zekât </strong>anı</div>

<div>Budandugında agaç katı çog olur engûr</div>

<div>(Malın <strong>zekatını </strong>ver ki <strong>zekat </strong>onu artırsın; bu durum budandığında ağacın çok üzüm vermesi gibidir.)</div>

<div>***</div>

<div>Biz, Kızılderilileri soykırıma uğratmadığımızı, olayın çağdaşı olmadığımız için ifade edebiliriz. Ya Filistinliler... Onların çağdaşı olarak her şey gözümüzün önünde cereyan ediyor. Filistin'deki soykırımdan hepimiz sorumluyuz. "Kendinizi temize çıkarmayın" diyen ilâhi uyarı kimin için? Az ya da çok herkesin bulunduğu konuma göre yaşanan olayda, yerine getirmediği bir mesuliyet var. Bu sebepten onların çağdaşı olarak hiçbirimiz soykırım suçundan arınık (<strong>müzekkâ</strong>) olamayız.</div>

<div>***</div>

<div>Ya katarsis... Katarsisin yani arınmanın gerçekleşmesi için tragedyanın bitmesi, perdenin kapanması lazımken oyun hala devam ediyorsa orada katarsis/<strong>tezkiye </strong>gerçekleşemez. Yazının başında ifade ettiğimiz gibi Gazze şeridi, nüfusunun %90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için insani yardıma muhtaçken günde içeriye giren 100-150 kamyonluk yardımla hayatta kalmaya çalışırken insanlar, katarsis mümkün mü?</div>

<div>***</div>

<div>Bütün bunlara rağmen sicili bozuk insanlık, henüz buradaki kötülüğünden arınamamışken epsteinci Suud hükümetiyle müttefik olup Filistin için türlü bedeller ödeyen mazlum Yemen direnişine karşı cephe oluşturuyor. Halbuki burada Suud hükümeti Nethan'ın beraber olduğu samuraylar değil, modernleşmeye çalışan Japon İmparatorluğu da değil. Peki ne? Suud hükümeti, Nethan'ın en büyük pişmanlığı olan Kızılderilileri yani Filistinlileri soykırıma uğratan Amerikan emperyalizminin uşağı. Katastrof üstüne katastrof yaşanıyor. Türküde geçtiği şekliyle yedi deryada gark olsan bu pislik temizlenmez vicdanlardan.</div>

<div>***</div>

<div>Katarsisi, ibret ve ders olarak düşünürsek Türkiye olarak içerisinde olmaya çalıştığımız ittifak, yaşananlardan hiçbir dersin çıkarılmadığına ve nefisleri arıtıcı (<strong>müzekki'n</strong>-nüfûs) bir eylem peşinde olmadığımıza delalettir. Oysa yapılması gereken şey <strong>zekat </strong>vermektir. Fakat burada unuttuğumuz nokta, <strong>zekatın </strong>şartlarıdır: <strong>Zekatı</strong>; ancak hür olanlar verebilir.</div>

<div>***</div>

<div>Dün, dünyanın ruhu (weltgeist) denen şeyi, Hegel gibiler nasıl Napolyon'un soluğunda görmüşse bugün de kendi kimliğine yabancılaşmış sermaye tapıcıları, Amerikan emperyalizminin gölgesinde olmayı zamanın ruhuna (zeitgeist) uygun strateji olarak okuyabilirler. Oysa ilahi muharrik, halk denen ve uzun zamandır vadisinde sesi soluğu çıkmayan dereleri, bir gün gürleyerek kuru vadilerden taşırır. O vakit halkın ruhu (volkgeist) olan sel, bütün pisliği önüne katarak köklü bir arınmayı/<strong>tezkiyeyi </strong>gerçekleştirir vicdanlarda. "Onu temizleyip arındıran kurtuluşa ermiştir."</div>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25624-0-183316251026.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25624-0-183316251026.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Kime Ne</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25620-kime-ne</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25620-kime-ne</guid>
<pubDate>Sun, 25 Oct 2026 07:18:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>Acısını gülüşüne saklayan insanın sessiz çığlığını ve hayatın zorlukları karşısındaki sığınaklarını anlatan etkileyici bir şiir incelemesi.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>KİME NE&nbsp;</p>

<p>Gülüşüne saklanır bazen insan.<br />
Bazen köyü yanarken,<br />
utanç değil, umuttur<br />
bir gülüşe tutunmak.&nbsp;</p>

<p>Kim anlar dikenimden,<br />
bahçemdeki güllerimden?<br />
Camdan bir ormandır içim;<br />
put sanma!&nbsp;</p>

<p>Kara bulutlardan süzülen<br />
saman sarısı güneşler gibi,<br />
tutunacak bir dal ararken...&nbsp;</p>

<p>Kimi şiire, şükre sığınır;<br />
kimi derin bir sükûta!<br />
Hiç olmakla var olmak arasında,<br />
ıssızlığın tam ortasında!&nbsp;</p>

<p>Sürülünce geceden&nbsp;<br />
son düşün de mavisi,<br />
gülüşüne saklanır bazen insan;<br />
acısından, kederinden.&nbsp;</p>

<p>Son kaledir,&nbsp;<br />
ortak arar!&nbsp;</p>

<p>Kime ne!!</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25620-0-195849241026.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25620-0-195849241026.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>HAYATİ YILMAZ AMCA ANLATIYOR, BEN DİNLİYORUM…</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25606-hayati-yilmaz-amca-anlatiyor-ben-dinliyorum</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25606-hayati-yilmaz-amca-anlatiyor-ben-dinliyorum</guid>
<pubDate>Sun, 18 Oct 2026 23:29:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili okurlarım,</p>

<p>Bu hafta sizleri Taraklı&rsquo;nın eski günlerine götürmek istiyorum. Hem de öyle kitaplardan, belgelerden değil; o günleri yaşamış, emeğiyle hayatını kazanmış, 90 yaşına rağmen hatıralarını büyük bir heyecanla anlatan bir ustamızın dilinden&hellip;</p>

<p>Dıngıldak Masa&rsquo;da bu haftaki misafirim, kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerden mutafçılığın son ustalarından Hayati Yılmaz Amca&rsquo;ydı. Bu güzel sohbette çok değerli büyüğüm, kıymetli hemşerimiz M. Nuri Şahin Bey de yanımızdaydı. Hep birlikte geçmişe doğru keyifli bir yolculuğa çıktık.</p>

<p>Dıngıldak Masa&rsquo;nın güzelliği de burada sevgili okurlarım. Bazen bir çay eşliğinde başlayan sohbet, sizi alıp yıllar öncesine götürüyor. Bir bakıyorsunuz eski Taraklı&rsquo;yı konuşuyor, bir bakıyorsunuz geçmişte kalan meslekleri, dostlukları ve hatıraları yeniden canlandırıyorsunuz. Hayati Amca anlattı, biz de büyük bir merak ve ilgiyle dinledik.</p>

<p>Kendisiyle sohbet ederken bir ara düşündüm: Acaba Hayati Amca&rsquo;nın yarım asırlık meslek hayatında kaç kişinin yolu dükkânından geçti, kaç heybe, kaç çuval, kaç kilim onun elinden çıktı? Kim bilir, o küçük dükkânda ne hikâyeler yaşandı, ne sohbetler edildi&hellip;</p>

<p>Hayati Amca anlatmaya başladı, ben de dinleyip notlarımı almaya koyuldum. O anlattıkça geçmişe gidiyor, eski Taraklı&rsquo;yı gözümde canlandırıyordum. M. Nuri Şahin Bey&rsquo;le birlikte onun hatıralarına kulak verirken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.</p>

<p>Hayati Amca, ilkokulu bitirdikten sonra merhum Mustafa Gürkan&rsquo;ın yanında çıraklığa başlamış. İki yıl çıraklık yapmış, ardından mesleğin inceliklerini öğrenmek için yıllarca emek vermiş. Keçi kıllarını ayırmayı öğrenmiş, beş yıl da kalfalık yapmış.</p>

<p>Ama ustalık öyle hemen gelmemiş. Çok çalışmış, emek vermiş, mesleğin bütün inceliklerini öğrenmeye gayret etmiş. Buna rağmen ustasından ustalık elini alması uzun sürmüş.</p>

<p>Burada insan ister istemez düşünüyor. Bugün bir mesleği öğrenmek için bu kadar yıl sabretmeye kaç kişi razı olur? Eskiden ustalık yalnızca işi bilmekle kazanılmıyor; sabır, emek ve sadakat de istiyordu.</p>

<p>Hayati Amca ustalığa eriştikten sonra yaklaşık 50 yıl mutafçılık yapmış. Üstelik mesleğinin yanında eski esnaflık geleneğini de yaşatmış. Ahilik kültüründe olduğu gibi peynirli pide hazırlayıp çarşıdaki esnafa, eşe dosta ikramlarda bulunmuş.</p>

<p>İşte eski esnaflık dediğimiz biraz da bu değil mi sevgili okurlarım? İnsan yalnızca dükkânını açıp işini yapmıyor, komşusunu düşünüyor, dostunu gözetiyor, sevincini paylaşıyor. Bugün de böyle güzel geleneklere ne kadar ihtiyacımız var!</p>

<p>Gelelim mutafçılığın nasıl yapıldığına&hellip; Açıkçası Hayati Amca&rsquo;nın anlattıklarını dinlerken ben de işin inceliklerini merak ettim.</p>

<p>Şimdi düşünün, elinizde kırkılmış keçi kılları var. Bu kıllar öyle olduğu gibi alınıp dokumada kullanılmıyor. Önce özel bir düzenekle birbirinden ayrılıyor, yumuşak bir yığın hâline getiriliyor. Sonra yoğrulup rulo yapılıyor. Yaklaşık 50 santimetre çapında, 75 santimetre boyundaki bir torbaya konuluyor ve yine özel bir düzenek yardımıyla ip hâline getiriliyor.</p>

<p>Peki, ip hazır olunca iş bitiyor mu? Hayır, asıl dokuma bundan sonra başlıyor.</p>

<p>İpler tezgâha geriliyor. Yaklaşık 50 santimetre genişliğindeki, ucunda demir tarak dişlerini andıran parçalar bulunan şimşir ağacından yapılmış bir çıta kullanılıyor. Hazırlanan ipler gerilmiş iplerin arasından geçiriliyor, her geçişte demir tarakla sıkıştırılıyor. Böylece dokuma yavaş yavaş ortaya çıkıyor.</p>

<p>Hayati Amca bunları anlatırken elleri de boş durmuyor. Bir eliyle ipleri geçiriyor, diğer eliyle sıkıştırma hareketi yapıyor. Sanki aradan geçen yıllar hiç yaşanmamış, kendisini yeniden tezgâhının başında bulmuş gibi&hellip;</p>

<p>Ben de karşısında oturmuş, onu izliyorum. Bir taraftan anlattıklarını not ediyorum, bir taraftan da bu kadar ayrıntıyı hafızasında nasıl canlı tuttuğuna hayran kalıyorum. M. Nuri Şahin Bey&rsquo;le birlikte, Hayati Amca&rsquo;nın anlattıklarıyla eski günleri yeniden hatırlıyoruz.</p>

<p>İşte meslek dediğimiz böyle bir şey. Yalnızca anlatmakla olmuyor; el alışkanlığı, tecrübe ve yılların birikimi gerekiyor.</p>

<p>O tezgâhlarda hazırlanan iplerden heybe, kilim, çuval ve çadır yapılırmış. Bugün hazır ürünleri kolayca satın alıyoruz. Ancak bir zamanlar ihtiyaç duyulan bu eşyaların her birinin arkasında ne kadar emek bulunduğunu pek düşünmüyoruz.</p>

<p>Sohbet ilerledikçe Hayati Amca bu kez eski ustaları hatırlamaya başladı. İsmail Adıyaman, Hamdi Küçükçınar, Ali Efendilerin Mustafa Avdan&rsquo;ı, Mustafa Kurtaran, Nazmi Küçükçınar, Nevzat Armağan, Saim Kızılırmak, Nurettin Kaymaz, Şevket İşsever ve Yüksel Özkan&hellip;</p>

<p>İsimleri bir bir sayıyor. Her biri hafızasında yer etmiş. Ben dinlerken eski Taraklı çarşısını düşünüyorum. O dükkânları, esnafın birbirine uğrayışını, çarşıdaki hareketliliği&hellip;</p>

<p>Kim bilir, o ustaların dükkânlarında ne güzel sohbetler yapılırdı? Birinin işi bitince diğeri yardım eder miydi? Çarşıda bir düğün, bir bayram telaşı olduğunda kimler bir araya gelirdi? Hayati Amca&rsquo;nın anlattıkları insanın aklına daha nice sorular getiriyor.</p>

<p>Ben de onun dükkânını iyi hatırlıyorum. Gözümün önüne o günler geliyor. Bugün artık eskisi gibi yapılmayan bir mesleğin izleri, hafızamızda böyle yaşıyor.</p>

<p>Sohbetimize eğitimci ve yazar Ahmet İşsever de katıldı. Taraklı&rsquo;nın geçmişini ve kültürünü yakından bilen Ahmet İşsever, tecrübesiyle anlatılanlara önemli katkılar sağladı. Kendisine de bu güzel sohbete katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.</p>

<p>Dıngıldak Masa&rsquo;da Hayati Amca&rsquo;yı dinlerken bir kez daha anladım ki geçmişi konuşmak, eski günleri yâd etmek insanı hem mutlu ediyor hem de düşündürüyor. Hele sohbetin içinde M. Nuri Şahin Bey gibi kıymetli büyüklerimiz ve hemşerilerimiz de olunca, hatıraların tadı bir başka oluyor. Birlikte dinlemek, birlikte düşünmek, Taraklı&rsquo;nın dününü bugünüyle karşılaştırmak&hellip; İşte benim için bu buluşmanın en güzel taraflarından biri de buydu.</p>

<p>Sevgili okurlarım, bazen bir büyüğümüzle oturup sohbet etmek, geçmişe dair bilmediğimiz pek çok şeyi öğrenmemizi sağlıyor. Yeter ki soralım, dinleyelim ve anlatılanları kayda geçirelim.</p>

<p>Çünkü Hayati Amca gibi ustalar yalnızca kendi hayatlarını anlatmıyor. Onların hatıralarında Taraklı&rsquo;nın eski çarşısı, esnaflık kültürü, komşuluk ilişkileri ve kaybolmaya yüz tutmuş meslekleri de yaşıyor.</p>

<p>Bugün benim bildiğim kadarıyla Taraklı&rsquo;da mutafçılık mesleğini sürdüren son usta Hayati Yılmaz Amca. Bir zamanlar insanların ihtiyaçlarını karşılayan bu mesleğin yeni nesiller tarafından da bilinmesini isterim. Belki gençlerimiz keçi kılından iplik hazırlanışını, eski tezgâhlarda dokumanın nasıl yapıldığını ilk kez duyacak. Ama bilmeliler ki Taraklı&rsquo;nın geçmişinde böyle emek dolu meslekler de vardı.</p>

<p>Hayati Amca&rsquo;nın hayatına yarım asırlık mesleği boyunca kim bilir ne anılar sığdı? Keşke hepsini dinleyebilsek, hepsini yazabilsek&hellip;</p>

<p>O anlattı, biz dinledik. Zaman zaman eski günlere gittik, zaman zaman da bugünle geçmişi karşılaştırdık. Sohbetin sonunda içimden geçen şuydu: İyi ki bu sohbeti yapmışız, iyi ki Hayati Amca&rsquo;nın hatıralarını dinleme fırsatı bulmuşuz.</p>

<p>Dıngıldak Masa&rsquo;da bizlerle birlikte olan, bu güzel sohbete eşlik eden kıymetli büyüğüm M. Nuri Şahin Bey&rsquo;e de teşekkür ediyorum. Hayati Yılmaz Amca&rsquo;ya ise geçmişin kapılarını bizlere açtığı, mesleğinin inceliklerini ve hatıralarını içtenlikle paylaştığı için gönülden teşekkür ediyorum.</p>

<p>Sağlıkla, huzurla nice yıllar yaşasın Hayati Amca.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25606-2-232856181026.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25606-2-232856181026.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>(S)El Yatağına Girmeye Kim Mâni' Olacak? (55)</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25601-sel-yatagina-girmeye-kim-mani-olacak-55</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25601-sel-yatagina-girmeye-kim-mani-olacak-55</guid>
<pubDate>Sat, 17 Oct 2026 20:54:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Özbilge</dc:creator>
<description>Mustafa Özbilge'nin yeni yazısı yayında...</description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>I.</strong><br />
Güftesi Şair Nigâr Hanım'a, bestesi Tatyos Efendi'ye ait hicazkâr şarkıyı ne vakit dinlesem müteessir oluyorum. İlk mısraı üzerinden düşünelim:<br />
***<br />
"<strong>Mâni </strong>oluyor hâlimi takrîre hicâbım."<br />
***<br />
Zarif insanlara engeller koymanıza gerek yok, onlar kendilerine engeller çıkarır. Hatta engel üstüne engel çıkarırlar. Şair Nigâr Hanım da utanmak duygusuyla geriye çekilerek bir şeylerden alıkoyuyor kendini, tutuyor. Öyle ki hicap/utanma kelimesi; aynı zamanda perde/engel manasına gelmekte. Burada mahcubiyet duygusu, zaten şairi geriye çekip ona dış dünya karşısında bariyerler oluşturmuşken diğer taraftan şairin konuşamayıp halini ifade edemeyişi, kendine, ikinci bir <strong>mânia</strong>/engel koyduğunu gösteriyor. Hicabederek hem diğer duygu ve düşüncelerini hem kelimelerini, sözünü perdeliyor. Hicabetmek birinci örtü, konuşamamak ise ikinci örtü olarak şairin benliğini sımsıkı sarıyor. <strong>Mâni </strong>üstüne <strong>mâni</strong>...<br />
***<br />
Yaşadığımız dünya, böyle insanlara uygun değil; kendi çıkarları namına vurup kıran, hiçbir şeyden imtina etmeyen, başkalarının haklarına tecavüz etmek konusunda pervasızların dünyası... Yunan mitolojisindeki Tantalus'un manevi mirasının taşıyıcıları her meydanda cirit atıyor. Hikayeyi hatırlayalım...<br />
***<br />
Lidya kralı Tantalus, Zeus'un oğludur. Bir ölümlü olmasına rağmen tanrılarla aynı sofraya oturabilecek kadar yüksek bir mertebeye yükselmiş, ancak onlarla dost olabilmenin lütuf ve ihsanına ihanet etmiştir. Çünkü kendisine verilen bu ayrıcalık, zamanla tanrıları küçümseyecek bir kibre dönüşmüş. O kibir, tanrıları bile imtihan edebilecek cürete ulaşmıştır.<br />
***<br />
Önce tanrıların sofrasından ölümsüzlük yiyeceği ambrosia ve yine onlara ait bir içecek olan nektarı çalmış; böylece tanrıların sırlarını ifşa etmesi yetmemiş, onların her şeyi bilip bilmediğini de sınamak için hileli bir ziyafet düzenlemiştir. Sofrasında misafirlerine ikram edeceği et, katlettiği oğlu Pelops'un etidir.<br />
***<br />
Tanrılar yemek olarak sunulan etin durumunu fark etmişler ve Tantalus'u sonsuz bir cezaya çarptırmışlardır. Çenesine kadar yükselmiş suyun içinde susuz bırakılmış Tantalus. Ne zaman içmek için başını eğse suya, berrak su çekilip kuru toprağa gizlenir. Başının üstünde sarkan salkım salkım meyveler de aç karnını doyuramazmış. Çünkü ne zaman, olgun meyveleri almak için dallara uzansa rüzgâr, erişemeyeceği bir yüksekliğe çıkarırmış ağacın dallarını. İstek ve haybet arasında ebedi bir sarkaç...<br />
***<br />
Doyumsuzluğun ve kibrin cezasıdır bu. Kendini kötülükten imtina etmemenin karşılığı... Alman filozof Arthur Schopenhauer, yaşamın itici gücüne bağlar olanları. Sahip olma ve hükmetme arzusuna, bir türlü tatmin olmayan hep daha fazlasını arzulayan, yetinmeyen istem'e... İnsanı can sıkıntısı karşısında oyalayacak huzursuz bir oyuna...<br />
***<br />
Okuldaki matematik hocasına soruyorum gazetedeki haberi. 1 ve 16 Eylül arasında malum iki şirketin fonlarından toplam 440 yatırımcı, 401 milyar 226 milyon 791 bin 742 TL çıkış gerçekleştirmiş. Bu rakamı; aldığım maaş ve günlük alışveriş rutinim üzerinden algılayamadım diyorum. Bir an duruyor ve eski parayla 400 katrilyon hocam, diyor. Bu rakam, bilim dergilerinde uzayın derinliklerine dair yazılmış makaleleri okuyup bitirdikten sonra bende kalan boşluk hissine karşılık geliyor.<br />
***<br />
İnsan doğası gereği elbette bir şeyleri arzulayıp onları tatmin etmenin yolunu arayacak; fakat biliyoruz ki arzulanan şeye ulaşması da onu durdurmayacak. Hep bir fazlası vardır ulaşılanın. Ulaşılamayan her hedef; büyür ve can sıkar, Schopenhaur'e göre. Onlar bir şeyleri ele geçiremedikçe delice bir huzursuzluk yaşarlar. Ele geçirse kısa bir zaman sonra yine huzursuzdur. Tanrılar, Tantalus'a <strong>mâni </strong>olurlar ve onu tam da içerisinde bulunduğu gerçek hal üzere bir işkenceye tabi tutarlar. Ele geçirememenin, tatmin olamamanın huzursuzluğuna...<br />
***<br />
Bu fasit döngüyü, Albert Camus'nun absürdü deyip insanı kendi trajedisiyle baş başa mı bırakmalı? Hayır, meseleyi bireyin varoluşsal bunalımlarına yormak yeterli değil. Belki sonuçları itibariyle konuşulabilir ama sebepleri doğrudan sistemle hesaplaşmayı gerektirir. Bireyin kendi başına erişemeyeceği güç, kapitalizmin yatağında mega projeler adıyla semirtilerek toplumun dengesi bozuluyor.<br />
***<br />
Yeşil vadiler kentsel dönüşüm denilerek Tantalus'un şirketlerine, holdinglerine peşkeş çekilince bir zaman sonra tanrılar (tabiat), yatağın gerçek sahibi olan dereleri acı bir şekilde hatırlatıyor. Toprağın betonlaşması, su havzalarının imara açılması, dere yataklarının daraltılması, Tantalus ve adamlarının, sonucu ne olursa olsun, kâr elde edebilmesinin basit işlemleri gibi duruyor.<br />
***<br />
Kapitalist sistem, bir birey değil ki onun bunalımlarından bahsedelim. O, ne kendine <strong>mâni </strong>olur ne de hariçten bir şeyin kendisine mâni olmasına müsaade eder. Peki bunu anlayabilmek için her defasında deprem, sel gibi felaketlerle Poseidon'un kendini hatırlatmasını mı bekleyeceğiz?<br />
***<br />
Tantalus hırsızdı. Tanrıların yiyeceğini çaldı. Tıpkı şimdikilerin tabiattan ve insan emeğinden çaldıkları gibi. Tantalus yalancı bir hilebaz idi, tanrılara mundar olan eti yedirmeye çalıştı. Tıpkı şimdikilerin muhtelif propagandalarla ezilen halkları birbirine düşman ederek savaştırmak istemesi gibi... Tantalus, çaldıklarıyla insanları tanrılaştıracağını umarken şimdikiler de modern teknolojik imkanları ve sermaye birikimleriyle tanrısal bir konuma eriştiklerini vehmederler.<br />
II.<br />
İşte bu sebepten hakim paradigmaya, onun en çok nefret ettiği şeyle; "<strong>men</strong>', <strong>mâni</strong>, <strong>imtina</strong>" gibi kelimelerin kavram dünyalarıyla, direnme imkânı arayalım. <strong>Türkçeden Kur’ân’a, Kur’ân’dan Türkçeye Kelimeler,</strong> başlıklı çalışmamızın 55’incisi olacak kelime "mâni" kelimesi.</p>

<p>***<br />
Durdurmak, engel olmak anlamındaki men' kökünden gelen "<strong>mâni</strong>" kelimesi Kubbealtı Lugatı'nda şöyle tanımlanır: "Bir işin yapılmasını önleyen şey, engel; dilediği her şeyin olmasına ve bilhassa kulları için zararlı isteklerin gerçekleşmesine mâni olan, müsâade etmeyen anlamında Allah’ın en güzel isimlerindendir."<br />
***<br />
Kelimenin fiil hâli, Tâ-Hâ Suresi 92. ayette şöyle geçer:<br />
"Kâle yâ hârûnu mâ <strong>mene’ake </strong>iz raeytehum dallû"<br />
(Ey Hârun, dedi; sana ne <strong>mani</strong>' oldu da bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit...)<br />
***<br />
Mâni' kelimesi Ziyâ Paşa'nın bir beytinde söyle geçer:<br />
Zâlimin ser-rişte-i ikbâlini bir âh keser<br />
Rızka <strong>mâni</strong>' olanın rızkını Allah keser<br />
(Zalimlerin ikbal ipinin ucunu mazlumun tek bir ahı keser; başkalarının ekmeğine, rızkına engel olanın rızkını ise Allah keser.)<br />
***<br />
"Yasaklama, engelleme, önleme" anlamındaki <strong>men</strong>' kelimesi, Türkçede hem isim hem de "etmek, olmak" yardımcı fiilliyle kullanılır. Tevbe Suresi 54. ayette kelime fiil şekliyle şöyle geçer:</p>

<p>***<br />
"Vemâ <strong>mene’ahum </strong>en tukbele minhum nefekâtuhum illâ ennehum keferû billâhi ve birasûlihi velâ ye/tûne-ssalâte illâ vehum kusâlâ velâ yunfikûne illâ vehum kârihûn"<br />
(Onlardan infak ettikleri şeylerin kabul edilmesine <strong>mani </strong>olan şey de, onların Allah Teâlâ'yı ve peygamberini inkâr etmiş olmalarıdır ve onlar namaza ancak üşenici oldukları halde gelirler ve onlar ancak kerih görür oldukları halde infakta bulunurlar).<br />
***<br />
Kelime Edirneli Nazmî'nin bir beytinde şöyle geçer:<br />
Müdde’îler beni <strong>men</strong>’ eyleyemez kûyundan<br />
Bâd-ı âhum tagıdur anları hâşâk gibi<br />
(Rakipler beni senin mahallenden <strong>uzaklaştıramaz</strong>; âhımın rüzgârı onları çer çöp gibi darmadağın eder).<br />
***<br />
<strong>Mânia </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir: "Engel, hâil; zorluk, güçlük" anlamlarına gelen kelime, Haşr Sûresi 59. ayette şöyle geçer:<br />
***<br />
"Huve-llezî ahrace-llezîne keferû min ehli-l kitâbi min diyârihim li-evveli-l haşri mâ zanentum en yahrucû ve zannû ennehum <strong>mâni’atuhum </strong>husûnuhum minallâhi..."<br />
(O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah’tan <strong>koruyacağını </strong>sanmışlardı).<br />
***<br />
<strong>Mânia </strong>kelimesi, Mehmet Âkif'in bir şiirinde şöyle geçer:<br />
Seyl-i hurûşan gibi cûş etmeli,<br />
<strong>Mânia </strong>gördükçe hurûş etmeli<br />
(Coşkun bir sel gibi coşmalı; <strong>engel </strong>gördükçe gürleyip akmalı).<br />
***<br />
<strong>Memnû</strong>' kelimesi de aynı kök üzeredir. "Menedilmiş, yasaklanmış, yasak" anlamlarına gelen kelimenin çoğulu memnûât'tır, Vâkıa Suresi 33. ayette, ahiret mutluluğuna erişenlere verilen meyveler tasvir edilirken şöyle geçer:<br />
***<br />
"Lâ maktû’atin velâ <strong>memnû’a</strong>"<br />
(Ne eksilir, ne men'edilir).<br />
***<br />
Memnû' kelimesi Nigârî'nin bir beytinde şöyle geçer:<br />
Erbâb-ı nazar hâline dahl eyledi vâ‘iz<br />
<strong>Memnû‘dur </strong>anun sözi zîrâ nazarîdir<br />
(Vaiz, basiret sahiplerinin hâline, eleştiride bulundu; o vaizin sözü yasaktır; çünkü onun söyledikleri, sadece kuru birer teoriden ibarettir).<br />
***<br />
<strong>İmtinâ </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. "Çekinme, kaçınma, geri durma; gerçekleşmesi mümkün olmama, mümteni olma, imkânsızlık" anlamlarına gelen kelime, Edirneli Nazmî'nin bir beytinde şöyle geçer:<br />
***<br />
Ol degüldür bir mahall-i <strong>imtinâ</strong>’<br />
Cân u dil cânâ sever tapun müşâ’<br />
"O senin eşiğin, <strong>uzak durulacak </strong>bir yer değildir; Can ve gönül, ey sevgili, senin herkese açık olan huzurunu sever).<br />
***<br />
<strong>Mümteni </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. "Çekinen, geri duran, kabûle yanaşmayan; olması veya gerçekleşmesi imkânsız, mümkün olmayan, gayrimümkün; önermelerin kipini belirten terim: Olamaz, olması imkânsız, olanaksız" anlamlarına gelen kelime, Taşlıcalı Yahya'nın bir beytinde şöyle geçer:<br />
***<br />
Ey eneʾl-Hak sözine ikrâr u tevhid eyleyen<br />
<strong>Mümteniʿdür</strong> âdem olmaz bahr-i imkândan halâs<br />
(Ey ben Hakkım sözünü kabul edip birleyen kişi; insanın bu imkân/maddiyat denizinden kurtulması <strong>imkânsızdır</strong>; kurtulamaz).<br />
***<br />
"Engel olan, önleyen, alıkoyan, meneden kimse" anlamındaki <strong>mennâ</strong>' kelimesi de aynı kök üzeredir. Kelime Kalem Suresi 12. ayette şöyle geçer:<br />
***<br />
"<strong>Mennâ’in </strong>lilhayri mu’tedin esîm"<br />
(Hayırdan <strong>men'e </strong>çalışıp durana, haddi tecavüz edene, çok günahkâr olana).<br />
***<br />
Mennâ kelimesi, Yazıcıoğlu Mehmed'de şöyle geçer: <br />
"Hitâb erdi kim yâ Âdem, bugün Mekke harem olsun, kıyâmet günü kopunca kimesne olmasın <strong>mennâ</strong>."<br />
***<br />
<strong>Menâat</strong>, kelimesi de aynı kök üzeredir. "Güç olma durumu, güçlük, çetinlik; ele geçirilmesi güç olan sarp yerin durumu, sarplık" anlamlarına gelen kelime, Naîmâ’da şöyle geçer:<br />
***<br />
"Ol hisâr-ı sengin-bünyad, <strong>menâat </strong>ü metânette lâ-nazîr ve etrâfından bir vech ile zafer bulmak emr-i asîr idi."<br />
(Taş temelli kale; "<strong>aşılmazlık</strong>" ve sağlamlık bakımından benzersizdi; etrafından bir şekilde ele geçirilmesi ise son derece zor bir işti).<br />
***<br />
<strong>Mümânaat </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. "Karşı çıkma, engelleme, mâni olma, muhâlefet" anlamlarına gelen kelime, Ömer Seyfeddin'de şöyle geçer:<br />
***<br />
"Bu hiç beklemedikleri <strong>mümânaat </strong>onları şaşırtmıştı."<br />
III.<br />
Mitolojik hikayeler semboliktir ve onların kahramanları; tabiata, birtakım soyut kavramlara, insan karakterine ve bunun gibi genel geçer referanslara atıflar içerir. Eski Yunan mitolojisinde şu ya da bu tanrı dediğimizde, onun yaşadığımız hayatta neye karşılık geldiğini düşünmemiz gerekir. Yoksa onları tevhid dinindeki kâdir-i mutlak Tanrı'yla karıştırmak doğru değildir. Ben de yazılarımda meseleleri daha iyi anlatabilmek için yer yer bu mitolojik hikayelere yer veriyorum.<br />
***<br />
Yazının ilk kısmında Tantalus'un hikayesini aktardık. Şimdi de bu son bölümde Yunan mitolojisindeki Aktaion ve Artemis'in hikayesine konumuz bağlamında kısaca değinelim.<br />
***<br />
Aktaion, Orta Yunanistan'da bir bölgede yaşayan usta bir avcı ve Thebai prensidir. Birgün ormanda avlanırken tabiatın, avcılığın ve bakireliğin tanrıçası Artemis'in perileriyle birlikte kutsal bir derede yıkandığını görür. Onu izler.<br />
***<br />
Çıplak bir halde yıkanan Artemis, mahremiyetinin çiğnenmesine çok öfkelenir. Su fırlatarak Aktaion'u cezalandırır. Usta avcı bir anda geyiğe dönüşür. Aktaion'un av köpekleri, geyiğe dönüşen sahiplerini tanıyamaz. Üzerine atılıp onu paramparça ederek öldürürler.<br />
***<br />
Burada tanrıların alanına girmekle insanın, metaya dönüştürmeye çalıştığı tabiatın alanına girmesini beraber düşünmeliyiz. Artemis'in fırlattığı su, derelerin vurucu selle modern şehirlerde taşkına dönüşmesidir. Birinin yatağını işgal etmek, mahremiyetine halel getirmektir.<br />
***<br />
Tanrı'yla ilişkisini koparan körleşmiş modern insan, tabiata ilâhî şahitliğin eseri olarak bakmıyor. Modern kapitalist zihin, Aktaion gibi kendini avcı olarak kodluyor ve temiz, bâkir olan (Artemis) her şeyi endüstriyel metaya dönüştürdükçe/avladıkça iktidar devşiriyor. O iktidar, fonlanarak kontrolsüzce büyüyor ve sonunda Aktaion'un köpekleri gibi sahiplerini ve her şeyi yiyor. <br />
***<br />
Bugün su taşkınları, fon azgınlığı gibi örnekler, kapitalist sistemin işleyişinde hiçbir <strong>mâninin</strong>/engelin olmadığını açığa çıkarmıştır. Yapacağını yapmaktan onu <strong>men</strong>' edecek ne bir fâil ne de kurumsal bir mekanizma vardır! Bilakis her şey onun işlemesi için çalışmaktadır. <strong>Memnu</strong>/yasak olan, onun yaptıkları değil, kısıtlanmasıdır.<br />
***<br />
Uzmanlar, İstanbul'da, 168 ana derenin yalnızca 60’ı doğal kaldı. Derelerin yüzde 80’i yerleşimle iç içe geçti, diyor. Cendere, sıkışmışlık işte burada. Cendere Vadisi'ndeki yeşil havzayı kimler konut ve rant merkezine dönüştürdü? O tabiat alanlarını, o holdingler nasıl ele geçirdi? Kimlerin vesayetiyle? Bunların cevabı gayet açık: kendi etini yiyen Erysichthon, çocuğunun etini pişiren Tantalus ve hiçbir mahrem tanımayan Aktaion... Hepsi orada...<br />
***<br />
Ulusal ve uluslararası, her yerde câridir bu sistem... Ucu, onların kâr ilişkilerine dokunmadıktan sonra İsrail soykırımcıdır, Filistin mazlumdur. Yemen açlığa mahkûm edilmiş gariptir. Ama ne zaman sıcak para, enerji-ticaret ilişkileri üzerinden dönen <strong>mümteni </strong>yani geri durulması gereken alanlar hatırlatıldığında; kitleyi afyonlayan retorik, yerini piyasanın rasyonalitesine bırakır. Ambargo altındaki Yemen, SİHA'larla tarassud edilir.<br />
***<br />
Yapılacak ilk iş, onların zihniyet dünyasından <strong>mümteni</strong>/çekinen insanlar olmak... Sonra yapıp etmelerinden <strong>imtina </strong>etmek yani kaçınmaktır. Onlarla karşıt bir cephede olduğumuz her mecrada tasrih edilmeli. Yeryüzünü imar etmelerine dair her talepleri <strong>memnû</strong>/yasak görülüp her projeleri kadük bırakılmalıdır. Sonra gasp ettikleri her sahadan <strong>men </strong>edilmelidirler. Onlar, anlam dünyalarını sermayeciliğe tahvil ettikleri müddetçe dilleri, dinleri, ulusları ve hatta iki ayaklı olmalarının bile bir anlamı yoktur, aşağılanmalıdır. Çünkü onlar dünyanın her yerinde, her şeyi tahrip ederek yeryüzünü ifsat etmenin ideolojisine mensupturlar.<br />
***<br />
<strong>Men</strong>' bir dengedir. İnsanın aşırılıkları karşısında duran seddir. Allah kötü şeylere <strong>mâni </strong>olan el-<strong>Mâni'dir</strong>. İnsan da Allah'ın isim ve sıfatlarının tecelligâhı olan tabiata/âleme karşı halifelik rolü üstlenmiştir. İsimlerle eserler arasındaki bağ her geçen gün zayıflayıp koparılmaktadır. Dolayısıyla insanın rolü de unutturulmaya çalışılmaktadır. Önce bu rolü hatırlayıp zihinsel bir tecerrütle tıpkı Ashâb-ı Kehf gibi düşmandan <strong>imtina </strong>etmeli. Sonra her cephede, bir istiklal savaşı verilmelidir. İnsan olmak bunu gerektirir.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25601-0-211844171026.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25601-0-211844171026.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Halk TV Kapatılmamalıydı!</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25594-halk-tv-kapatilmamaliydi</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25594-halk-tv-kapatilmamaliydi</guid>
<pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:51:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Milyonların izlediği Halk TV&rsquo;nin yayınlarının durdurulması ve yönetimine kayyum atanması, basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor. Bir televizyon kanalının ekranının kararması, yalnızca o kurumun çalışanlarını değil, o kanaldan haber alan milyonlarca insanı da ilgilendirir. Çünkü basın, demokrasinin temel direklerinden biridir. Halkın gerçekleri öğrenmesi, farklı görüşleri dinlemesi ve ülkesinde yaşanan gelişmeleri değerlendirebilmesi için özgür basına ihtiyacı vardır.</p>

<p>Halk TV, özellikle muhalif kesimlerin sesini duyurabildiği, iktidarın politikalarının tartışıldığı ve ülke gündeminin farklı yönleriyle ele alındığı kanallardan biri. Elbette her yayın kuruluşu gibi eleştirilebilir, haberleri sorgulanabilir, yanlış yaptığı düşünülüyorsa bunun hesabı sorulabilir. Ancak bir kanalı eleştirmek başka, onun yayın yapmasını engellemek başkadır. Hukuka aykırı bir durum varsa elbette hukuk işletilmelidir. Fakat alınan kararların gerekçeleri açıkça ortaya konulmalı, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü birlikte korunmalıdır.</p>

<p>Bugün Türkiye&rsquo;nin gündeminde fon soruşturmaları, yolsuzluk iddiaları, ekonomik sıkıntılar ve siyasetin geleceğine ilişkin tartışmalar var. Vatandaş geçim derdindeyken, emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışırken, gençler iş bulma umuduyla beklerken, toplumun bu konularda bilgi edinmek istemesi son derece doğaldır. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını, ortaya atılan iddiaların doğru olup olmadığını, ülkeyi yönetenlerin hangi kararları aldığını öğrenmek halkın hakkıdır. Bu konuları araştırmak ve kamuoyunun gündemine taşımak da gazeteciliğin temel görevlerinden biridir.</p>

<p>Peki, halk bir televizyon kanalında haber izlediği, farklı yorumları dinlediği için neden kendisini sorgulamak zorunda hissetsin? Bir kanalı izlemek, orada söylenen her söze inanmak anlamına gelmez. Vatandaş dinler, değerlendirir, karşılaştırır ve kendi kararını verir. Demokrasi de zaten insanların farklı görüşlere ulaşabilmesi ve özgürce düşünebilmesiyle güçlenir.</p>

<p>Halk TV&rsquo;nin yayınlarının durdurulması, bu nedenle yalnızca bir televizyon kanalının meselesi olarak görülemez. Asıl mesele, eleştirel yayıncılığın hangi koşullarda sürdürülebileceği ve halkın farklı haber kaynaklarına erişiminin nasıl korunacağıdır. Bir ülkede yalnızca iktidarın görüşleri değil, muhalefetin eleştirileri de duyulabilmelidir. Çünkü demokrasinin gücü, eleştirilerin susturulmasında değil, eleştirilere tahammül edilebilmesinde yatar.</p>

<p>Bugün bir televizyon kanalının susturulmasını doğru bulanlar, yarın kendi düşüncelerini savunan bir yayın kuruluşu aynı durumla karşılaştığında ne düşüneceklerini de hesaba katmalıdır. Basın özgürlüğü yalnızca belli bir siyasi görüşün değil, toplumun tamamının hakkıdır. Hukuk da kişilere ve kurumlara göre değişmemelidir.</p>

<p>Elbette hiçbir kurum hukukun üzerinde değildir. Bir suç iddiası varsa araştırılmalı, somut deliller varsa değerlendirilmeli ve hukuka aykırı bir durum tespit edilirse gerekli işlemler yapılmalıdır. Ancak soruşturma ile suçun kanıtlanması arasındaki fark unutulmamalıdır. Gazetecilik faaliyetleriyle suç teşkil eden eylemler birbirine karıştırılmamalı, alınan kararların hukuki dayanağı kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki ekranları karartmak, halkın sorularını ortadan kaldırmaz. Hayat pahalılığı devam eder, yolsuzluk iddiaları cevap bekler, vatandaş geçim sıkıntısını yaşamaya devam eder. Halk, kendisini ilgilendiren meseleleri öğrenmek ve farklı görüşleri dinlemek ister. Bunun önüne engel koymak, toplumun bilgiye ulaşma imkânını daraltma riski taşır.</p>

<p>Halk TV kapatılmamalıydı. Sorunlar yasaklarla değil, hukukla çözülmeliydi. Yanlış haber varsa doğrusu ortaya konulmalı, suç varsa hukuk işletilmeli, fakat halkın haber alma hakkı korunmalıydı. Çünkü özgür basın, yalnızca gazetecilerin değil, her vatandaşın güvencesidir. Demokrasi, insanların yalnızca oy kullandığı gün değil, her gün özgürce soru sorabildiği ve düşüncesini ifade edebildiği zaman gerçek anlamına kavuşur.</p>

<p><strong>Halkın sesi susturulmamalı, halkın haber alma hakkı engellenmemelidir. Çünkü bir ülkede ekranlar kararabilir ama halkın gerçekleri öğrenme isteği asla karartılamaz.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25594-0-115035151026.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25594-0-115035151026.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Tılsımı Bozulan Fon Yüzükleri (54)</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25590-tilsimi-bozulan-fon-yuzukleri-54</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25590-tilsimi-bozulan-fon-yuzukleri-54</guid>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 00:45:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Özbilge</dc:creator>
<description>Mustafa Özbilge'nin yeni yazısı yayında...</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Altın <strong>yüzüğüm </strong>kırıldı hey<br />
Suya düştü su duruldu hey<br />
Dediler yârin de gelmiş<br />
İnce de bellerim kırıldı<br />
*Adıyaman Türküsü<br />
***<br />
Rüya tabirlerine göre <strong>yüzüğün </strong>kırılması pek hayra alâmet değil, sevgiliden ayrılmaya işaret. Peki bizim için sevgili gözüken şey, hakikatte sevgili değil, sevgili kılığına girmiş fettan bir cadıysa... İşte o zaman rüyadaki kırık <strong>yüzüğü </strong>hayra yorabiliriz. Kırılsın o <strong>yüzük</strong>. <br />
I.<br />
"<strong>Hâtem</strong>" hem <strong>mühür</strong>, hem de <strong>yüzük </strong>demektir. Zira eskiden mühürler yüzük şeklindeymiş. Hükümdarlar, soylular ve tüccarlar; yüzüklerindeki mühürlerle onaylarmış belgelerini. Şair <strong>Ahmed Süheylî'nin </strong>bir beytinde kelime şöyle geçer:<br />
***<br />
Eli altında olma kimsenin <strong>hâtem </strong>gibi zinhâr<br />
Kimesne demeye tâ kim gözün üstünde kaşın var<br />
(Kimsenin eli altında mühür/yüzük/<strong>hâtem</strong> gibi olma ki kimse gözünün üstünde kaşın var demesin).<br />
***<br />
Şair, kimseye bağımlı kalmamaktan bahsediyor. Özgür ol! <strong>Yüzüğün</strong>/mührün sahiplerine boyun eğersen bir zaman sonra onların hakaretlerine de maruz kalırsın. Buna binaen, dini referanslarla karşımıza Hz. Süleyman'ı çıkarabilirler.<br />
***<br />
Hz. Süleyman'ın da bir <strong>yüzüğü </strong>vardı. Rüzgârlara, hayvanlara, cinlere ve insanlara hükmedebilme yüzüğü. Buradan yola çıkarak yüzük kimdeyse Süleyman o, klişesi tekrarlanır. Yüzük elden ele dolaşırken yüzüğü bulan da kendini hemen Süleyman ilan eder.<br />
***<br />
Halbuki Süleyman'ın, benden başkasına verme, sözündeki nüans hatırlanmaz. Kıskançlıktan değildir bu söz, yüzüğün mahiyetindendir. Çünkü yüzük, içinde zehr-i katil saklar ki nihayetinde kendini de katledebileceğin bir silahtır o aynı zamanda... Yine bir dönem Süleyman'ı tahtında bir ceset gibi bîtâb kılan sebebin bu yüzük olduğunu düşünemez miyiz?<br />
***<br />
Meseleyi antik dönem eserlerinden <strong>Platon'un Devlet </strong>isimli kitabında geçen bir hikaye ile takip edelim...<br />
***<br />
Gyges, Lidya kralının emrinde bir çobanmış. Günün birinde, bir deprem yüzünden hayvanların otladığı mahalde büyük bir çatlak oluşmuş. Bunu gören çoban, yarığın içine girmiş. Orada içi oyuk, üstü delik deşik, tunçtan bir at görmüş. Eğilip içine bakmış atın. Parmağında altın <strong>yüzük </strong>olan bir ölü görmüş orada. Bu yüzüğü alıp yukarı çıkmış hemen.<br />
***<br />
Çobanlar, her ay sonunda olduğu gibi krala hesap vermek için toplandıklarında, Gyges bu toplantıya parmağında yüzükle gelmiş. Beklerken beklerken... Farkına varmadan yüzüğünün taşını avcunun içine çevirmiş. Bunu yapar yapmaz da yanındakiler onu görmez olmuşlar. Nereye gitti diye soruşturmaya başlamışlar. Yüzükle oynarken taşı çevirince yine göze görünür oluyormuş Gyges. Böylece yüzüğün tılsımını öğrenmiş. Bunun üzerine saraya girenlerin arasına katılmış. Kralın karısını baştan çıkarmış ve kadının yardımıyla kralı öldürüp yerine geçmiş.<br />
***<br />
İşte böyle yüzükler karşısındayız bugün. Görünmezlik yüzükleri... Yüzük sahipleri, birbirlerini yüzüklerinden tanıyorken başkaları onların ne yaptığından bîhaber... Hırsızlığa, işlem diyorlar. Bire bin katabiliyorlar yaptıkları milyarlık işlemlerle... Olanlar, bilmediğimiz bir âlemde cereyan ettiğinden bizim halk olarak bunun farkına varabilmemiz çok uzun zaman alıyor. <br />
***<br />
Evet, karşımızda kendini kolay kolay ele vermeyen tılsımlı görünmezlik yüzükleri var. Tabii Platon'un hikayesinde, birden fazla yüzük yoktu. Bu sebepten kötülük yine de sınırlıydı. Ancak Türkiye'de tek bir kişinin Gyges gibi herkese görünmezlik durumu yok. Karşımızda organize kötülük çeteleri var. Gerçi halkın gözünden uzak, kirli işler çevirseler de birbirlerinden tam olarak gizleyemiyorlar hallerini. Çünkü kendi aralarında da bir paylaşım/hırsızlık yarışı var. <br />
***<br />
Bu sebepten sadece halktan değil, birbirlerinden de aparmaya başladıklarında, yüzüklerin tılsımı bozuluyor. Buldukları gömüyü paylaşamayan defineciler gibi kamudan saklanan ne varsa fâş ediyorlar.<br />
***<br />
Yapıp edilenler karşısında uzun zamandır körleşme yaşayan halk, bu defa gerçeği görüyor; ama yine de uzun zamandır kör olarak yaşayan adamın, parlak güneşe açılan gözleri gibi kamaşmış, bulanık gözlerle bakıyor etrafa... Yüzükteki buğulu taşın sihri, kolay kolay silinmiyor göz bebeklerinden.<br />
***<br />
Bir yüzük, iki yüzük, üç yüzük... Kaç yüzük var ülkemizde? Bilmiyoruz. Çünkü yüzük, dönem dönem birilerine dağıtılıp toplanan bir şey. Esas mesele yüzüğün mahiyetinde. Yüzük nedir? Kötülük, yüzüğün kendisinde midir yoksa onu kullananda mı? <br />
***<br />
II.<br />
O zaman biz de kelimelerin gölgesinde biraz daha düşünelim. Türkçeden <strong>Kur’ân’a</strong>, <strong>Kur’ân’dan Türkçeye</strong> <strong>Kelimeler </strong>başlıklı çalışmamızın <strong>54</strong>’üncüsü olacak kelime: "<strong>hâtem</strong>."<br />
***<br />
Arapçada "bir şeyi mühürlemek, damgalamak" manasındaki "hateme" kökünden türeyen hâtem kelimesi <strong>Kubbealtı Lugatı'nda</strong>: "Mühür; yüzük, üzerinde mühür bulunan yüzük; son, en son, sonuncu" olarak tanımlanır.<br />
***<br />
Hâtem kelimesi, "sonuncu" manasında <strong>Ahzâb </strong>Sûresi 40. ayette şöyle geçer:<br />
"Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum velâkin rasûlallâhi <strong>ve hâteme</strong>-n nebiyyîn vekânallâhu bikulli şey-in ‘alîmâ."<br />
(Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir, velâkin Allah'ın resûlüdür ve peygamberlerin <strong>hâtemidir</strong>/sonuncusudur ve Allah her şeyi tamamen bilendir).<br />
***<br />
<strong>Hâtem </strong>kelimesi <strong>Azmizâde Hâletî'nin </strong>bir beytinde şöyle geçer: <br />
Ağzı hiç düşnâmdan hâlî degül cânânumun<br />
<strong>Hâteminde </strong>zehr vardur ol şeh-i hûbânumun<br />
(Sevgilimin ağzı hiçbir zaman kötü sözden, sövgüden geri kalmaz; o güzeller şahının yüzüğünde sanki zehir vardır).<br />
***<br />
Hz. Muhammed'in peygamberlerin sonuncusu yani "<strong>Hâtemmü'l</strong>-Enbiya" olması anlamına gelen <strong>hâtemiyyet </strong>kavramı da <strong>Sünbülzade Vehbi'nin </strong>bir beytinde şöyle geçer:<br />
***<br />
Hitâm-ı misk idir mühr-i nübüvvet<br />
Ki etdi enbiyāya <strong>hātemiyyet</strong><br />
(O, peygamberlik mührünün misk kokulu sonudur; ki o mühür, onu peygamberlerin <strong>sonuncusu </strong>kılmıştır).<br />
***<br />
Türçede: "son, nihâyet, bitim" manasında kullanılan <strong>hitâm </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. "Hitama ermek, hitam bulmak, hitam vermek" gibi birleşik fiil olarak da kullanılan kelime, <strong>Mutaffifin </strong>Sûresi 26. ayette şöyle geçer:<br />
***<br />
"<strong>Hitâmuhu</strong> miskun vefî zâlike felyetenâfesi-l mutenâfisûn"<br />
(Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar).<br />
***<br />
Hātem-i la'l-i leb-i müşgin-hatın būs etdirip<br />
Eylese encam-ı bezm-i 'ayşını miski'l-<strong>hitām</strong><br />
(Sevgili kendisinin yanağındaki misk kokulu ayva tüylerini ve lal rengi dudağının mührünü/hâtemini öptürüp, neşe meclisinin sonunu en güzel şekilde (misk-i <strong>hitâm </strong>yani mühürlenmiş şarapla ile) tamamlasa).<br />
***<br />
<strong>Hatim </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. Çoğulu <strong>hatemat'tır</strong>. "Bitirme, sona erdirme, tamamlama; Kur’ân-ı Kerîm’i başından sonuna kadar ezberden veya yüzünden okuma; mühürleme" anlamına gelir. <strong>Hâtim </strong>ise "bitiren, sona erdiren, hatmeden; mühürleyen, mühür basan kimse" manalarına gelir. Kelimenin mâzi fiil şekli, mühürleme manasıyla <strong>Bakara </strong>Sûresi 7. ayette şöyle geçer:<br />
***<br />
"<strong>Hatemallâhu </strong>‘alâ kulûbihim ve’alâ sem’ihim ve’alâ ebsârihim gişâvetun velehum ‘azâbun ‘azîm."<br />
(Allah, onların kalplerini ve kulaklarını <strong>mühürlemiştir</strong>. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır).<br />
***<br />
Kelime <strong>Edirneli Nazmî'nin </strong>bir beytinde şöyle geçer:<br />
<strong>Hatm</strong>-i Kur’ân ideni sen hatm kıl<br />
Yâ ilâhe’l-’âlemîn îmânıla<br />
(Ey âlemlerin ilahı! Kur'an'ı hatmeden kişiyi sen iman ile hatmet/sonlandır).<br />
***<br />
<strong>Hâtime </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. Son, nihâyet, encam; yazılı eserlerin o eserin özeti ve netîcesi durumunda olan son bölümü, son söz; resmî yazılarda, gönderildikleri makamların seviyesine uygun şekilde klişeleşen bitiş cümlesi" olarak kullanılan kelime, <strong>Hamdullah Hamdî'nin </strong>bir beytinde şöyle geçer:<br />
***<br />
Gönül kitâbına Hamdî nazar kılup gördüm<br />
Ki ‘ışka <strong>hâtime </strong>imiş nihâyet-i ihlâs<br />
(Hamdî, gönül kitabına bakıp gördüm; samimiyetin, ihlasın sonu aşkın özetiymiş yahut ihlasın, aşkın da son derecesiymiş).<br />
***<br />
"Mühür basma, mühürleme" manasındaki "<strong>Tahtim</strong>" kelimesi de aynı kök üzeredir. Kelime İsmail <strong>Yaşar Şâdî'nin </strong>bir mısraında şöyle geçer:<br />
Başımı bir emrine minnetle takdîm eyleyem<br />
Hüccet-i rukyeti hûnumla <strong>tahtîm </strong>eyleyem<br />
(Başımı bir emrine minnetle vereyim; bu görülmüş hükmü de kanımla <strong>mühürleyeyim</strong>).<br />
***<br />
<strong>Mahtûm </strong>kelimesi de aynı kök üzeredir. "Mühürlenmiş, mühürlü; kilitli, bağlı" manalarına gelen kelime <strong>Mutaffifîn </strong>Sûresi 25. ayette şöyle geçer:<br />
"Yuskavne min rahîkin <strong>mahtûm</strong>"<br />
(Onlara, <strong>mühürlü </strong>saf bir içecekten içirilir).<br />
***<br />
<strong>Yenişehirli Avnî’nin </strong>bir beytinde kelime şöyle geçer:<br />
Bûs eder nâme-i a’mâl-i esîmi Cibrîl<br />
Hâtem-i yâd-ı kerîminle olunca <strong>mahtûm</strong><br />
(Senin cömertlik elinin mührüyle <strong>mühürlenirse</strong>; günahkârın amel defterini Cebrail öper).<br />
***<br />
Son olarak "<strong>ihtitam</strong>" kelimesi de aynı kök üzeredir. "Bitme, sona erme, hitam bulma" manasındaki kelime, <strong>Vizeli Ramazan</strong> <strong>Behiştî'nin </strong>bir beytinde şöyle geçer:<br />
Sen ol hızâne hâtemisin kim senünle Hak<br />
Urdı der-i nübüvvete hoş mühr-i <strong>ihtitâm</strong><br />
(Sen o peygamberlik hazinesinin mührüsün ki Allah, peygamberlik kapısına son <strong>mührü </strong>ne hoş vurdu).<br />
III.<br />
<strong>Tolkien'in </strong>"<strong>Yüzüklerin Efendisi</strong>" tam da konumuzla ilgili. Burada yüzük, nötr bir obje değildir. İçerisinde Sauron'un zalimliğini taşımaktadır. Çünkü Sauron, yüzüğü döverken kendi kötü tabiatını da aktarmıştır ona. Yüzük her daim efendisine, yani kötüye dönmeye çalışmaktadır.<br />
***<br />
Gandalf gibi bilge bir şahsiyet dahi kendine güvenmediğinden yüzüğü takıp kötülere karşı onu kullanmaktan imtina ediyor. Çünkü yüzüğün içindeki enerjinin, iyilerin tabiatını bozup onları çok büyük bir zalime dönüştüreceğinden emindir. Öyle ki bunun örneğini, halkını kurtarmak için yüzüğü kullanabileceğini düşünen kral vekilharcının oğlu Boromir'de görüyoruz. Boromir, yüzüğün kötücül etkisiyle koruması altındaki, yoldaşı Frodo'ya saldırıyor. Burada, kişinin henüz yüzüğü elde etmeden dahi, yüzüğün iradesi altına girilebildiğini görüyoruz.<br />
***<br />
Yine Frodo, Ayrıkvadi'de, yüzüğün eski sahibi amcası Bilbo'yla görüşmesinde benzer bir durumu yaşıyor. Yüzüğü son kez görmek isteyen entelektüel Bilbo, yüzüğün etkisiyle canavarca bir surete dönüşüyor. Burada da ne kadar bilgili olursan ol, yüzüğün bir bağımlılık yaratıp onun zihnine nasıl tesir ettiğinin korkunç sahnesine şahit oluruz.<br />
***<br />
Öyle ki en trajik örneklerden biri de tükenmişliğin misali olan Gollum'dur. Hem fiziken hem ruhen tükenmiştir o. Yüzüğe sahipken onun efendisi gibi gözükür, aslında yüzüğün kölesine dönüşmüştür. Yüzüğün vehmettirdiği şeyle gerçekte yaptığı şey, birbirine tamamen zıttır. Önce bir cinayet işletir ona yüzük. Arkadaşını öldürtür. Sonra bütün insani özelliklerini unutturarak izole bir mağara yaratığına dönüştürür onu. Çift karakterli, paronayak... <br />
***<br />
Gollum, Platon'un Devlet'inde geçen hikayedeki gibi kıymetlisi olan yüzüğü takınca görünmez olur. Fakat yüzüğü kaybettiğinde, yüzüğü takan Frodo'nun peşinden gidecektir. Bu defa gözden kaybolan Frodo'dur; ancak sürekli değil. Yüzüğü takan kişi, başkalarının göremediği ruhlar âlemine yani başka bir boyuta gidip gelmektedir. Şimdi yaşadığımız dünyada da birileri edindikleri birtakım görünmezlik yüzükleriyle karanlık mecralarda, gölge oyunları oynamaktadır.<br />
*** <br />
Anadolu'da kış gecelerinde köyevinde toplananların oynadığı fincanda yüzük saklama oyunu değil bu. Fon saklama oyunu... Yüzüğü olup da fon oyununda zararlı çıkanlar, kâr eden diğer yüzüklüleri suçluyor. Peki sorun yüzükte mi diye sorduğumuzda. Panikle yok yok, diyorlar. "Sorun yüzükte değil, yüzüğün birkaç kişi tarafından istismar edilmesinde. Bakın bizde de o yüzükten var. Gerektiği yerde, gerektiği şekilde, meşru yollardan kullanıyoruz onu. Sakın çürük yumurtaları görüp de sepete düşman olmayın!"<br />
***<br />
Evet, buradaki en hassas nokta yüzüğün lâ-yüsel yani hesap sorulamazlığı. Yüzüğe karşı gösterilecek en küçük reaksiyon, anarşistlikle teröristlikle yaftalanır. Bu sebepten yüzüğü takanın değişmesi sorun değil. Sorun, yüzüğün meşruiyetinin sorgulanmasında.<br />
***<br />
Yüzük, mevcut sistemde, hatalardan münezzeh kılar ve ne tür cürüm işlersen işle, yargılanmaktan kurtarabilir paçanı. Fakat bir istisnası vardır. Yüzük sahipleri arasında herhangi bir çıkar çatışması vâki olursa sermayesi güçlü olanın hukuku, geriye dönerek tek tek ortaya dökebilir yüzük sahibinin günahlarını. Tılsım bozulduğu için yüzük sahiplerinin birbirine attığı kazıklar, yapılan sair işlemlerin de halkın aleyhine olduğu şekliyle yorumlanabilir. Dün halkın lehine olduğu söylenen bir işlem, artık en ağırından suç teşkil edebilir.<br />
***<br />
Şimdi soralım. Hak, adalet, ahlak ve kanun... Yüzük bir kez ele geçtiği takdirde, bu kavramların bir kenara atılması tabii midir? Bunu yapmayan aptal mıdır? Yüzüğü takan herkesin, onu kendi çıkarı için kullanacağı savını Glaucon gibi kabul ettiğimizde, sonrası ne olacak?<br />
***<br />
"Yüzük bizi yozlaştırmaz. Çünkü o kötü şehvet duygusu hepimizin içinde vardır. Kötülük kanımızda dolaşırken yani biz kötü bir tabiata sahipken yüzük burada töhmet altına girmemeli" gibi cümleler kurulduğunda, yüzüğe hiçbir zaman kavuşamayacak birtakım dezavantajlılara, ayrıcalıklılar lehine vaaz verildiğini fark ederiz. Sıradan insanların hiçbir zaman erişemeyeceği genel geçer bir sınıflandırmayı gözlerden uzaklaştırmanın "etik" namına kurnazca bir yöntemidir bu.<br />
***<br />
Devletin denetleme aygıtları panoptikon gibi, halkı her cihetten adım adım izlerken; halk, yüzük sahiplerinin birtakım hırsızlıklarını, haksızlıklarını görebilmek için onların birbirlerini ısırmalarını mı bekleyecek? Denetleme gözü sadece bir sınıfa mı tahsisli?<br />
***<br />
<strong>Kant </strong>gibi meseleyi evrensel-empatik bakış deyip genellememiz iş görür mü? "Ya herkes böyle yapsaydı?" <br />
***<br />
Hayır, herkes böyle yapamaz. Halk, makbul bir vatandaş olarak yerini (reayalığını) bilmesi gerekirken reaya olmayanların yani yüzük sahiplerinin reaya gibi kısıtlanması söz konusu olamaz. Sınırlar ve ödevler halk içindir. Halka, diğergâmlık propagandası yapılırken yüzük sahipleri her şeye ben merkezci araçsal bir akılla bakabilir. "Yaptım, ama bir düşün niye yaptım..." İyi niyet... İşte yüzüğün kendinden menkul kerametlerinden biri de bu olmakta. Kutsal bir amaç uğrunda, insan da dahil her şey, maslahata mebni kullanılabilmekte.<br />
***<br />
Yüzük, tabiata düşmandır. Ormanı, finans sağlayacak endüstriyel hammade olarak savunmasız gördüğünden onu sonuna kadar sömürür. Altını çıkarmak için suyu ve toprağı zehirlerken bunun insana, bitkiye ve hayvana verdiği olumsuz sonuçlarıyla hiçbir zaman ilgilenmez. Yüzüklerin Efendisi'ne dönecek olursak Büyücü Saruman'ın silah sanayii, ormanı nasıl yok etmenin eşiğine getirmişse bugün dünyada ve yaşadığımız ülkede aynı katliam yüzük sahiplerinin uhdesinde hızla sürmektedir.<br />
***<br />
Peki, ne yapmalı?<br />
***<br />
Önce şu misali hatırlamalı. <strong>Ebû Zer </strong>anlatıyor: Birgün Allah Resulü ile birlikte öğle namazı kıldık. Mescide bir yoksul geldi ve oradakilerden biri sadaka istedi. Fakat kimse sadaka vermedi. Fakir kimse ellerini göğe kaldırdı. "Ey Allah'ım şahit ol ki <strong>Peygamber'in </strong>mescidinde sadaka istedim ama kimse bana bir şey vermedi" dedi. <strong>Hz</strong>. <strong>Ali </strong>o esnada rükûdaydı. Fakire, sağ elinin küçük parmağındaki yüzüğü işaret etti. O da gelip parmağındaki yüzüğünü aldı.<br />
***<br />
İşte <strong>Hâtemü'l Enbiya'nın </strong>getirdiği <strong>hâtime</strong>/son-söz ortadayken <strong>mahtum</strong>/mühürlü kağıtlarla mı oyalanmalı? Hayır yapılması gereken sahiplik iddiasında bulunanların parmağından o yüzükleri çıkartıp bir an evvel ateşe atmalı. Böylece ateşte yanan <strong>hâtemler</strong>/yüzükler, halka <strong>hatmettirilen</strong>/ezberletilen sistemin <strong>hitamını</strong>/sonunu getirir.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25590-0-05127121026.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25590-0-05127121026.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Cep Aynası</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25582-cep-aynasi</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25582-cep-aynasi</guid>
<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 01:09:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Özbilge</dc:creator>
<description>Mustafa Özbilge'nin yeni şiiri yayında...</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Acem nakşı ururlar,<br />
Arkasında kabartma,<br />
Sapını fildişinden,<br />
Sedef kakma üstüne.<br />
***<br />
Aynalar gösterir mi?<br />
Tavuskuşlu, yaldızlı,<br />
Kapakları gümüşten,<br />
Altın varak, firuze.<br />
***<br />
Kırıkları macunlar,<br />
İp sararız kınnapla<br />
Paslı çerçeveleri,<br />
Geçiririz boyayla.<br />
***<br />
Bizim aynaları da<br />
Sanmayın gösterir siz,<br />
Bir yanlış anlama bu,<br />
Yırtabilir cebiniz.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25582-0-1163681026.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25582-0-1163681026.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Yarın Kadar Koşabilir Misin?</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25573-yarin-kadar-kosabilir-misin</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25573-yarin-kadar-kosabilir-misin</guid>
<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 12:30:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Onur ÇOBAN</dc:creator>
<description>Onur Çoban'ın kaleme aldığı &quot;Yarın Kadar Koşabilir Misin?&quot; şiiri, zaman, yarınlar ve aşk üzerine derin bir yolculuk sunuyor.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yarın Kadar Koşabilir Misin?</p>

<p>Bulamadım yarından uzak bir yol<br />
Sanki kaçan bir trende kavuşmak<br />
Zaman şiirlere konuk olmuş nazlı rüzgar<br />
Yarını yakın eden, esen bir hayaldir</p>

<p>Şu gönlümde yanan bir şey var<br />
Şiirlerde zor anlaşılan dille konuşuyorum<br />
Sanki yarınlar gibi uzak anlaşılmaya<br />
Ve belki kalplere eserse şu rüzgar...<br />
;<br />
Avucumdan uçan kuşu seyrediyorum<br />
Yol almaya devam ededursun bulutlar<br />
Aynı delikten sokuladursun parmaklar<br />
Kuşu yarınlar gibi seyrediyorum</p>

<p>Uç ve ücra köşelere köprüler var gönlümde<br />
Sessizlikten çığlığa; uyumaktan koşmaya<br />
Dünden yarınlara değişen hararetli gönlüm<br />
Önce anneme söylüyorum; durulmayı öğrendim<br />
;<br />
Yarım kaldı şimdi tamamlıyorum, dinlemelisin<br />
Ömürde yakına yol alalım bugün kadar<br />
Sır değilim, açıklıyorum, sevgiyle yürünür<br />
Sen, sana diyorum kalbim, dünyadır sırat olan</p>

<p>Köprüler var gönlümde diyorum, duy beni<br />
Yetmez aşksız göğe bakmak, durulmazsın<br />
Köşelere, gizlere, sırlara çekileceksin, bilirim<br />
N&#39;olur kalbim, bugünü seçmelisin bugün<br />
;<br />
Yalan söyledim, doğru söylüyorum<br />
Şiir arındırdı arsızlığımdan beni, öyle sandım<br />
Ben Senleyken Allah&#39;ım,<br />
Neden hep yarınları andım?</p>

<p>Hep Sendeydi anahtar, kapıların<br />
Hangi kapıya koşsam açıktı gerçekten<br />
Hep içerden açan istedim, neden?<br />
Kapıya geldi nimet, öksürmeyi bilmedim<br />
;<br />
Bir kalbi, bir hayatı düşünenler için bu<br />
Bir dertle hemhal olanlar içindir şiirim<br />
Konuşmak kolaysa gülümsemeyi seçelim<br />
Gerçekten gülümsemeyi, gülümsemek</p>

<p>Dokundun bana, o gece hala sabah olmadı<br />
Gözlerim kapalıydı kalbimde ruh izlerin<br />
Sen kimsin, hiç görmedi ki gözlerim<br />
Zaten o yüzden tanıyorum ya &quot;şiir&quot; seni<br />
;<br />
Bildiğimiz şeylere çeviriyoruz yolları<br />
Kendi dilimize çevirebilsekte heceleri<br />
Bir manayı çeviremeyiz algımıza<br />
Çoğaltıyorum, cahilim, noktayı aştı şiirim<br />
;<br />
Hep uzun yollardan bitiriyorum seni<br />
Yarınlar gibi şiir, vedalaşamıyorum<br />
Ben seni, bana hatırlattığın için tutuyorum<br />
İsmi Hep Büyük Harflerle Yazılacak<br />
ve seni,<br />
O&#39;nu hatırlatacak olabilme duasıyla;</p>

<p>Adım yarından daha uzak<br />
Kaçan bir trendeyim kendimi izliyorum<br />
Bir şiir eserse zaman kavuşturur<br />
Kavuşmak; safih kadar hayaldir.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25573-0-23591631026.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25573-0-23591631026.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>İmbat Rüzgârı Değil</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25571-imbat-ruzgari-degil</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25571-imbat-ruzgari-degil</guid>
<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 14:11:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Özbilge</dc:creator>
<description>Mustafa Özbilge'nin son şiiri yayında...</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Dakikalarla hesaplanır,<br />
Yemeğin, sigaran.<br />
Yevmiyenden kesilir,<br />
Hızlı gittiyse yelkovan.<br />
***<br />
Disiplin, iş etiği, sözleşme,<br />
Ocak değil, panoptikon performans...<br />
Bekletmez damakta bir bardak çayı,<br />
Koşturur son treni bavulsuz dayı,<br />
Vagonlar karanlık ağızdan girer,<br />
İner yokuşta mavisiz ümitler,<br />
Çıkar yokuşu, yolcusuz, samıt,<br />
Tekerleklerin altında ezilmiş raylar,<br />
Fonlanır borsada kervansaraylar.<br />
***<br />
Beş buçuk milyon yetmez,<br />
Yedi milyona karîb,<br />
On iki milyona vâsıl, yüksek istihsâl<br />
Akıllı robot, yapay zeka...<br />
İki yüz elli metre aşağıda,<br />
Neyi yükleniyorsun çelik tel?<br />
***<br />
Ellerin kürek değil, tırnakların kazma,<br />
Tabiatın sinirinde küçük bir dalga,<br />
Yorgun tahkimat arasında kıvranırken bilekler,<br />
Bel veriyor bir direk,<br />
Sarsılıyor zemin,<br />
Sarsılıyor baret.<br />
***<br />
Çöken tavanı,<br />
Patlayan duvarı,<br />
Basıncı, gazı,<br />
Jeolojik sırları bilir eksper,<br />
Göçüğün altında kalmaz bu hakikat,<br />
Verilen imtiyaz,<br />
Hukuk, tahkikat...<br />
Devlet bir kez düşürünce künyeyi,<br />
Atılır gözleri çocuğun ileri,<br />
Durur ön safta boylu boyunca,<br />
Saçlarına ak düşmemiş, gencecik kadın,<br />
Adamın avuçları gibi kömürden,<br />
Adamın alnı gibi aydınlık,<br />
Sanma "Yere düşmekle cevher<br />
Sâkıt olmaz kadr ü kıymetten."</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25571-0-14232031026.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/10/h-25571-0-14232031026.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>İkarus'un Lâneti</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25553-ikarusun-laneti</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25553-ikarusun-laneti</guid>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 04:47:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Özbilge</dc:creator>
<description>Mustafa Özbilge'nin yeni şiiri yayında...</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yemenli yahudiler üşüyünce<br />
Bir ateş sarmış uçağın içini,<br />
Kimsesiz gecede parlayan<br />
Kutsal bir umutmuş yolculara,<br />
Onlar, bilirmiş Mûsâ'nın ateşini,<br />
Fakat bilmezmiş motorlu araçları,<br />
Ayakkabıyı, diş fırçasını, tırnak makasını...<br />
"Sizleri kartal kanatları üzerinde,<br />
Yurda getireceğim" diyen<br />
Tevratın kehanetiyle dopdoluymuş içleri.<br />
Ha Mısır'dan çıkmışsın ha Yemen'den...<br />
Ama bir türlü anlamamışlar<br />
Yafa'nın buharlaşan eteklerinde<br />
Çıkmayan kanatlarını otobüsün.<br />
Onlar, Yemenli yahudiler, iptidâî...<br />
Aristokrat aşkenazların astları...<br />
Ya siz...<br />
Anlamadım şimdi...<br />
Hangi sınıftansınız?<br />
Çepeçevre kuşatmışsınız Yemen'i,<br />
Altından bir dümen bu çevrili,<br />
Kıpkızıl gemilerinizle meşbû...<br />
Uzak bir kıtadan beklediğiniz davetli,<br />
Kimin üstüne inecekmiş?<br />
Bu lânet, niçin okunmuyor İkarus?</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25553-0-4514423926.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25553-0-4514423926.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>TARAKLIDA KÖPÜK HELVASI TADINDA DEVRİ ALEM</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25552-taraklida-kopuk-helvasi-tadinda-devri-alem</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25552-taraklida-kopuk-helvasi-tadinda-devri-alem</guid>
<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 23:13:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>Taraklı’da tarih, kültür, gelenek ve lezzetle iç içe güzel bir gün daha yaşadık.</description>
<content:encoded><![CDATA[<div>
<div dir="auto">
<p>Merhaba değerli okuyucularım,</p>

<p>Bu hafta sizlerle, yaşadığım güzel Taraklı&rsquo;nın tarihî sokaklarında gerçekleştirdiğimiz anlamlı bir yolculuğu paylaşmak istiyorum. TGRT ekranlarında yayınlanan Devr-i Âlem programının yapımcısı ve gazeteci İsmail Kahraman, Taraklı&rsquo;ya gerçekleştirdiği ziyaret ve çekimler kapsamında ilçemize misafir oldu. Biz de kendisiyle birlikte Taraklı&rsquo;nın otantik sokaklarını, tarihî yapılarını ve geleneksel yaşam kültürünü adım adım dolaşarak geçmişten günümüze uzanan hikâyeleri konuştuk. Bu gezide, Taraklı&rsquo;yı burada yaşayan bir insan olarak anlatmak ve misafirimiz İsmail Kahraman&rsquo;a farklı bir Taraklı deneyimi yaşatmak benim için ayrı bir mutluluk oldu.</p>

<p>Aynı zamanda bu gezi, İsmail Kahraman&rsquo;ın Taraklı sokaklarını üç tekerlekli akülü motorumuzla bu şekilde dolaştığı ilk deneyim oldu. Birlikte sokak sokak ilerlerken, yalnızca tarihî yapılara değil, Taraklı&rsquo;nın günlük yaşamına, geleneklerine ve hafızasında yer eden ayrıntılara da yakından baktık.</p>

<p>İlk durağımız, tarihî çınar ağacı ve hemen yanı başındaki tarihî çeşme oldu. Burada Taraklı&rsquo;nın geçmişine dair ayrıntılı bilgilerimizi paylaştık. Ardından Yusufbey Mahalle Camii ve şadırvanında tarihî dokuyu ve mahalle kültürünü konuştuk.</p>

<p>Taraklı&rsquo;nın geleneksel evlerinden biri olan Terzi Sadık Özen&rsquo;in tarihî evinin hikâyesini de birlikte dillendirdik. Yusufbey Mahallesi&rsquo;nin eski yolundan ilerleyerek tahta köprüden geçtik. Göynük Suyu&rsquo;nun akışını seyrederek geçmişin izlerini bugünün gözleriyle takip ettik.</p>

<p>Taraklı&rsquo;nın geçmişteki üretim ve yaşam kültürünü anlatırken, değirmen suyundan elektrik üretildiğini, çamaşırhanelerin, yani Taraklı tabiriyle &ldquo;Doncak&rdquo; kültürünün mahalle hayatındaki yerini de anlattık.</p>

<p>Yolculuğumuz bizi tarihî hamama ve Hamamönü Sokağı&rsquo;na götürdü. Fenerli evin çevresinde ise Taraklı&rsquo;nın doğal ve ekonomik hayatında önemli bir yeri bulunan dut ağaçlarından ipek böcekçiliğine, elma ve erik üretiminden geleneksel tarıma kadar pek çok konuyu konuştuk.</p>

<p>Ardından Rüştiye Meydanı ve Rüştiye Mektebi üzerinde durduk. Taraklı&rsquo;nın eğitim tarihine dair hatıraları yad ettikten sonra rotamızı Yunuspaşa Camii&rsquo;ne çevirdik.</p>

<p>Yunuspaşa Camii önünde, Yunuspaşa, Orhangazi ve Ankara caddelerinin burada kesişen yollarını anlattık. Bu bölgenin yalnızca ulaşım açısından değil, Taraklı&rsquo;nın ticari ve sosyal hayatı açısından da taşıdığı öneme dikkat çektik.</p>

<p>Taraklı çarşısında ise geçmişten günümüze yaşatılan Ahilik kültürünü konuştuk. Esnaf geleneğinin, dayanışmanın ve komşuluk ilişkilerinin izlerini bugün de görmek mümkün.</p>

<p>Bu tarih yolculuğunun elbette bir de lezzet durağı vardı.</p>

<p>Taraklı&rsquo;nın geleneksel lezzetlerinden köpük helvasının hikâyesini anlatmak üzere eşim Ayşe Kömürcü, dört kuşaktır sürdürülen Kömürcü ailesi geleneğinden söz etti.</p>

<p>Kömürcü ailesi olarak dördüncü kuşak şeklinde devam eden köpük helvası imalatının, Taraklı&rsquo;nın yalnızca damak tadı açısından değil, kültürel mirası bakımından da önemli bir değer olduğunu anlattı. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu gelenek, Taraklı&rsquo;nın geçmişten günümüze taşıdığı üretim kültürünün güzel örneklerinden biri.</p>

<p>Böylece sokaklarında tarihî evleri, camileri, çeşmeleri ve çarşı kültürünü anlattığımız Taraklı&rsquo;nın, mutfağında ve geleneksel üretiminde yaşattığı lezzet mirasına da tanıklık ettik.</p>

<p>Yunuspaşa Camii&rsquo;nin tarihini anlatırken, Taraklı&rsquo;nın yetiştirdiği önemli isimlerden hattat Hafız Saim Özel&rsquo;i de andık. Yaşadığı ve pek çok talebeye ders verdiği evini inceleyerek, Taraklı&rsquo;nın sadece tarihî yapılarıyla değil, yetiştirdiği kültür ve sanat insanlarıyla da ne kadar zengin bir geçmişe sahip olduğunu bir kez daha gördük.</p>

<p>Bütün bu duraklarda aslında yalnızca bir sokakta yürümedik; Taraklı&rsquo;nın hafızasında bir yolculuğa çıktık.</p>

<p>Bir çınarın gölgesinde geçmişi, eski bir çeşmenin başında mahalle kültürünü, ahşap evlerde geleneksel mimariyi, çarşıda Ahilik anlayışını, camilerde sanat ve medeniyetimizi, suyun akışında Taraklı&rsquo;nın üretim hikâyesini, köpük helvasında ise kuşaktan kuşağa aktarılan lezzet ve emek kültürünü aradık.</p>

<p>Evliya Çelebi&rsquo;nin izinde, Taraklı&rsquo;nın sokaklarında gerçekleştirdiğimiz bu çekimler, bizim için aynı zamanda bir kültürel hafıza çalışması oldu. Geçmişten günümüze ulaşan değerleri kayıt altına almak, Taraklı&rsquo;nın bilinmeyen veya unutulmaya yüz tutmuş hikâyelerini anlatmak ve bu güzellikleri daha geniş kitlelerle buluşturmak bizim için büyük bir sorumluluk.</p>

<p>Bu güzel gezi ve çekimlerde bizlere değerli katkılar sunan eski Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman&rsquo;a, emekli eğitimci ve yazar Ahmet İşsever&rsquo;e, Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatifi Başkanı Ş. Nevzat Akay&rsquo;a teşekkür ediyorum.</p>

<p>Ayrıca çekimlerimize havadan görüntüleriyle katkı sağlayan gazeteci dostum Metin Tabak&rsquo;a da teşekkürlerimi sunuyorum.</p>

<p>Ve elbette Taraklı&rsquo;nın tarihini, kültürünü, insan hikâyelerini ve geleneksel lezzetlerini ekrana taşıyan Devr-i Âlem programı yapımcısı İsmail Kahraman&rsquo;a teşekkür ediyorum.</p>

<p>Taraklı&rsquo;da bir kez daha gördük ki;</p>

<p>Bazı şehirler gezilmez, okunur. Bazı sokaklardan geçilmez, geçmişe açılan bir kapı gibi yürünür. Bazı lezzetler ise yalnızca tadılmaz; içinde kuşakların emeğini, hatırasını ve kültürünü taşır.</p>

<p>Taraklı da işte böyle bir şehir...</p>

<p>Her sokağında ayrı bir hikâye, her evinde başka bir hatıra, her çeşmesinde geçmişten bugüne akan bir zaman, her geleneksel lezzetinde ise nesilden nesile aktarılan bir emek var.</p>

<p>Evliya Çelebi&rsquo;nin izinde Taraklı&rsquo;da tarihe ve lezzete yaptığımız bu yolculuk, geçmişten geleceğe uzanan güzel bir hatıra olarak hafızalarımızda yerini aldı.</p>

<p>Haftaya görüşmek dileğiyle, hoşça kalın.</p>
</div>

<div dir="auto">&nbsp;</div>

<div dir="auto">&nbsp;</div>
</div>

<div>
<div dir="auto">-------------------------------------------------------------------------------------------------------</div>
</div>

<div>
<div dir="auto">KOCAELİ HABER PORTALI GAZETESİNDE YAYINLANAN HABER</div>
</div>

<div>
<div dir="auto">EVLİYA ÇELEBİ&rsquo;NİN İZİNDE TARAKLI&rsquo;DA TARİHE VE LEZZETE YOLCULUK</div>

<div dir="auto">EVLİYA ÇELEBİ&rsquo;NİN İZİNDE TARAKLI&rsquo;DA TARİHE VE LEZZETE YOLCULUK</div>
</div>

<div>
<div dir="auto">Taraklı&rsquo;nın hayatımda çok ayrı bir yeri ve önemi var.</div>

<div dir="auto">Genç gazetecilik yıllarımda ilk kez Taraklı&rsquo;ya geldim. Oradan Nallıhan&rsquo;a geçtim. Yıllar boyunca Evliya Çelebi&rsquo;nin izini takip ederek Anadolu&rsquo;nun tarih ve kültür coğrafyasını araştırdım.</div>

<div dir="auto">Daha sonra Taraklı&rsquo;ya birkaç kez daha geldim. Gazeteci ve televizyoncu arkadaşım Şaban Vergül Bey ile birlikte Taraklı&rsquo;yı yeniden keşfettik. Taraklı&rsquo;nın âlimlerini, evliyalarını, türbelerini ziyaret ettik; Fatiha&rsquo;larımızı okuduk. Tarihi konaklarını gezdik. Bir kez daha Evliya Çelebi&rsquo;nin izinde Taraklı&rsquo;daydık.</div>

<div dir="auto">Sonraki gelişlerimizden birinde Gölpazarı üzerinden Taraklı&rsquo;ya geldik. Dağların yemyeşil dokusu arasından ilerlerken Taraklı adeta bize &ldquo;Hoş geldiniz&rdquo; diyordu. Tarihi dokusu, ahşap konakları, sokakları ve tabiatıyla göz ve gönül ziyafeti sunuyordu.</div>

<div dir="auto">Taraklı&rsquo;da Evliya Çelebi&rsquo;nin izinde vakıflar medeniyetimizi, tarih ve kültür mirasımızı araştırdık. Tarihi konaklarımızı belgelemek için çalışmalar yaptık, belgeseller çektik. Amacımız, geçmişten geleceğe bir kültür köprüsü kurmak ve bu mirasa tarihe not düşerek sahip çıkmaktı.</div>

<div dir="auto">Bugün yine Taraklı&rsquo;dayız.</div>

<div dir="auto">Bu kez Nallıhan üzerinden, Göynük&rsquo;ü takip ederek Taraklı&rsquo;ya geldik. Yine Evliya Çelebi&rsquo;nin izinde, tarihimizin ve kültürümüzün peşindeyiz.</div>

<div dir="auto">Şimdi ise Taraklı&rsquo;da çok özel bir mekândayız. Değerli gazeteci arkadaşım İzzettin Kömürcüoğlu ile sohbet ediyoruz.</div>
</div>

<div>
<div dir="auto">Kömürcüoğlu ailesinin 1928&rsquo;den beri sürdürdüğü helvacılık geleneğini dinleyecek, Taraklı&rsquo;nın geçmişini, kültürünü, insanlarını ve unutulmaya yüz tutmuş değerlerini konuşacağız.</div>

<div dir="auto">Elbette sohbetin sonunda meşhur helvasını da tadacağız.</div>

<div dir="auto">Çünkü bizim için belgeselcilik sadece görüntü çekmek değildir.</div>

<div dir="auto">İnsanı, mekânı, hatırayı, tarihi ve kültürü birlikte belgelemektir.</div>

<div dir="auto">Evliya Çelebi&rsquo;nin asırlar önce geçtiği yollardan bugün yeniden geçiyor, onun bıraktığı izleri takip ediyoruz.</div>

<div dir="auto">Taraklı&rsquo;da bir kez daha tarihe not düşüyor, zamana noterlik yapıyoruz.</div>

<div dir="auto">Evliya Çelebi&rsquo;nin izinde, Taraklı&rsquo;da&hellip;</div>

<div dir="auto">İsmail Kahraman</div>

<div dir="auto">Belgeselci &ndash; Gazeteci</div>

<div dir="auto">( Kaynak <a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz xkrqix3 x1sur9pj x1fey0fg x1s688f" href="https://www.kocaelihaberportali.com/yazi/haber-1353.html?fbclid=IwcGRvZgVleHRuA2FlbQIxMABicmlkETFvTE5iUmNGalNvQ2t0YklTc3J0YwZhcHBfaWQQMjIyMDM5MTc4ODIwMDg5MgABHui4KmGDfWaZTnJoR0EeUwpao-6vO8G-SQYZcDNmiT25HUAB-GOPEWBxuB1s_aem_f9EsHFvM0X5Rnk4lG3yDZw" rel="nofollow noreferrer" style="color: rgb(0, 100, 209); cursor: pointer; text-decoration: none; outline: none; border-inline-width: 0px; margin-inline: 0px; text-align: inherit; border-inline-style: none; padding-inline: 0px; -webkit-tap-highlight-color: transparent; font-weight: 600; list-style-type: none; box-sizing: border-box; touch-action: manipulation; background-color: transparent; display: inline; padding-bottom: 0px; border-top-style: none; border-bottom-width: 0px; border-bottom-style: none; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-top: 0px; padding-top: 0px; animation-name: none !important; transition-property: none !important; font-family: inherit;" tabindex="0" target="_blank">https://www.kocaelihaberportali.com/yazi/haber-1353.html</a> )</div>
</div>

<div>
<div dir="auto">BELGESELCİNİN NOT DEFTERİNDE YAYINLANAN MAKALEMİZ</div>

<div dir="auto"><a class="x1i10hfl xjbqb8w x1ejq31n x18oe1m7 x1sy0etr xstzfhl x972fbf x10w94by x1qhh985 x14e42zd x9f619 x1ypdohk xt0psk2 x3ct3a4 xdj266r x14z9mp xat24cr x1lziwak xexx8yu xyri2b x18d9i69 x1c1uobl x16tdsg8 x1hl2dhg xggy1nq x1a2a7pz xkrqix3 x1sur9pj x1fey0fg x1s688f" href="https://www.gebzegazetesi.com/evliya-celebinin-izinde-taraklida-tarihe-ve-lezzete-yolculuk-makale,6118.html?fbclid=IwcGRvZgVleHRuA2FlbQIxMABicmlkETFvTE5iUmNGalNvQ2t0YklTc3J0YwZhcHBfaWQQMjIyMDM5MTc4ODIwMDg5MgABHvtoLn5h0x2HS3_e6Q9kLACedNFYQ9JNwMtaItguUB6SDlYtkxVX86KiG4pY_aem_VK-kuIZCGAZ_rfAgSGKEwA" rel="nofollow noreferrer" style="color: rgb(0, 100, 209); cursor: pointer; text-decoration: none; outline: none; border-inline-width: 0px; margin-inline: 0px; text-align: inherit; border-inline-style: none; padding-inline: 0px; -webkit-tap-highlight-color: transparent; font-weight: 600; list-style-type: none; box-sizing: border-box; touch-action: manipulation; background-color: transparent; display: inline; padding-bottom: 0px; border-top-style: none; border-bottom-width: 0px; border-bottom-style: none; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-top: 0px; padding-top: 0px; animation-name: none !important; transition-property: none !important; font-family: inherit;" tabindex="0" target="_blank">https://www.gebzegazetesi.com/evliya-celebinin-izinde...</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25552-0-23122022926.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25552-0-23122022926.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Üçte Üç ! İnancımız Tam</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25549-ucte-uc-inancimiz-tam</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25549-ucte-uc-inancimiz-tam</guid>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 13:29:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleinden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sakaryaspor</strong>, Kahramanmaraş İstiklalspor deplasmanında geriye düştüğü karşılaşmayı 3-1 kazanarak ligde üçüncü haftayı da kayıpsız kapattı. Tarihinde ilk kez Kahramanmaraş İstiklalspor ile karşılaşan yeşil-siyahlılar, 32. dakikada Yasin Abdioğlu&#39;nun golüyle ilk yarıyı 1-0 geride tamamladı. Ancak ilk 45 dakikanın skoru, <strong>Sakaryaspor</strong> taraftarının inancını bitirmedi. Çünkü bu takımın arkasında, skor ne olursa olsun umudunu kaybetmeyen bir taraftar topluluğu var.</p>

<p>İkinci yarıda daha atak bir futbol ortaya koyan <strong>Sakaryaspor</strong>, rakip kalede daha fazla görünmeye başladı. Ev sahibi ekibin geliştirdiği tehlikeli ataklarda ise kalecimiz Göktuğ yaptığı kritik kurtarışlarla takımını ayakta tuttu ve rakibe gol izni vermedi. 61. dakikada Hasan Bilal&#39;e yapılan sert müdahalenin ardından Emir Kayacık ikinci sarı karttan kırmızı kart görerek oyun dışında kaldı. Bu pozisyonun hemen ardından 63. dakikada Evren Korkmaz&#39;ın golüyle beraberliği yakaladık. Artık sahada oyunun ağırlığını hissettiren bir <strong>Sakaryaspor</strong> vardı.</p>

<p>69.dakikada Hasan Bilal&#39;in golüyle 2-1 öne geçtik. Hasan Bilal&#39;in gol sevincinde formasını çıkarması nedeniyle sarı kart görmesi ise bizlere küçük bir uyarı oldu. Elbette gol sevincini yaşamak her futbolcunun hakkı. Ancak sezonun uzun bir maraton olduğunu düşünürsek, gereksiz kartlardan uzak durmak da şampiyonluk yolunda büyük önem taşıyor. 76. dakikada Uğurcan&#39;ın attığı golle farkı ikiye çıkardık ve mücadeleyi 3-1 kazanarak üç puanı hanemize yazdırdık.</p>

<p>Bu karşılaşmada benim için ayrıca güzel bir anı var. Adapazarı&#39;ndan Kahramanmaraş&#39;a giderek tribündeki yerini alan cefakâr taraftarlarımız arasında eski milli amigo ve <strong>Sakaryaspor</strong>&#39;umuzun unutulmaz taraftarlarından Remzi Yücel, yani Tombik de vardı. Karşılaşmanın devre arasında kendisiyle telefonla görüştüğümde takımımız ilk yarıyı 1-0 geride tamamlamıştı. Kendisi bana, &ldquo;Bu maçı 3-1 kazanacağız&rdquo; dedi. Ben de kendisine &ldquo;İnşallah&rdquo; dedim. Ve maç sonunda gerçekten de skor tabelasında 3-1 yazıyordu. Belki güzel bir tesadüftü ama bana göre bundan çok daha fazlasıydı. Bu, <strong>Sakaryaspor</strong> taraftarının inancının bir göstergesiydi.</p>

<p>Düşünün; takımınız deplasmanda ilk yarıyı 1-0 geride tamamlıyor ama siz hâlâ kazanacağımıza inanıyorsunuz. Kilometrelerce yolu takımınızın peşinden gidiyorsunuz, tribünde yerinizi alıyorsunuz ve son düdüğe kadar desteğinizi sürdürüyorsunuz. İşte <strong>Sakaryaspor</strong> taraftarı böyle bir taraftar. Skor ne olursa olsun inancını kaybetmeyen, takımının arkasında duran, iyi günde de kötü günde de formasını yalnız bırakmayan bir taraftar topluluğu...</p>

<p>Üç maç, üç galibiyet. Sezona istediğimiz gibi başladık ama daha yolun başındayız. Ümit Bozkurt&#39;u ve sahada mücadele eden bütün futbolcularımızı kutluyorum. Ancak kazandığımız maçların ardından eksiklerimizi de görmemiz gerekiyor. Zaman zaman çok basit hatalar yapıyor ve bu hataların sonucunda kalemizde tehlikeli pozisyonlar yaşıyoruz. Şampiyonluk hedefleyen bir takımın bu hataları en aza indirmesi gerekiyor. Çünkü bu ligde kolay maç yok. Her karşılaşma ayrı bir mücadele, her puan ayrı bir değer taşıyor.</p>

<p>Artık bu şehrin daha fazla üzülmeye, daha fazla ağlamaya hali yok. Yüreğimizde yıllardır taşıdığımız yaraların bir an önce kapanmasını istiyoruz. Bunun için hep birlikte aynı hedefe bakmalı, aynı inançla yürümeliyiz. Futbolcusuyla, teknik heyetiyle, yönetimiyle ve en önemlisi taraftarıyla kenetlenmiş bir <strong>Sakaryaspor</strong>&#39;un önünde hiçbir maçın kolay olmadığını bildiğimiz kadar, hiçbir maçın da kazanılamayacak olmadığını bilmeliyiz.</p>

<p>Şimdi önümüzde Kütahyaspor maçı var. Bu karşılaşma sadece futbolcuların değil, bütün Sakarya&#39;nın maçı olmalı. Sakarya Atatürk Stadı&#39;nın tribünleri dolmalı. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla bütün Sakaryalılar yeşil-siyahlı formasını ve atkısını alarak tribündeki yerini almalı. Çünkü şampiyonluk sadece sahada kazanılmıyor. Şampiyonluk yolunda tribünün gücü, taraftarın inancı ve şehrin birlikteliği de büyük önem taşıyor.</p>

<p>Kahramanmaraş&#39;ta 1-0 geriye düştüğümüzde bile &ldquo;Bu maçı kazanacağız&rdquo; diyebilen bir taraftarımız varsa, bizim de bu takıma sonuna kadar sahip çıkmamız gerekiyor. Üçte üç yaptık. Şimdi daha güçlü, daha yüksek sesle ve daha büyük bir inançla yola devam etme zamanı.</p>

<p>Biz inanıyoruz. Biz kenetleniyoruz. Biz <strong>Sakaryaspor</strong>&#39;un yanındayız.</p>

<p>Yol uzun, mücadele zorlu ama hedef belli: <strong>Şampiyonluk!</strong></p>

<p>Haydi Sakarya! Şimdi Atatürk Stadı&#39;nı doldurma, takımının yanında olma ve bu büyük yürüyüşe omuz verme zamanı. Çünkü bu takım şampiyonluğa yürürken, <strong>Sakaryaspor</strong> yalnız yürümemeli.</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25549-0-13283621926.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25549-0-13283621926.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>KARA SEVDA</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25447-kara-sevda</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25447-kara-sevda</guid>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 08:17:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>Mehmet Burak Şenol'un kaleminden, aşkın acısını ve kaderin zalimliğini anlatan derinlikli bir şiir: Kara Sevda.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>KARA SEVDA&nbsp;</p>

<p>Yine mevsim sonbahar,<br />
Yar amansız katılığından<br />
Nasıl gönlüm güller açar!<br />
Hani yeşerecekti kuru dallarım...<br />
Döne döne yanar, yanar ağlarım.</p>

<p>Bazen fikre galiptir yürek,&nbsp;<br />
Şerbete zehir çalsan, bal ederdim.<br />
Ruhum fikrine vurgun, sabret.<br />
Zehre zehir katsan, can ederdim.</p>

<p>Neydi ederi, bırak şu kaderi...<br />
Bir aşk dediğin, ben etmedi mi?<br />
Öyle mi bitti, sahi değil miydi?&nbsp;<br />
Bir düş saydığın, kara sevdaydı.</p>

<p>Taş duvarlar, kara toprak...<br />
Ölüm yek gerçek, yalan dünyada!<br />
Deli sevdam, kırklanır kefenin...<br />
Zalimsin felek, zalim dünyada!</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title>Yeni Bir Eğitim Yılına Merhaba</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25540-yeni-bir-egitim-yilina-merhaba</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25540-yeni-bir-egitim-yilina-merhaba</guid>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 23:38:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Okuyucular,</p>

<p>Kıymetli öğrenciler, değerli veliler ve fedakâr öğretmenler&hellip;</p>

<p>Bir yaz mevsiminin daha sonuna geldik. Sokakların hareketlendiği, okul çantalarının yeniden omuzlara asıldığı, sınıfların çocuk sesleriyle dolmaya başladığı günlerdeyiz. Kısacası eğitim öğretim yılı yeniden başlıyor.</p>

<p>Hepinize gönülden merhaba&hellip;</p>

<p>Her yeni eğitim yılı, aslında sadece ders zilinin çalması anlamına gelmiyor. Yeni umutlar, yeni hedefler ve yeni başlangıçlar demek. Bir çocuğun gözlerindeki heyecan, bir annenin ve babanın evladına dair hayalleri, bir öğretmenin öğrencisine dokunabilme umudu&hellip; Bütün bunlar, eğitim yılının görünmeyen ama en kıymetli tarafını oluşturuyor.</p>

<p>Eğitim, hayatımızın belki de en önemli yolculuğu. Çünkü insanı sadece bilgiyle donatmıyor; düşünmeyi, sorgulamayı, üretmeyi, paylaşmayı ve birlikte yaşamayı öğretiyor. Okullarımız yalnızca derslerin işlendiği binalar değil; çocuklarımızın hayaller kurduğu, arkadaşlıklar edindiği, hayata hazırlandığı ve karakterlerini şekillendirdiği önemli mekânlar.</p>

<p>Bu nedenle eğitim meselesine yalnızca okul, öğretmen ve öğrenci üçgeninden bakmamak gerekiyor. Bir çocuğun başarısında ailesinin desteği, öğretmeninin emeği ve yaşadığı çevrenin ona sunduğu imkânlar büyük önem taşıyor.</p>

<p>Hepimizin ortak amacı, çocuklarımızın kendine güvenen, bilgili, duyarlı, çalışkan ve ülkesine faydalı bireyler olarak yetişmesine katkı sunmak olmalı.</p>

<p>Ve elbette bütün bunları konuşurken Taraklı&rsquo;yı ayrı bir yere koymak gerekiyor.</p>

<p>Taraklı, sahip olduğu tarihi ve kültürel değerleri, güçlü komşuluk ilişkileri ve kendine özgü mahalle kültürüyle çocuklarımızın yetişmesi açısından önemli bir şehir dokusuna sahip. Burada eğitim sadece okulun duvarları arasında kalmıyor. Büyüklerin tecrübeleri, ailelerin desteği, öğretmenlerin gayreti ve mahalle kültürünün sıcaklığı çocuklarımızın hayatına dokunuyor.</p>

<p>Taraklı&rsquo;nın geleceğini konuşuyorsak, aslında çocuklarımızın geleceğini konuşuyoruz.</p>

<p>Bugün sıralarında oturan öğrencilerimiz, yarının öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, esnafları, yöneticileri ve sanatçıları olacak. Belki de yıllar sonra</p>

<p>Taraklı&rsquo;nın sokaklarında yürürken, bugün okula başlayan çocuklarımızın başarılarıyla gurur duyacağız.</p>

<p>Bu yüzden onların attığı her adım, aslında ilçemizin geleceğine atılmış bir adımdır.</p>

<p>Çocuklarımızın iyi bir eğitim alması kadar, iyi insanlar olarak yetişmeleri de büyük önem taşıyor. Onlara yalnızca sınavlarda başarılı olmayı değil; dürüstlüğü, sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı, sorumluluk almayı ve başkalarının hayatına değer katmayı da öğretmeliyiz.</p>

<p>Çünkü hayat, sadece alınan diplomalardan ibaret değil. İnsan, geride bıraktığı güzel izlerle hatırlanıyor.</p>

<p>Bu noktada öğretmenlerimize de ayrı bir parantez açmak gerekiyor.</p>

<p>Çocuklarımızın hayatına yalnızca ders anlatarak değil; güzel sözleriyle, sabırlarıyla, sevgileriyle ve rehberlikleriyle dokunan tüm öğretmenlerimize gönülden teşekkür ediyoruz. Bir öğretmenin söylediği güzel bir sözün, verdiği küçük bir cesaretin ya da gösterdiği anlayışın bir öğrencinin hayatında ne kadar büyük bir etki bırakabileceğini çoğu zaman yıllar sonra anlıyoruz.</p>

<p>Öğretmenlik, sadece bir meslek değil; geleceğe yapılan en değerli yatırımlardan biri.</p>

<p>Velilerimize de büyük bir sorumluluk düşüyor. Çocuklarımızdan beklentilerimizi onların hayalleriyle dengeli hâle getirmeliyiz. Her çocuğun farklı bir yeteneği, farklı bir hayali ve farklı bir öğrenme biçimi olduğunu unutmamalıyız.</p>

<p>Bazen bir çocuğun aldığı yüksek nottan daha değerli olan, pes etmeden yeniden denemesidir. Bazen bir sınav başarısından daha önemli olan, arkadaşına yardım etmesidir. Bazen de küçücük bir iyilik, alınan en büyük başarı belgesinden çok daha anlamlıdır.</p>

<p>Yeni eğitim öğretim yılının bütün bunları hatırladığımız, çocuklarımızı sadece akademik başarılarıyla değil, kişilikleri ve hayalleriyle de desteklediğimiz bir yıl olmasını diliyorum.</p>

<p>Taraklı&rsquo;da eğitim adına atılacak her güzel adımın, ilçemizin geleceğine katkı sağlayacağına inanıyorum. Çocuklarımızın daha iyi imkânlara kavuşması, kendilerini geliştirebilecekleri alanların çoğalması ve hayallerinin peşinden güvenle gidebilmeleri hepimizin ortak sorumluluğu.</p>

<p>Unutmayalım; bugün bir çocuğun elinden tutmak, yarının Taraklı&rsquo;sına umut olmaktır.</p>

<p>Yeni eğitim öğretim yılının öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve velilerimiz için sağlık, huzur, başarı ve mutluluk getirmesini diliyorum. Okula yeni başlayan minik öğrencilerimizin heyecanının, mezuniyete yaklaşan gençlerimizin umutlarıyla buluştuğu; güzel dostlukların kurulduğu, yeni şeylerin öğrenildiği ve unutulmayacak anıların biriktirildiği bir eğitim yılı olsun.</p>

<p>Biz de bundan sonra Taraklı&rsquo;nın eğitim hayatında yaşanan gelişmeleri, öğrencilerimizin başarılarını, öğretmenlerimizin emeklerini ve ilçemizin geleceğine dair güzel hikâyeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Çünkü inanıyoruz ki eğitim üzerine konuşmak, aslında geleceğimiz üzerine konuşmaktır.</p>

<p>Yeni bir eğitim yılının ilk günlerinde hepinize sevgi ve selamlarımı iletiyor, güzel başlangıçların hepimize umut ve mutluluk getirmesini diliyorum.</p>

<p>Öğrencilerimize başarı, öğretmenlerimize kolaylık, velilerimize sabır ve huzur dolu bir yıl diliyorum.</p>

<p><strong>Haftaya yine bu köşede, Taraklı&rsquo;nın gündeminden ve hayatın içinden başka bir yazıyla buluşmak dileğiyle&hellip;</strong></p>

<p>Sağlıcakla kalın.</p>

<h2>&nbsp;</h2>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25540-0-2338014926.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25540-0-2338014926.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>GÜL</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25446-gul</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25446-gul</guid>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 08:20:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>Mehmet Burak Şenol'un kaleminden, aşkın ve yalnızlığın izlerini taşıyan derinlikli bir şiir: Gül.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>GÜL</p>

<p>gül, gül, gül... gül ki güller açılsın!&nbsp;<br />
iklimler boyu baharlar yaşansın.<br />
girdaplar, fırtınalar, alevlenir düşüncen.<br />
gül, gül, gül... gül ki kışlar şaşırsın!</p>

<p>yoksa solar tüm güller, güleceksin ille.<br />
uğrun uğrun bakıp, canım kahretme!<br />
illakim; bir hoşum, mecnunum derdinle.<br />
içim bileylenir coşar, meftun fikrinle!</p>

<p>giyindi kara gelinliğini yalnızlığın gece,<br />
gel geceyi söndür kalbim, ektiğini biçmesen de!<br />
şimdi uykusuzluk vakti, vursun ayazlar baharlarıma...<br />
yalnızlığını yalnızlığıma katsan ne olurdu ya!</p>

<p>kördüğümüm şimdi neredesin, o demler nerede?<br />
titrerim, isterim; açılır yediverenler bilsen gülünce...<br />
dön gülüm yurduna, seril gurbet tenime.<br />
viraneyim bir medet, yeter valla inletme!&nbsp;</p>

<p>hani vazgeçilmezdim...<br />
gülmüyor, yüzüm sensiz gülmüyor işte!<br />
nasıl yaşarım, aklımda yangınlar bir dinle...<br />
gölgeler oynaşır kollarımda maziyle...<br />
yalvarırım bir el ver kadere isyan etme!</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title>Tâlût Kıssası ve Toplumsal Dirlik</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25520-talut-kissasi-ve-toplumsal-dirlik</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25520-talut-kissasi-ve-toplumsal-dirlik</guid>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 01:14:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fahrettin YILDIZ</dc:creator>
<description>Tâlût kıssası üzerinden toplumsal dirliğin ve ferdî huzurun temellerini, Kur'ânî ilkeler ışığında inceledik. Bakara Sûresi’nin 246, 247 ve 248.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Aşağıdaki metin, video içeriğinden otomatik olarak özetlenmiştir.</strong></em></p>

<h2>TÂLÛT KISSASI VE TOPLUMSAL DİRLİĞİN TEMELLERİ</h2>

<p>Bakara Sûresi&rsquo;nin 246, 247 ve 248. âyet-i kerîmelerinde, Hz. Mûsâ&rsquo;dan sonraki dönemde İsrâiloğulları üzerinden insanlığa çok ciddî bir zihniyet ve karakter eleştirisi sunulur. Kur&rsquo;ân-ı Kerîm&rsquo;in bu hâdiseyi gündeme getirmesindeki asıl maksat, yalnızca geçmişte yaşanmış kronolojik bir vakayı nakletmek değil; hak mücadelesinde direnci korumayı, zorluklar karşısında sebep aramak yerine sebata sarılmayı ve meşru idareye bağlılığın ehemmiyetini ortaya koymaktır.</p>

<h3>İman Sınavı ve Geçici Hamaset</h3>

<p>İsrâiloğullarının ileri gelenleri peygamberlerine gelerek, &quot;Bize bir hükümdar tayin et de Allah yolunda savaşalım&quot; dediler. Fakat peygamberleri, &quot;Ya üzerinize savaş farz kılınır da savaşmazsanız?&quot; diye sorduğunda; yurtlarından çıkarıldıklarını, çoluk çocuklarından ayrı bırakıldıklarını öne sürerek kesin bir kararlılıkla mücadele edeceklerini iddia ettiler. Ne var ki imtihan kapıya dayanıp savaş farz kılındığında, pek azı müstesna, büyük çoğunluğu geri durdu. Burada sergilenen zafiyet, kuru heyecan ile hakikî imanın ayrıştığı noktadır. Toplu ve coşkulu sözler çoğu zaman aldatıcı olabilir; uzun soluklu bir hak yolculuğunda geçici hamaset hiçbir işe yaramaz. Coşkuların tecrübe edilmesi ve imanın hayatta bizzat eyleme dönüşmesi şarttır.</p>

<h3>Liyakat ve Soy Kibri</h3>

<p>Peygamberleri onlara Allah&rsquo;ın Tâlût&rsquo;u hükümdar olarak seçtiğini bildirdiğinde ise bu sefer soy ve servet kibrine kapıldılar: &quot;O bize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layığız, üstelik ona bolca mal da verilmemiştir&quot; dediler. İşte Kur&rsquo;ân&rsquo;ın kökten reddettiği sakat zihniyet budur. İsrâiloğulları liderliği kanda, soyda ve zenginlikte ararken; ilâhî irade yönetimde tevarüsü değil liyakati esas almıştır. Nitekim âyet-i kerîmede Tâlût&rsquo;un ilim ve beden gücü bakımından üstün kılındığı beyan edilir. Buradan çıkan temel prensip açıktır: Adil ve ehil bir yönetim için ilim, meşru mücadele ve savunma için ise maddî-bedenî güç zorunludur. Yönetim ilminden ve mücadele kuvvetinden yoksun olanların makam davasına kalkışması esastan sakattır.</p>

<h3>Ahit Sandığı ve Kalbin Sükûneti</h3>

<p>Tâlût&rsquo;un meşruiyetinin ve Allah tarafından tayin edildiğinin alâmeti olarak, içinde sekîne ile Hz. Mûsâ ve Harun hanedanından kalan hatıraların (bakiyye) yer aldığı Tâbût&rsquo;un (Ahit Sandığı) melekler tarafından getirilmesi gösterilmiştir. Tâbût, zâhirde tarihî bir mukaddes emanet iken; bâtında ve mecazî boyutta kalbe, ilme ve hikmete işaret eder. İsyan, korkaklık ve tefrika yüzünden huzurunu kaybetmiş bir toplumun manevî kalbinin yeniden yerine gelmesi, hakikate teslimiyetle sükûnet bulması demektir. Çünkü îmân ehline yakışan; hafiflik ve yılgınlık değil, vakâr, kararlılık ve gönül ferahlığıdır.</p>

<h3>Ahlâkî Zaafların Deşifresi</h3>

<p>Kur&rsquo;ân-ı Kerîm&rsquo;in bu kıssalarda yürüttüğü temel ameliyat, bir ırkı karalamak değil; ahlâkî zaafları ve kokuşmuş karakter yapısını deşifre etmektir. İman yalnızca kalpte hapsedilen soyut bir itikat olarak kalırsa ölür; diri kalabilmesi ancak hayatta karşılık bulmasıyla, amele ve ahlâka sirayet etmesiyle mümkündür.</p>

<h3>Toplumsal Dirliğin Altı Temel Esası</h3>

<p>Tüm bu âyetlerin ortaya koyduğu nizam çerçevesinde, hem ferdî huzurun hem de toplumsal dirliğin ayakta durabilmesi şu altı temel esasa bağlıdır:</p>

<ol>
	<li><strong>Uyulan ve Uygulanan Din:</strong> Hayatın merkezine yerleşmiş, sadece sözde kalmayan dinamik bir inanç sistemi.</li>
	<li><strong>Etkin Yönetim:</strong> Acziyetten uzak, adaleti güçle ve liyakatle tesis eden idare.</li>
	<li><strong>Yaygın Adalet:</strong> Ayrıcalıklara kapalı, toplumun her katmanına sirayet eden hakkaniyet.</li>
	<li><strong>Genel Güvenlik:</strong> İnsanların can, mal ve haysiyet emniyetinin eksiksiz sağlanması.</li>
	<li><strong>Sürdürülebilir Varlık:</strong> Kimseye muhtaç etmeyen, üretime dayalı iktisadî zemin.</li>
	<li><strong>Daimî Umut:</strong> Ye&rsquo;se ve karamsarlığa kapılmadan, ilâhî rahmete ve geleceğe güvenle bakabilme iradesi.</li>
</ol>

<p>Maddenin esaretinden kurtulup ilâhî muradı hayatla bütünleştirebilenler, ancak bu ilkeleri idrak eden ve hayata geçiren toplumlardır.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25520-0-115322926.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25520-0-115322926.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Erikler Tablalara Seriliyor</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25530-erikler-tablalara-seriliyor</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25530-erikler-tablalara-seriliyor</guid>
<pubDate>Tue, 08 Sep 2026 12:36:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<h1>&nbsp;</h1>

<p><strong>Değerli okuyucular,</strong></p>

<p>Bugün sizlerle Taraklı&rsquo;nın geçmişten bugüne uzanan güzel bir değerinden, belki de çoğumuzun çocukluk anılarında ayrı bir yeri olan&nbsp;<strong>Taraklı Eriği&rsquo;nden</strong>&nbsp;söz etmek istiyorum.</p>

<p>Taraklı ve yöresinde yıllar önce bahçelerde sıkça karşılaştığımız erik ağaçları artık ne yazık ki eskisi kadar fazla değil. Zaman içerisinde birçok bahçedeki ağaçların sökülmesiyle birlikte bu yöresel erik çeşidi de giderek azalıyor. Oysa Taraklı Eriği, sadece bir meyve değil; geçmişimizin, mutfağımızın ve geleneklerimizin de bir parçası.</p>

<p>Eskiden Taraklı Eriği denildiğinde kendine özgü lezzeti ve dayanıklılığıyla bilinen bir erik akla gelirdi. İç piyasada da bu isimle tanınan eriklerin kurutularak farklı bölgelere, hatta yurt dışına gönderildiği anlatılır.</p>

<p>Belki de en güzel taraflarından biri ise kompostodaki haliydi. Geleneksel Taraklı Eriği sıcak suya atıldığında hemen dağılmaz, çekirdeğinin etrafında toplanarak sertliğini korurdu. Bugün yetiştirilen birçok erik çeşidinde ise aynı özelliği görmek pek mümkün değil.</p>

<p>Şimdi ise az sayıdaki bahçede yetişen erikler, hasadın ardından&nbsp;<strong>tablalara seriliyor</strong>. Güneşin altında yavaş yavaş kuruyan erikler, kış hazırlıklarının da önemli bir parçası oluyor. Kimi sofralara kuru erik olarak geliyor, kimi ise tepsilerde kurutularak pestile dönüşüyor.</p>

<p>Aslında burada yalnızca bir meyvenin kurutulmasından söz etmiyoruz. Bir geleneğin, bir üretim biçiminin ve Taraklı&rsquo;ya ait bir lezzetin yaşatılmasından söz ediyoruz.</p>

<p>Bugün bahçelerimizde azalmış olabilir. Ancak tamamen kaybolmasına izin vermemek bizim elimizde. Taraklı Eriği&rsquo;ni tanımak, üretmek, gelecek nesillere anlatmak ve mümkün olduğunca yaşatmak, geçmişimize sahip çıkmanın da güzel bir yolu.</p>

<p>Belki bir gün yeniden Taraklı&rsquo;nın bahçelerinde daha çok erik ağacı görür, yaz günlerinde tablalara serilen eriklerin kokusunu daha fazla hissederiz. Kim bilir, belki de çocuklarımız ve torunlarımız bu güzel lezzeti bizim anlattığımız hatıralardan değil, kendi sofralarından tanır.</p>

<p><strong>Değerli okuyucular</strong>&nbsp;</p>

<p>Bazen bir ağacın gölgesinde, bazen bir meyvenin tadında koca bir geçmiş saklıdır. Yeter ki kıymetini bilelim ve yaşatmak için elimizden geleni yapalım.</p>

<p>Şimdilik benden bu kadar. Güzel Taraklı&rsquo;mızın geçmişinden, bugününden ve hayatımızdaki küçük ama değerli ayrıntılardan konuşmaya devam edeceğiz.</p>

<p><strong>Kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın.</strong></p>

<p><strong>Haftaya yine görüşmek üzere&hellip;</strong></p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25530-1-1235158926.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25530-1-1235158926.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Sakaryaspor Lige Galibiyetle Başladı</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25528-sakaryaspor-lige-galibiyetle-basladi</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25528-sakaryaspor-lige-galibiyetle-basladi</guid>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:12:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin Kömürcü'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<h3>Sakaryaspor, 2026-2027 sezonunun ilk maçında deplasmanda 1461 Trabzon&#39;u 3-2 mağlup ederek lige&nbsp;<strong>3 puanla başladı</strong>. Galibiyetin gelmesi, uzun süredir galibiyet özlemi çeken camia için moral oldu.</h3>

<p>Karşılaşmada Kerim Frei&#39;nin 18. dakikadaki golüyle öne geçen yeşil-siyahlılar, ilk yarıyı 1-1 tamamladı. İkinci yarıda İlhan Depe ile yeniden öne geçtik. Trabzon temsilcisi 84. dakikada skoru 2-2&#39;ye getirse de sahneye kaptan Yalçın çıktı ve attığı golle Sakaryaspor&#39;a 3-2&#39;lik galibiyeti getirdi.</p>

<p>Sezona galibiyetle başlamak güzel. Ancak şampiyonluk hedefleyen bir takım için eksiklerin de görülmesi gerekiyor. Teknik Direktör Ümit Bozkurt&#39;un ilk maçta ortaya çıkan noksanları değerlendirerek çalışmalarını buna göre sürdüreceğine inanıyoruz.</p>

<p>Şimdi sıra taraftarda...&nbsp;<strong>Pazar akşamı saat 19.00&#39;da Atatürk Stadı&#39;nda Adana 01 karşısında tribünleri doldurup takımımızın yanında olmalıyız.</strong>&nbsp;Şampiyonluk yolunda şehir olarak kenetlenirsek Sakaryaspor&#39;un gücüne güç katarız.</p>

<p>1461 Trabzon deplasmanında takımı yalnız bırakmayan cefakâr taraftarlarımızı da ayrıca kutluyorum. Bu birlik ve beraberlik, sezon boyunca Sakaryaspor&#39;un en büyük gücü olacaktır.</p>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3>** **</h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3>Filenin Sultanları&#39;na Alkış</h3>

<p>Filenin Sultanları, Avrupa&#39;da bir kez daha tarih yazdı. A Millî Kadın Voleybol Takımımız, finalde İtalya&#39;yı nefesleri kesen mücadelede 3-2 mağlup ederek&nbsp;<strong>üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu</strong>&nbsp;oldu.</p>

<p>Bu büyük başarı, yalnızca bir kupa değil; azmin, inancın ve Türk kadınının gücünün de göstergesi. 10. Avrupa şampiyonluğunu yaşayan Eda Erdem Dündar&#39;ın, &ldquo;Cumhuriyetimizin bize açtığı yolda Türk kadınının ne başarabileceğini gösterdik&rdquo; sözleri, bu zaferin anlamını daha da güçlendiriyor.</p>

<p>Şimdi gözler 2028 Los Angeles Olimpiyatları&#39;nda. Filenin Sultanları&#39;nın orada da bayrağımızı gururla dalgalandıracağına ve madalya mücadelesi vereceğine inanıyoruz.</p>

<p><strong>Yolunuz açık, şansınız bol olsun kızlar! Türkiye sizinle gurur duyuyor</strong></p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25528-0-1111527926.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25528-0-1111527926.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Ölüm Korkusundan Dirilişe Uyanış</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25519-olum-korkusundan-dirilise-uyanis</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25519-olum-korkusundan-dirilise-uyanis</guid>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 01:03:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fahrettin YILDIZ</dc:creator>
<description>Bakara Sûresi 243, 244 ve 235 ışığında korku ve mülkiyet hırsından arınıp onurlu ve sorumlu bir dirilişe çağrı. 2. Bölüm</description>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Aşağıdaki metin, video içeriğinden otomatik olarak özetlenmiştir.</strong></em></p>

<h2>Ölüm Korkusundan Dirilişe: İman, Onur ve Sorumluluk Bilinci</h2>

<p>Bakara Sûresi&rsquo;nin 243 ile 245. âyetleri, bizleri hayatın en temel iki gerçeğiyle yüzleştirir: İlahi takdirin işleyişi ve insanın bu akış içerisindeki sorumluluğu. Vaktiyle binlerce kişi olmalarına rağmen ölüm korkusuyla yurtlarını terk eden bir topluluğun kıssası aktarılır. Bu hadise ister tarihte birebir yaşanmış fiziki bir ölüm ve dirilme olsun, isterse savaştan ve görevden kaçarak zillete, esarete düşmüş bir kavmin manevi ölümü ve ardından uyanıp hürriyetine kavuşması olsun; neticede verilmek istenen ilahi mesaj değişmez. Korkunun ecele hiçbir faydası yoktur. Vazifeden kaçarak ölümden kurtulmanın yolu da yoktur.</p>

<h3>Korkunun Esaretinden Onurlu Duruşa</h3>

<p>Bir toplum ölüm ve mağlubiyet korkusuyla üzerine düşen mücadeleyi terk eder, hakkı ve adaleti savunmaktan geri durursa, kendi eliyle onurunu ve geleceğini teslim etmiş olur. İnsan için bağımsızlık ve özgürlük hayattır; esaret ve zillet ise ölümden farksızdır. Kur&rsquo;an&rsquo;ın bu kıssa üzerinden hedeflediği asıl gaye, inananları değerlerini korumaya hazırlamak, onları pasif ve edilgen durumdan kurtarıp onurlu duruşa çağırmaktır. Gücü ve imkânı varken meşru sorumluluktan kaçan fert ve toplumlar, korktukları akıbete daha feci bir şekilde uğrarlar.</p>

<h3>İman Bilincinin İki Temel Unsuru: Can ve Mal ile İmtihan</h3>

<p>Bu bilincin hayata geçirilmesinde iki temel unsur vardır: İnsan unsuru ve maddi boyut. İnsan unsurunun gereği, can korkusunu yenip Allah yolunda haksızlığa karşı durmaktır. Maddi boyut ise infak ve yardımlaşmadır. Âyette geçen karz-ı hasen (Allah&rsquo;a güzel bir borç verme) ifadesi, Kur&rsquo;an&rsquo;ın muazzam pedagojik üslubunu yansıtır. Mülkün yegâne sahibi olan Allah, ihtiyaç sahibine veya hak davanın ikamesine harcanan malı bizzat kendisine verilmiş bir borç sayar. Allah, razı olduğu ameli işleyen kulunu adeta kendi huzurunda kabul ederek ona en büyük şeref payesini bahşeder. Yapılan hiçbir hayır zayi olmaz; Allah onu kat kat fazlasıyla karşılar. Rızkı daraltan da genişleten de O&rsquo;dur; dolayısıyla fakir düşme kaygısıyla infaktan kaçmak da yersizdir.</p>

<h4>Zaafiyetleri Aşmak ve Onur Payeleri</h4>

<p>Muttakî, muhsin, salih ve sadık gibi vasıflar, insanın kendi bencil arzularını ve zaaflarını aşmasıyla ulaşılan birer onur payesidir. Can ve mal kaygısına hapsolan, madde dünyasında sıkışıp kalan insanın kendini aşması ve bu makamlara erişmesi mümkün değildir. Ebedilik inancını yitirenler, anlık korkuların esiri olurlar. Ölüm bir yok oluş değil, ebedi hayata irtihaldir.</p>

<h3>Mülkiyet Zehirlenmesi ve İnfakın İyileştirici Gücü</h3>

<p>Bugünün en büyük tehlikesi &quot;mülkiyet zehirlenmesi&quot;dir. Mülkiyet hırsıyla maddeye aşırı bağlanan insan, özgürlüğünü ve insanlığını kaybeder. İnfak, sadaka ve karz-ı hasen; insanı içten içe kemiren cimrilik ve haset hastalığının yegâne ilacıdır. İnfak etmek, insanın hayatında en çok kıymet verdiği şeylere başkalarını ortak etme iradesidir. Şayet bu ahlaki öz ıskalanır, ibadetler ve hükümler sadece kuru kurallara indirgenirse ameller gayesine ulaşamaz. İbadetin nihai hedefi insanı ahlaklı ve erdemli kılmaktır.</p>

<h3>Aktif Sorumluluk ve İlahi Hesap</h3>

<p>Kur&rsquo;an, yerine göre vicdan, yerine göre ahlak, yerine göre de yasa olarak hayat ırmağına katılan canlı bir hitaptır. Gerçek mümin; sadece yaptıklarından değil, yapma imkânı varken bilerek göz ardı ettiği hususlardan da hesaba çekileceğinin idrakinde olan kimsedir. Nihayetinde hepimiz yaşadığımız hayatın hesabını vermek üzere Allah&rsquo;ın huzuruna döndürüleceğiz. Kurtuluş; mazeretlerin arkasına sığınmakta değil, bu en üst derecedeki sorumluluk bilincini kuşanıp aktif bir özne olarak hayatın içinde yer almaktadır.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25519-1-14232926.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25519-1-14232926.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>GÜN DOĞUMU (KİLCİLER)</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25445-gun-dogumu-kilciler</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25445-gun-dogumu-kilciler</guid>
<pubDate>Sun, 06 Sep 2026 09:16:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>Mehmet Burak Şenol'un kaleminden, Kilciler köyünde geçen hüzünlü ve destansı bir gün doğumu hikayesi.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>GÜN DOĞUMU (KİLCİLER)</p>

<p>Sırmalandı bulutların kenarı kınasıyla güneşin<br />
Yıkıldı gün dağların ardınca çakır dikenlerinin üstüne&nbsp;<br />
Gümüşe döndü sarı tarlalar sırtın dibinde<br />
Kilciler şafakla uğurluyordu sığırtmaçları<br />
Çobanlar azıkları belinde sürdüler sürüleri<br />
Seğirttiler ekine dalan sürülerin üstüne&nbsp;<br />
Ovadaki otlar yarı pırıltılı yarı gölgeli<br />
Bir atlı yaklaştı koval çayıra,&nbsp;<br />
Bülbül ve nal sesleri arasında gün kuşluk oldu.<br />
Gölgeler kısaldı, eridikçe eridi ışıkla dağlar taşlar.<br />
Altın tozu muydu, ekin tozu mu atın ardınca tozan<br />
Gün doğdu, kurudu dili damağı harmanın<br />
Dönerken düvenle sapların üstünde gözleri kamaştı öksüz Ali&#39;nin&nbsp;<br />
Kırbasından içerken serin suyu aktı göğsünden harman yerine<br />
Gün alabildiğince sardı obaların üstüne&nbsp;<br />
Ah çekti ah yanaşma Ali kaderine... yine gün doğdu hayalleri üstüne,&nbsp;<br />
Yandı kavruldu da bir türkü tutturdu garip Ali&#39;m...&nbsp;<br />
&quot;Ak gülüm uyanmıyor, mislere boyanmıyor<br />
Küçücükten yar sevdim, hiç kalbim dayanmıyor...&quot;<br />
Uzaktan köyüne baktı, gün doğmuştu Kilciler&#39;in üstüne...<br />
Gün, babası gibi sarmaladı öksüz Ali&#39;yi hiç boşluk birakmadan<br />
Babası çok severdi, sarardı, kucaklardı Ali&#39;yi gün gibi.<br />
Bismillah dedi Ali, geçti başına çiftin.<br />
Kaç gün doğdu, kaç gün böyle geçti...&nbsp;<br />
Büyüdü de destanlaştı Ali&#39;ler, şimdi hepsi birer aslan oldu.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title>Doğru Yol Kahvesi</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25521-dogru-yol-kahvesi</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25521-dogru-yol-kahvesi</guid>
<pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:48:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>Bir Kahvehane, Bir İsim, Koca Bir Taraklı Hikâyesi: Doğru Yol Kahvesi…</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>İzzettin KÖMÜRCÜ&#39;nün kaleminden</p>

<p>Bazı yerlerin tabelası vardır, bazı yerlerin ise&nbsp;<strong>hikâyesi&hellip;</strong></p>

<p>Taraklı&#39;da Ankara Caddesi üzerinde yıllardır hizmet veren bir kahvehane var. Bugün işletmecisi, müşterileri, hatta belki içerideki sandalyelerin bile sahipleri değişmiş olabilir ama bir şey hiç değişmedi:</p>

<p><strong>Adı&hellip;</strong></p>

<p>Herkes onu hâlâ&nbsp;<strong>&ldquo;Doğru Yol Kahvesi&rdquo;</strong>&nbsp;diye biliyor.</p>

<p>Yıllar önce kahvehanenin üst katında DYP Taraklı İlçe Teşkilatı&#39;nın ilçe binası bulunuyormuş. O yıllarda kahvehane de halk arasında &ldquo;Doğru Yol Kahvesi&rdquo; diye anılmaya başlamış. Aradan yıllar geçti. Türkiye&#39;nin siyasi hayatında çok şey değişti. İktidarlar değişti, siyasi partiler geldi geçti, bazıları tarihin sayfalarında kaldı.</p>

<p>Ama Taraklı&#39;da &ldquo;Doğru Yol&rdquo; ismi kalmaya devam etti.</p>

<p>Bugün bir Taraklılıya,</p>

<p>&ldquo;Doğru Yol Kahvesi nerede?&rdquo;</p>

<p>diye sorsanız, tarif etmeye bile gerek duymaz.</p>

<p>Hatta bazen adres tarif etmek için kahvehanenin resmi adı bile kullanılmaz.</p>

<p>&ldquo;Ben Doğru Yol kahvesindeyim, sen de oraya gel.&rdquo;</p>

<p>İşte mesele tam da burada&hellip;</p>

<p>Bir siyasi partinin isminden doğan kahvehane adı, zaman içerisinde siyasetten tamamen bağımsız bir&nbsp;<strong>buluşma adresine</strong>, bir&nbsp;<strong>Taraklı markasına</strong>, hatta ilçenin sosyal hafızasının bir parçasına dönüşmüş.</p>

<p>İşletmecisi değişmiş ama adı değişmemiş.</p>

<p>Çünkü bazı isimler tabelada değil, insanların dilinde yaşar.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>** **</p>

<h2>Sabahın İlk Çayı, Sobanın İlk Ateşi &hellip;</h2>

<h2>&nbsp;</h2>

<p>Doğru Yol Kahvesi&#39;nin sabahı da kendine özgü.</p>

<p>Daha birçok insan güne başlamadan, komşu esnaflardan&nbsp;(Odabaşı) <strong>Cemal Kızılırmak ve Naim Nalbant</strong>, kahvehanenin kapısını açıyor.</p>

<p>Kış aylarında soba yakılıyor.</p>

<p>Çay demleniyor.</p>

<p>Kahvehanenin içi yavaş yavaş ısınıyor.</p>

<p>Sonra müdavimler birer birer gelmeye başlıyor.</p>

<p>Kimisi gazetesini alıyor, kimisi çayını söylüyor, kimisi daha sabahın erken saatinde sohbete başlıyor.</p>

<p>Ve dikkat çekici bir ayrıntı var:</p>

<p><strong>Bazı sandalyelerin adeta sahibi var.</strong></p>

<p>Öyle ki, yıllardır aynı sandalyeye oturanlar bulunuyor.</p>

<p>Hatta bu alışkanlık öylesine kökleşmiş ki bazı sandalyelerin hikâyesi&nbsp;<strong>babadan oğula</strong>&nbsp;geçmiş.</p>

<p>Müşteriler de öyle&hellip;</p>

<p>Babadan oğula, dededen toruna devam eden bir kahvehane kültüründen söz ediyoruz.</p>

<p>Bugünün dedesi yıllar önce o kahvede oturmuş, bugün torunu aynı masada çayını içiyor.</p>

<p>Böyle olunca insan ister istemez düşünüyor:</p>

<p>Bir kahvehane sadece dört duvardan mı ibarettir?</p>

<p>Yoksa yıllar boyunca içinde biriken sohbetler, dostluklar, hatıralar ve insanlar mıdır onu kahvehane yapan?</p>

<p>Doğru Yol Kahvesi&#39;nin hikâyesi bize ikinci cevabı veriyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>** **</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>Sekiz Masa, İki Ayrı Dünya&hellip;</h2>

<h2>&nbsp;</h2>

<p>Kahvehanenin içerisinde toplam&nbsp;<strong>sekiz masa</strong>&nbsp;bulunuyor.</p>

<p>Alt bölümde daha çok günlük sohbetler hâkim.</p>

<p>Müşteriler birbirleriyle konuşuyor, gazetelerini okuyor, çaylarını yudumluyor.</p>

<p>Günün meseleleri burada masadan masaya dolaşıyor.</p>

<p>Üç basamaklı merdivenden yukarı, ikinci bölüme çıktığınızda ise sohbetin rengi biraz değişiyor.</p>

<p>Burada iş biraz daha ciddi&hellip;</p>

<p>Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların buluşma noktası adeta burası.</p>

<p>Kimi zaman bir hayvan alışverişi, kimi zaman tarımsal bir ürünün alım satımı, kimi zaman başka bir ticari mesele&hellip;</p>

<p>Taraklı&#39;nın tarım ve hayvancılık ekonomisine dair birçok alışverişin, konuşmanın ve pazarlığın yolu bu masalardan geçiyor.</p>

<p>Yani Doğru Yol Kahvesi&#39;nin bir köşesinde gazete okunup günlük meseleler konuşulurken, diğer köşesinde Taraklı&#39;nın ticareti dönüyor.</p>

<p>Bir başka ifadeyle&hellip;</p>

<p><strong>Kahvehane hem sosyal hayatın hem de ticaretin buluşma noktası.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>** **</p>

<h2>&nbsp;</h2>

<h2>Siyasetin Adı Var, Siyasetin Kendisi Yok&hellip;</h2>

<h2>&nbsp;</h2>

<p>Belki de Doğru Yol Kahvesi&#39;ni farklı kılan en güzel özelliklerden biri de bu.</p>

<p>Kahvehanenin adı geçmişten gelen siyasi bir çağrışım taşıyor.</p>

<p>Ama içeride siyaset yüzünden kimse kimseye kapı kapatmıyor.</p>

<p>Farklı siyasi görüşlerden insanlar aynı masada oturuyor.</p>

<p>Aynı çayı içiyor.</p>

<p>Aynı gazeteyi okuyor.</p>

<p>Aynı konuya farklı pencerelerden bakıyor.</p>

<p>Sabah sohbetleri bazen hararetleniyor.</p>

<p>Sesler biraz yükseliyor.</p>

<p>Fikirler birbirine çarpıyor.</p>

<p>Ama işin güzel tarafı şu:</p>

<p><strong>Kırıcı söz söylenmiyor.</strong></p>

<p>Çünkü burada insanlar birbirlerinin siyasi görüşünden önce birbirlerini tanıyor.</p>

<p>Komşuluk var.</p>

<p>Dostluk var.</p>

<p>Hemşehrilik var.</p>

<p>Yılların oluşturduğu bir güven var.</p>

<p>Belki de Taraklı&#39;nın kültürünü anlatan en güzel örneklerden biri tam da bu.</p>

<h2>&nbsp;</h2>

<h2>** **</h2>

<h2>İkindi Namazından Sonra Kahvenin Sesi Değişiyor&hellip;</h2>

<h2>&nbsp;</h2>

<p>Günün her saatinin ayrı bir havası var Doğru Yol Kahvesi&#39;nde.</p>

<p>Sabah saatlerinde müdavimler daha belirgin.</p>

<p>Öğleye doğru hareketlilik farklılaşıyor.</p>

<p>Ama özellikle&nbsp;<strong>ikindi namazından sonra</strong>&nbsp;kahvehanenin önü ve çevresi daha da hareketleniyor.</p>

<p>Sandalyeler doluyor.</p>

<p>Sohbetler koyulaşıyor.</p>

<p>Taraklı&#39;nın insanı işinden gücünden çıktıktan sonra burada buluşuyor.</p>

<p>Kimi birkaç dakika oturuyor, kimi uzun uzun sohbet ediyor.</p>

<p>Zaten kahvehane kültürünün güzelliği de burada değil mi?</p>

<p>Bir çay söylersiniz&hellip;</p>

<p>Sonra sohbet başlar.</p>

<p>&ldquo;Sadece beş dakika oturacağım&rdquo; dersiniz, bir bakmışsınız akşam olmuş.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>** **</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>Misafir Gelirse Masa Hazır&hellip;</h2>

<h2>&nbsp;</h2>

<p>Taraklı&#39;ya yolu düşen bir misafirin Doğru Yol Kahvesi&#39;ne uğraması da ayrı bir hikâye.</p>

<p>Buraya gelen yabancı değildir.</p>

<p>Kahvehanenin müşterileri, misafiri kendi misafirleri gibi karşılıyor.</p>

<p>Çay ikram ediliyor.</p>

<p>Sohbete dahil ediliyor.</p>

<p>Taraklı&#39;nın o meşhur misafirperverliği kendiliğinden ortaya çıkıyor.</p>

<p>Belki de bu yüzden Doğru Yol Kahvesi, sadece kahvehaneyi kullananların değil,&nbsp;<strong>Taraklı&#39;nın gönül genişliğinin de bir aynası</strong>.</p>

<p>Çünkü insanın gönlü genişse, masası da geniş oluyor.</p>

<p>Bir sandalye daha çekiliyor.</p>

<p>Bir bardak daha çay dolduruluyor.</p>

<p>Ve hiç tanımadığınız biri, birkaç dakika içerisinde sohbetin bir parçası oluveriyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>** **</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>Şaban ve Fahrettin&#39;in Sessiz Kahvehane Yönetimi&hellip;</h2>

<h2>&nbsp;</h2>

<p>Kahvehanenin işletmecileri&nbsp;<strong>Şaban ve Fahrettin Yıldırım</strong>.</p>

<p>Onların işletmecilik anlayışı da kahvehanenin ruhuna uygun.</p>

<p>Sessiz, sakin, mütevazı&hellip;</p>

<p>Öyle çok öne çıkmayı seven bir işletmecilik anlayışı yok.</p>

<p>Ama düzen yıllardır belli.</p>

<p>Müşteriler hangi saatte kimin ocakta olduğunu biliyor.</p>

<p>Hangi gün, hangi saat, hangi işletmecinin nöbetçi olduğunu herkes biliyor.</p>

<p>Yıllardır değişmeyen bir düzen içerisinde kahvehane kendi ritmiyle yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>Belki de müşterilerin kendilerini burada bu kadar rahat hissetmesinin sebeplerinden biri de bu.</p>

<p>Çünkü insan alıştığı düzeni sever.</p>

<p>Tanıdığı yüzü sever.</p>

<p>Aynı sandalyeyi, aynı masayı, aynı çayın sesini sever.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>** **</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>Bir İsimden Fazlası</h2>

<h2>&nbsp;</h2>

<p>Bugün DYP&#39;nin eski günleri geride kaldı.</p>

<p>Türkiye&#39;nin siyasi tarihi değişti.</p>

<p>Partiler değişti.</p>

<p>Siyasi isimler değişti.</p>

<p>Ama Taraklı&#39;da &ldquo;Doğru Yol&rdquo; adı yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>Hem de siyasetten uzak, bambaşka bir anlamla&hellip;</p>

<p>Artık &ldquo;Doğru Yol&rdquo; denildiğinde insanların aklına bir siyasi parti gelmiyor.</p>

<p>Bir kahvehane geliyor.</p>

<p>Bir adres geliyor.</p>

<p>Bir masa geliyor.</p>

<p>Bir sandalye geliyor.</p>

<p>Bir çay bardağının sesi geliyor.</p>

<p>Gazeteler geliyor.</p>

<p>Kışın sobası geliyor.</p>

<p>İkindi sonrası koyulaşan sohbetler geliyor.</p>

<p>Babadan oğula geçen sandalyeler, dededen toruna geçen kahve alışkanlığı geliyor.</p>

<p>Ve belki en önemlisi&hellip;</p>

<p><strong>Taraklı geliyor.</strong></p>

<p>Bazen bir yerin adı, yıllar geçtikçe anlamını değiştirir ama hafızadaki yerini kaybetmez.</p>

<p>Doğru Yol Kahvesi de işte böyle bir yer.</p>

<p>Siyaset değişmiş, zaman değişmiş, insanlar değişmiş&hellip;</p>

<p>Ama kahvenin adı değişmemiş.</p>

<p>Çünkü bazı isimleri tabela değil,&nbsp;<strong>halk yaşatır.</strong></p>

<p>Doğru Yol Kahvesi de bugün hâlâ Taraklılıların dilinde aynı cümleyle yaşamaya devam ediyor:</p>

<p><strong>&ldquo;Doğru Yol kahvesindeyim, hadi sen de gel&hellip;&rdquo;</strong></p>

<p>Ve insanın içinden gerçekten de oraya gitmek geliyor.</p>

<p>Bir sandalye çekip oturmak&hellip;</p>

<p>Bir çay söylemek&hellip;</p>

<p>Ve Taraklı&#39;nın yıllardır değişmeyen o güzel sohbetine ortak olmak&hellip;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu hafta da böyle olsun</p>

<p>Haftaya görüşmek dileğiyle hoşçakalın&hellip;</p>

<h1>&nbsp;</h1>

<h1>&nbsp;</h1>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25521-5-95252926.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25521-5-95252926.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>İlahi Takdir ve Bilinç Yenilenmesi</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25518-ilahi-takdir-ve-bilinc-yenilenmesi</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25518-ilahi-takdir-ve-bilinc-yenilenmesi</guid>
<pubDate>Wed, 02 Sep 2026 00:59:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fahrettin YILDIZ</dc:creator>
<description>İlahi takdir ve hayat gerçeği ekseninde, insanı bilinç yenilenmesine ve sorumluluk bilinci. 1. Bölüm</description>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Aşağıdaki metin, video içeriğinden otomatik olarak özetlenmiştir.</strong></em></p>

<p>Kur&rsquo;ân-ı Kerîm&rsquo;in muhatabına yönelik en temel ve köklü müdahalelerinden biri, zihniyet değişikliğini sağlamak ve insanı sarsılmaz bir bilinç yenilenmesine kavuşturmaktır. Çoğu zaman bir meseleyi bilmek ile onun bilincine ermek birbirine karıştırılır. Oysa bilgi tek başına yetersizdir; bizi edilgenlikten, yılgınlıktan ve sorumsuzluktan kurtaracak olan asıl unsur &quot;bilinç&quot;tir. Bakara Sûresi&rsquo;nin 243, 244 ve 245. âyetleri, hayat gerçeği ile ilâhî takdirin işleyişini kavratmak amacıyla zihin dünyamıza çok net bir istikamet çizer.</p>

<h2>Ölüm Korkusu ve Kaçınılmaz Akıbet</h2>

<p>Cenâb-ı Hak, geçmişte ölüm veya öldürülme korkusuyla yurtlarını terk eden binlerce kişilik bir topluluğu hatırlatır. İster düşman tehdidi ister bulaşıcı bir hastalık sebebiyle olsun, vazifeden ve ilâhî takdirden kaçarak ölümden kurtulmanın imkânı yoktur. Ecelsiz ölüm vuku bulmayacağı gibi, ecel geldiğinde sağlam kalelere sığınmak yahut göklere yükselmek de sonucu değiştirmez. Korkarak görevinden kaçan toplumlar, kaçtıkları akıbete çok daha feci ve zelil bir biçimde yakalanırlar. Âyette geçen &quot;ölüm&quot; ve &quot;diriliş&quot; ifadeleri; hem hakiki anlamıyla fiziki ölümü ve yeniden dirilmeyi, hem de korkaklık sebebiyle düşülen manevi esaret ve zillet halinden silkinişle gelen izzetli bir dirilişi anlatır.</p>

<h2>Kur&rsquo;ân Ölçüsünde Hakiki Hayat</h2>

<p>Burada asıl kavramamız gereken nirengi noktası, hayat ve ölüm tanımlarımızın Kur&rsquo;ân ve Sünnet ölçüleriyle ne kadar uyuştuğudur. Yaşamak; sadece nefes alıp vermek, fiziken canlı kalmak veya biyolojik bir mevcudiyetten ibaret değildir. Kur&rsquo;ân&rsquo;ın dirilik olarak adlandırdığı hakiki hayat; vahyin ve sünnetin ölçülerine uygun, sorumluluk bilinciyle, aktif ve dinamik bir biçimde yaşanan hayattır. Bu ölçülerden uzak kalan bir kimse, bedenen yaşıyor görünse bile manen ölü hükmündedir.</p>

<h2>Madde Tutsaklığı ve Şimdiki Zamanın Önemi</h2>

<p>İnsanoğlu ölümlü bir varlık olduğunu bilmesine rağmen, fıtratındaki ebedilik arzusunun ve madde dünyasına tutsak kalışının neticesinde çoğu zaman hiç ölmeyecekmiş gibi davranır. Maddeye kilitlenip maneviyatın huzur bahşeden geniş ufkunu ıskaladığında ise her türlü korkunun esiri olur. Oysa ebedilik ve yeniden doğuş muştusu, şimdinin içinde gizlidir. Şimdiki zamanı doğru değerlendiremeyen; geçmiş ile gelecek arasında bocalayıp arafta kalan insan, eylemsiz, pasif ve amaçsız bir varlığa dönüşür.</p>

<h2>Sorumluluk Bilinci ve Emanetler</h2>

<p>Yüce Allah bu dünyada herkese kabiliyeti ve takati nispetinde birtakım emanetler, vazifeler yüklemiştir. Hem bu dünyadaki izzetimizi hem de âhiretteki akıbetimizi belirleyecek olan ölçüt; yapmamız gerekenleri başkalarına ya da sırf kuru temennilerle kadere havale edip kenara çekilmek değil, bize tevdi edilen görevi hakkıyla yerine getirmektir. Hak yolunda mücadele etmekten geri durmamak ve gerektiğinde sahip olunan imkânları Allah rızası doğrultusunda infak edebilmek, bu bilincin zorunlu bir sonucudur.</p>

<h3>Sonuç ve Değerlendirme</h3>

<p>Netice itibarıyla; yaptıklarımızın hesabını vermek ve amellerimizin karşılığını eksiksizce almak üzere hepimiz O&rsquo;nun huzuruna döndürüleceğiz. İlâhî rahmete ve mağfirete nail olmanın yolu; ölüm korkusuna teslim olarak vazifeden kaçmakta değil, hayat gerçeğini ilâhî takdirin işleyişiyle doğru okuyup sorumluluklarımıza sımsıkı sarılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25518-1-059222926.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/9/h-25518-1-059222926.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Fenâ Fillâh</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25444-fena-fillah</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25444-fena-fillah</guid>
<pubDate>Sun, 30 Aug 2026 08:15:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>Mehmet Burak Şenol'un &quot;Fenâ Fillâh&quot; şiiri, benliğin yok oluşu ve ilahi aşka ulaşmanın derinlikli bir yolculuğunu konu alıyor.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Fenâ Fillâh&nbsp;</p>

<p>Yusuf&#39;u gördüm düşümde, cehennemdi kuyusu.<br />
Hak yoluna düşenin olmaya bir korkusu.<br />
Günde bahar, canda nar; benliğim de kül oldu!<br />
Nereden baksan ziyandaydım, fenâ denizine daldım.&nbsp;</p>

<p>Aşkın düştü gönlüme, gece kandile döndü.&nbsp;<br />
Bir &ldquo;Ol&rdquo; nefesi ile içimde âlem söndü.<br />
Sonra İbrahim&#39;i duydum atılırken ateşe;<br />
Dedi: &quot;Allah bize yeter&quot;, o en güzel vekile!</p>

<p>Ben sandığım ne varsa, adını anınca erir.<br />
Hiçlik denilen kapıdan Hak şerbeti içilir.&nbsp;<br />
Yetiş ey Cebrail, kanı değmeye yere,<br />
Muhammed Mustafa erdi Burak ile göğe.</p>

<p>Ne sözüm halim anlatır, ne nidam duyulur.<br />
Sensin sükutumdaki sır, sensin sözümde nida,&nbsp;<br />
Kalbim secdeye varır her atışında Hû&rsquo;da!&nbsp;<br />
Sensin ebedi yar, sensin yegane dava.</p>

<p>Ne varlık ister canım, ne yoklukta bir iz;<br />
Sen ol yeter ey Rabbim, durulsun bu deniz.<br />
Ne cennet ister gönül, ne Kevser, ne taht u tâc,&nbsp;<br />
Tek cemâlin tecellisi - ruhuma sonsuz ilâç.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title>Okuyucularımıza Teşekkürler...</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25504-okuyucularimiza-tesekkurler</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25504-okuyucularimiza-tesekkurler</guid>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:55:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Merhaba Sevgili Okuyucular;</strong></p>

<p><strong>YENİGÜN</strong>&nbsp;Gazetesi, kurulduğu günden bu yana&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&rsquo;da her kesim tarafından ilgiyle takip ediliyor. Sabahın erken saatlerinde okuyucusuna ulaşan gazetemizi&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&rsquo;daki kahvelerde, iş yerlerinde ve evlerde görmek bizler için büyük bir mutluluk.</p>

<p><strong>YENİGÜN</strong>&nbsp;Gazetesi ailesinin içerisinde yer almaktan son derece mutluyum. Gazetemizde yayımlanan her haberin&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&rsquo;nın sesi olduğuna inanıyorum. Benim gazetecilik anlayışımda övgüler dizmekten çok,&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&rsquo;ya gelecek hizmetleri, yapılması gerekenleri ve eksik kalanları gündeme getirmek vardır.</p>

<p>Eleştirilerim hiçbir zaman kişisel değildir; tamamen hizmet odaklıdır. Yapılan güzel işleri yazmak da görevimdir, eksikleri dile getirmek de&hellip; Çünkü gazeteciliğin temelinde doğruları okuyucuya aktarmak ve yaşanılan sorunlara dikkat çekmek vardır.</p>

<p>Gazetecilik hayatım boyunca farklı mecralarda&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&rsquo;nın sesi olmaya gayret ettim.&nbsp;<strong>TARAKLI AJANS</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>TARAKLI HABER</strong>&nbsp;internet sitelerinde de editörlük görevini yürüttüm. Bu platformlarda yayımlanan haberlerin de okuyucular tarafından ilgiyle takip edilmesi ve güven duyularak okunması benim için ayrı bir mutluluk kaynağı.</p>

<p>Bugün&nbsp;<strong>YENİGÜN</strong>,&nbsp;<strong>TARAKLI AJANS</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>TARAKLI HABER</strong>&nbsp;gibi farklı yayın mecralarında&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&nbsp;ile ilgili haber ve yazıların okuyucuya ulaşmasına katkı sunmak, bana aynı zamanda büyük bir sorumluluk yüklüyor. Çünkü nerede yazarsam yazayım, önceliğim&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&rsquo;nın doğru ve güvenilir şekilde gündeme gelmesi.</p>

<p>Bu vesileyle geçtiğimiz hafta başka bir gazetede benim hakkımda çok güzel düşüncelerini kaleme alan değerli doktor ve köşe yazarı&nbsp;<strong>Dursun Bostancı</strong>&rsquo;ya da özellikle teşekkür etmek istiyorum.</p>

<p><strong>Dursun Bostancı</strong>, hekimlik mesleğindeki başarısının yanı sıra kaleme aldığı köşe yazılarıyla da düşüncelerini okuyucularıyla paylaşan değerli bir isim. Geçtiğimiz hafta benim ve gazetecilik anlayışım hakkında yazdığı güzel ifadeler benim için gerçekten çok anlamlıydı.</p>

<p>Bir insanın yaptığı işin takdir edilmesi elbette mutluluk vericidir. Ancak&nbsp;<strong>Dursun Bostancı</strong>&nbsp;gibi başarılı bir doktorun ve köşe yazarının benim hakkımda güzel düşüncelerini kamuoyuyla paylaşması benim için ayrıca kıymetlidir.</p>

<p>Kendisine şahsım ve gazetecilik anlayışım hakkında dile getirdiği güzel düşünceler için gönülden teşekkür ediyorum. Yazdıkları, yıllardır sürdürdüğüm gazetecilik yolculuğunda benim için güzel bir moral ve motivasyon oldu.</p>

<p>Yaklaşık 40 yıla yaklaşan gazetecilik serüvenimde hayat adına çok şey öğrendim. Mesleğimde üzerimde emeği olan pek çok değerli gazeteci büyüğüm oldu. Aramızdan ayrılan gazeteci dost ve büyüklerime Allah&rsquo;tan rahmet diliyorum.</p>

<p>Benim için gazetecilikte en güzel duygu&nbsp;<strong>güvenilmektir.</strong>&nbsp;Okuyucunun güvenini kazanmak, yıllar boyunca yazdığınız haberlerden daha kıymetli bir başarıdır. Bu nedenle bana ve yazılarıma gösterdiğiniz ilgi için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.</p>

<p><strong>YENİGÜN</strong>&nbsp;Gazetesi&rsquo;nin internet sayfasında yayımlanan yazılarımızın yalnızca&nbsp;<strong>Sakarya</strong>&rsquo;dan değil, Türkiye&rsquo;nin dört bir yanından ve yurt dışından takip edilmesi de bizler için ayrıca gurur verici.</p>

<p>Bir de&nbsp;<strong>Dıngıldak Masa</strong>mız var&hellip;</p>

<p><strong>Dıngıldak Masa</strong>&nbsp;artık benimle ve yazılarımla özdeşleşmiş durumda. Çünkü bu masada yapılan sohbetlerde&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&nbsp;için gerçekten çok güzel düşünceler ortaya çıkıyor. Ben ise çoğu zaman konuşmaktan ziyade dinlemeyi tercih ediyorum. Dinlediklerim, düşündüklerim ve gözlemlediklerim yazılarım için önemli bir ilham kaynağı oluyor.</p>

<p>Bazen bir sohbet, bazen bir okuyucu yorumu, bazen de&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&rsquo;nın sokaklarında karşılaştığım küçük bir ayrıntı yeni bir yazının kapısını açıyor.</p>

<p>Sevgili okuyucularımız;</p>

<p>İlginiz, desteğiniz ve seviyeli eleştirileriniz benim için başımın tacıdır. Sizlerden gelen her görüşü önemsiyor, doğru bildiğimi doğru şekilde anlatmaya devam ediyorum.</p>

<p>Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&nbsp;için yazmaya,&nbsp;<strong>Taraklı</strong>&rsquo;nın sesini duyurmaya devam edeceğim.</p>

<p>Bana güvenen, yazılarımı takip eden, güzel düşüncelerini paylaşan ve eleştirileriyle yol gösteren tüm okuyucularıma b<strong>ir kez daha teşekkür ediyorum. Sağ olun var olun.</strong></p>

<p><strong>Haftaya tekrar birlikte olmak üzere</strong></p>

<p><strong>Taraklı&rsquo;dan selamlar&hellip;</strong></p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25504-0-13544424826.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25504-0-13544424826.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>HANGİ SONBAHAR?</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25443-hangi-sonbahar</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25443-hangi-sonbahar</guid>
<pubDate>Sun, 23 Aug 2026 08:21:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>Mehmet Burak Şenol, &quot;Hangi Sonbahar?&quot; şiiriyle zamanın ve insanın içsel sancılarının izini sürüyor.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>HANGİ SONBAHAR?</p>

<p>babamdan yaşlıyım, oğlumdan genç.<br />
insan bu kadar da sınanır mı?<br />
hangi sonbahar, hani kış!<br />
dökülüyor birer birer,<br />
ağaç yaprakla yıkanır mı!</p>

<p>yağmurumu sızımdan<br />
kurtarabilir mi bir kantar?<br />
öyledir yanmak;<br />
ne fırtına, ne ateş, ne toprak...<br />
kurtarabilirsen, kurtar!</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title>BİR DINGILDAK MASA VE BİR İLÇENİN HİKAYESİ (TARAKLI)</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25496-bir-dingildak-masa-ve-bir-ilcenin-hikayesi-tarakli</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25496-bir-dingildak-masa-ve-bir-ilcenin-hikayesi-tarakli</guid>
<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 13:28:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Dr. Dursun Bostancı</dc:creator>
<description>Dursun Bostancı</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Taraklı&rsquo;ya karşı bende ayrı bir sempati vardır,</p>

<p>Belki bunun sebebi, köylerinin isimlerinde,</p>

<p>İnsanlarının konuşmalarında,</p>

<p>Hayatı yaşayış biçimlerinde ,</p>

<p>Kendi memleketim Karabük&rsquo;ten bir şeyler bulmamdır.</p>

<p>Taraklı,</p>

<p>Yalazasıyla, kendine özgü insanlarıyla,</p>

<p>Eski evleriyle ve hâlâ kaybolmamış mahalle kültürüyle ,</p>

<p>Sakarya&rsquo;nın başka hiçbir yerine tam olarak benzemeyen bir ilçedir.</p>

<p>Fakat ne yazık ki bölgenin nimetlerinden,</p>

<p>Potansiyelinden ve sahip olduğu değerlerden ,</p>

<p>Yeterince nasiplenebildiğini söylemek kolay değildir.</p>

<p>Oysa Taraklı&rsquo;nın en büyük zenginliği ,</p>

<p>Belki de taşı, toprağı, evi, sokağı değil; insanıdır.</p>

<p>Benim Taraklı&rsquo;da tanıdığım bu insanlardan biri de İzzettin Kömürcü&rsquo;dür.</p>

<p>İzzettin Bey esnaftır.</p>

<p>Fakat onu yalnızca dükkânında mal alıp satan bir esnaf olarak görmek ,</p>

<p>Büyük haksızlık olur. Onun asıl farkı sosyal yönündedir.</p>

<p>Taraklı Ajans&rsquo;ta yazıları yayımlanır.</p>

<p>Sakarya&rsquo;daki yerel basında da köşe yazıları vardır.</p>

<p>Taraklı&rsquo;yı anlatır, Taraklı&rsquo;yı yaşatır, Taraklı&rsquo;yı gündemde tutar.</p>

<p>Ama bütün bunlardan daha önemli bir şeyi vardır İzzettin Bey&rsquo;in:</p>

<p>Dıngıldak Masası&hellip;</p>

<p>Dükkânının önünde duran,</p>

<p>Muhtemelen ayaklarından biri hafif aksadığı için ,</p>

<p>Sağlam ve dengeli durmayan eski bir ahşap masa&hellip;</p>

<p>Bir başkası olsa belki o masayı çoktan gözden çıkarır, yenisini koyardı.</p>

<p>İzzettin Bey ise ona bir isim vermiş:</p>

<p>Dıngıldak Masa.</p>

<p>Ve o masa artık sıradan bir masa olmaktan çıkmış.</p>

<p>Taraklı&rsquo;ya gelen misafirler orada ağırlanıyor.</p>

<p>Çaylar orada içiliyor. Sohbetler orada koyulaşıyor.</p>

<p>Fotoğraflar orada çekiliyor.</p>

<p>Sonra o fotoğraflar sosyal medyada paylaşılıyor ve</p>

<p>Taraklı&rsquo;nın adı bir kez daha başka şehirlerde,</p>

<p>Başka insanların telefonlarında, bilgisayarlarında dolaşıma giriyor.</p>

<p>Daha da önemlisi,</p>

<p>Taraklı&rsquo;ya gelen tanınmış insanlar da Dıngıldak Masa&rsquo;nın misafiri oluyor.</p>

<p>O masada çay içiyor, İzzettin Bey&rsquo;le sohbet ediyor, fotoğraf çektiriyorlar.</p>

<p>Bir düşünün&hellip;</p>

<p>Belki belediyelerin tanıtım bütçeleriyle hazırlanan,</p>

<p>Büyük organizasyonların birçoğunun ulaşamadığı insanlara,</p>

<p>Bir dükkânın önündeki eski bir ahşap masa ulaşıyor.</p>

<p>Belki profesyonel tanıtım kampanyalarının anlatamadığı Taraklı&rsquo;yı,</p>

<p>O masa anlatıyor.</p>

<p>Çünkü turizm bazen büyük binalarla, ışıklı tabelalarla, pahalı projelerle değil;</p>

<p>Samimiyetle büyüyor.</p>

<p>İzzettin Kömürcü&rsquo;nün yaptığı da biraz bu.</p>

<p>Taraklı&rsquo;nın misafirini kendi misafiri gibi karşılamak&hellip;</p>

<p>Onu bir çayla, bir sohbetle, bir fotoğrafla ilçenin hikâyesine dâhil etmek&hellip;</p>

<p>Taraklı&rsquo;da İzzettin Bey&rsquo;i tanımayan yok denecek kadar azdır.</p>

<p>Fakat galiba artık mesele Taraklı ile sınırlı kalmayacak.</p>

<p>Bugün Dıngıldak Masa&rsquo;da oturanların fotoğrafları,</p>

<p>Yarın daha geniş çevrelere ulaşacak.</p>

<p>İzzettin Bey&rsquo;in adı Taraklı&rsquo;nın adıyla birlikte anılacak.</p>

<p>Eminim, bir gün Türkiye&rsquo;nin farklı şehirlerinden insanlar</p>

<p>Taraklı&rsquo;ya geldiklerinde, &ldquo;Dıngıldak Masa nerede?&rdquo; diye soracak.</p>

<p>İşte o zaman anlayacağız ki bir ilçenin tanıtımı için,</p>

<p>Bazen bir insan yeter.</p>

<p>Bazen bir çay yeter.</p>

<p>Bazen de&hellip;Dört ayağı aynı hizaya gelmeyen eski bir masa.</p>

<p>Bir Dıngıldak Masa, birçok insanın yapamadığını yapar.</p>

<p>Bundan sonra, Taraklı&#39;da,eminim ki,</p>

<p>(Dıngıldak Masa&#39;ya gider) tabelaları olmalı.</p>

<p>Hatta o sokağa,</p>

<p>(Dıngıldak Masa sokağı) adı verilmeli dersek,</p>

<p>Kimileri haddi aşma diyebilir.</p>

<p>Ama Dıngıldak Masa Taraklı için 7/24 görevde dersek,</p>

<p>Bundan rahatsız olacak,</p>

<p>Ses çıkaracak kimse olmayacağından eminim.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25496-0-13272618826.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25496-0-13272618826.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>17 Ağustos Depremi ve Taraklı’da Anma Eksikliği !!!</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25495-17-agustos-depremi-ve-taraklida-anma-eksikligi</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25495-17-agustos-depremi-ve-taraklida-anma-eksikligi</guid>
<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 13:28:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'bnün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>17 Ağustos 1999 gecesi saat 03.02&rsquo;de yaşanan Marmara Depremi&rsquo;nin üzerinden 27 yıl geçti. O gece binlerce insanımızı kaybettik; Sakarya yerle bir oldu. Gölcük&rsquo;te, İzmit&rsquo;te ve depremin yaşandığı birçok yerde Taraklılı hemşerilerimizi de kaybettik. Günlerce enkaz başında &ldquo;Sesimi duyan var mı?&rdquo; feryatlarını unutmadık, unutmayacağız.</p>

<p>Taraklı&rsquo;da deprem hissedilmiş, büyük bir hasar yaşanmamış olsa da birçok hemşerimiz farklı illerde hayatını kaybetmiştir. Bu nedenle 17 Ağustos, Taraklı için de unutulmaması gereken acı bir tarihtir.</p>

<p>Sakarya Kent Meydanı&rsquo;nda ve bazı ilçelerimizde anma programları düzenlenirken, bu yıl Taraklı&rsquo;da deprem şehitlerimizi anmaya yönelik herhangi bir program yapılmamış olmasını üzüntüyle karşıladım. En azından ilçe mezarlığında yapılacak sade bir anma programı, hayatını kaybeden hemşerilerimizi hatırlamak ve gelecek nesillere deprem gerçeğini anlatmak adına anlamlı olurdu.</p>

<p>17 Ağustos&rsquo;u unutmamalı, deprem gerçeğini her zaman canlı tutmalıyız. Depremde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı ve hemşerilerimizi rahmet, saygı ve dualarla anıyorum. Mekânları cennet olsun.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>** ** **</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Ölüm Dediğin Nedir ki&hellip;</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ölüm dediğin nedir ki&hellip; Bazen hiç beklemediğin bir anda gelir ve insanın yüreğine tarifsiz bir sızı bırakır.</p>

<p>Önceki gün, çok sevdiğim ve kıymet verdiğim bir dost büyüğümün sürpriz bir şekilde vefat haberini aldım. Daha birkaç gün önce telefonda konuşmuş, sohbet etmiştik. Sesi, sözleri, samimiyeti hâlâ kulaklarımda.</p>

<p>Çok iyiliksever, sessiz, mütevazı ve mazlum bir insandı. Kimseye yük olmadan, gönül kırmadan yaşayan güzel insanlardan biriydi. İnsan bazı insanların kıymetini, onları kaybedince daha derinden anlıyor.</p>

<p>Ölüm gerçekten ne kadar yakın, hayat ise ne kadar kısa&hellip; Dün konuştuğumuz insanın bugün aramızda olmaması, hayatın ne kadar büyük bir emanet olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.</p>

<p>Kendisine Allah&rsquo;tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum. Mekânı cennet olsun. Bazı insanlar aramızdan ayrılsa da bıraktıkları güzel hatıralar ve gönüllerdeki yerleri hiç kaybolmuyor.</p>

<p>Hayatın bize ne getireceğini, yarının neye gebe olduğunu bilemiyoruz. Belki de bu yüzden sevdiklerimize güzel sözler söylemeyi, gönüllerini almayı ve &ldquo;haftaya tekrar görüşmek dileğiyle&rdquo; diyebilmeyi hiç ihmal etmemeliyiz. Çünkü bazen bir sonraki buluşma nasip olmayabiliyor.</p>

<p>Şimdilik köşemize burada veda edelim. Haftaya yeniden buluşmak, sağlıkla, huzurla ve güzel günlerde tekrar görüşmek dileğiyle&hellip; Rabbim hepimize sevdiklerimizle birlikte nice güzel günler nasip etsin. Kalın sağlıcakla, gönlünüzden iyilik ve güzellik hiç eksik olmasın.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25495-0-13285118826.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25495-0-13285118826.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>GELDİM</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25442-geldim</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25442-geldim</guid>
<pubDate>Sun, 16 Aug 2026 08:20:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>Mehmet Burak Şenol'un &quot;Geldim&quot; şiiri, aşkın, fedakarlığın ve umudun izlerini süren derinlikli bir duygusal yolculuk sunuyor.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>GELDİM&nbsp;</p>

<p>kaybettiysen ışığını karanlıklarda,<br />
ateş böceğin olmaya geldim.<br />
bir kanadımda sema, öbüründe derya,<br />
senin için alev alev yanmaya geldim.&nbsp;</p>

<p>özlüyorsan çocukluğunu, sevindir bir çocuğu.&nbsp;<br />
içimde bin bayramın muştusu ve coşkusu!<br />
çicek oldum, şeker oldum, çocuk oldum, bal oldum.<br />
kucaklayıp derdini bayram etmeye geldim.&nbsp;</p>

<p>alnımda mahşerin; boyun eğdim kadere.<br />
beni senle, seni benle, yalnız bir nefesle<br />
kurşun gibi, gül gibi, aşk gibi, mavzer gibi<br />
yakıp da yüreğinden vurmaya geldim.&nbsp;</p>

<p>taş olsa dayanamaz bölünürdü ikiye.<br />
burçları girdaptan, kezzaptan sarp kaleye,&nbsp;<br />
geçtim bin badireden ille sen diye diye&nbsp;<br />
gündüzümü gecene katmaya geldim.&nbsp;</p>

<p>geldim bin yıl öteden, bir bilinmez heceden;<br />
vurgun yedim niceden, felekten ve eceden!<br />
ümidimi kaybedip buldum da ebeden,<br />
ümitsizliğin içinden umut olmaya geldim.&nbsp;</p>

<p>aşkı olmayanın imanı olmaz diye,<br />
aşk sancağını dikip gönül kafesime,<br />
kulak astım tüm olmazların sesine,<br />
yoluna yoldaş olmaya geldim.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title>Bir Tokmak, Bir Kaşık, Bir Tarih</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25480-bir-tokmak-bir-kasik-bir-tarih</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25480-bir-tokmak-bir-kasik-bir-tarih</guid>
<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:37:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Okurlar,</p>

<p>Bazı sohbetlerin nerede başladığını, nasıl olup da nerelere uzandığını kestirmek mümkün değildir.</p>

<p>Bizim de dostlarla bir araya gelip&nbsp;<strong>Dıngıldak Masa</strong>&nbsp;etrafında yaptığımız sohbetler işte biraz böyle&hellip;</p>

<p>Bir bakarsınız günlük hayattan konuşuyoruz, bir bakarsınız Taraklı&#39;nın eski evlerinden, sokaklarından, geleneklerinden söz etmeye başlamışız. Çaylar tazelenirken konu bir kapı tokmağına, oradan tahta kaşıklara, sonra da yıllar önce yaşanmış bir hatıraya uzanıyor.</p>

<p>Aslında farkında olmadan küçük bir &ldquo;Taraklı sohbet meclisi&rdquo; kuruyoruz.</p>

<p>Geçtiğimiz gün yine böyle bir sohbet sırasında kapı tokmaklarından söz açıldı. &ldquo;Eskiden kapıların iki tokmağı varmış, biri kalın, biri ince ses çıkarırmış. Acaba neden?&rdquo; diye başlayan sohbet, bizi Osmanlı döneminin yaşam biçimine, mahremiyet anlayışına ve nezaketine kadar götürdü.</p>

<p>Derken konu tahta kaşıklara geldi.</p>

<p>Yazın hazırlanan, beziryağı ve çamsakızıyla yağlanan, kışın zımparalanıp yeşile, kırmızıya, yaldıza boyanan o güzelim kaşıklar&hellip;</p>

<p>Bir süre sonra masada herkesin söylediği ortak bir söz vardı:</p>

<p><strong>&ldquo;Biz bunları biliyoruz ama acaba bizden sonra kim bilecek?&rdquo;</strong></p>

<p>İşte o anda anladım ki, bazen bir yerin geçmişini anlamak için büyük yapılara, uzun tarih kitaplarına bakmaya gerek yok.</p>

<p>Bir kapının üzerindeki tokmak, eski bir evin ahşap detayı ya da mutfakta kullanılan tahta bir kaşık bile bize geçmişten çok şey anlatabilir.</p>

<p>Ve belki de bizim&nbsp;<strong>Dıngıldak Masa</strong>&nbsp;sohbetlerinin en güzel tarafı burada&hellip;</p>

<p>Masanın üzerinde çaylar, kahveler, ikramlar; havada türlü türlü fikirler dolaşırken, konu dönüp dolaşıp Taraklı&#39;nın geçmişine geliyor. Biz de bazen farkında olmadan geçmişin kapısını aralıyoruz.</p>

<p>Taraklı işte böyle bir yer&hellip;</p>

<p>Sokaklarında yürürken yalnızca eski evleri görmezsiniz. Aslında geçmişten bugüne uzanan bir kültürün izleriyle karşılaşırsınız. Bir kapı tokmağında zarafeti, bir tahta kaşıkta emeği, bir evin ahşap süslemesinde ise Osmanlı&rsquo;dan günümüze taşınan inceliği bulursunuz. Belki de bu yüzden,<strong>Dıngıldak Masa</strong>&rsquo;<strong>da başlayan o küçük sohbetleri yazıya dökmek istedim.</strong></p>

<p>Çünkü bazı sohbetler masada kalmamalı.</p>

<p>Bazı hikâyeler anlatılmalı, hatırlanmalı ve gelecek kuşaklara bırakılmalı.</p>

<p>Şimdi gelin, o sohbetten kalan iki küçük ama çok anlamlı ayrıntıya birlikte bakalım:</p>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3>&ldquo;Bir kapının iki ayrı sesi&rdquo;</h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<p>Osmanlı döneminde kapı tokmakları yalnızca kapıyı çalmak için kullanılan basit bir araç değildi. Bugün bize küçük bir ayrıntı gibi görünen bu tokmaklarda bile ince bir düşünce ve toplumsal hayatın zarif bir düzeni vardı.</p>

<p>Eski evlerin kapılarında çoğunlukla iki tokmak bulunurdu. Sağ tarafta, bazen biraz daha yukarıda bulunan tokmak daha kalın ve tok bir ses çıkarırdı. Bu tokmağı erkek misafirler kullanırdı. Ev halkı da kapıda bir erkeğin bulunduğunu bu sesten anlardı.</p>

<p>Diğer tokmak ise sol tarafta, biraz daha aşağıda yer alır ve daha süslü olurdu. Çıkardığı ses de daha ince ve tizdi. Bu tokmağı kadın misafirler kullanırdı.</p>

<p>Düşünün sevgili okurlar&hellip;</p>

<p>Bugün bir kapının ziline basıyoruz ve içeride kim var, dışarıda kim bekliyor, bunu ancak kapı açıldığında anlıyoruz. Oysa geçmişte kapının tokmağından bile misafirin kim olduğu anlaşılabiliyordu.</p>

<p>Üstelik bu uygulama hem misafir hem de ev sahibi için büyük bir kolaylık sağlıyordu. Evdeki hanım, gelen kişinin erkek olduğunu biliyor ve ona göre kapıyı açıyordu. Küçücük bir ayrıntı gibi görünse de aslında dönemin yaşam biçimini, mahremiyet anlayışını ve nezaketini anlatan önemli bir kültürel ayrıntıydı.</p>

<p>Bugün Taraklı sokaklarında dolaşırken bu kapı tokmaklarına rastlamak mümkün.</p>

<p>Bir an durup o tokmaklara bakmanızı isterim.</p>

<p>Belki de yıllar önce o tokmağın çıkardığı sesi hayal ederek&hellip;</p>

<p>Kim bilir, kaç kişi o kapının önünde bekledi? Kaç misafir o tokmağa dokundu? Kaç ev sahibi o sesi duyup kapıya yöneldi?</p>

<p>Bazen tarih, işte böyle sessiz ayrıntıların içinde yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h3>&ldquo;Bir tahta kaşığın emeği&rdquo;</h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<p>Dingildak Masa&#39;daki sohbetimizin bir başka durağı da tahta kaşıklardı.</p>

<p>Taraklı&#39;nın geçmişten taşıdığı güzelliklerden biri de tahta kaşıklar&hellip;</p>

<p>Tahta kaşık denildiğinde çoğumuzun aklına mutfak gelir. Fakat geçmişte bu kaşıklar yalnızca yemek yemek için kullanılan bir eşya değildi. El emeğinin, sabrın ve ustalığın da bir göstergesiydi.</p>

<p>Kaşık yapımında yaz aylarının ayrı bir yeri vardı.</p>

<p>Yaz aylarında hazırlanan kaşıklar, beziryağı ve çamsakızı karışımıyla yağlanırdı. Bu işlem, kaşığın daha sonra yapılacak boyama işlemine hazırlanmasının önemli aşamalarından biriydi. Yaz boyunca hazırlanan kaşıklar, kış aylarında yeniden ele alınır ve boyanırdı.</p>

<p>Önce kaşıklar güzelce zımparalanır, ardından yeşil, kırmızı veya yaldızlı boyalarla süslenirdi.</p>

<p>Şimdi bunları okurken belki gözünüzün önüne rengârenk tahta kaşıklar geliyor.</p>

<p>Yeşiliyle, kırmızısıyla, yaldızıyla&hellip;</p>

<p>Her birinde ustasının emeği, sabrı ve zevki bulunan kaşıklar&hellip;</p>

<p>Fakat bugün Taraklı&#39;da bu gelenek giderek kayboluyor. Artık boyalı kaşık yapan ustaların kalmadığını söylemek mümkün.</p>

<p>İşte insanı en çok düşündüren taraf da bu.</p>

<p>Bir zamanlar günlük hayatın doğal bir parçası olan bir zanaat, bugün hatıralarımızın arasında yerini almaya hazırlanıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h3>&ldquo;Geçmişi sadece seyretmeyelim&rdquo;</h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<p>Taraklı&#39;nın değeri biraz da burada yatıyor.</p>

<p>Bu güzel ilçeyi yalnızca tarihi evleriyle, sokaklarıyla veya turistik güzellikleriyle değerlendirmemek gerekiyor. Taraklı, Osmanlı kültüründen günümüze ulaşan yaşam biçimlerini, el sanatlarını, gelenekleri ve ince düşünceleri de yaşatıyor.</p>

<p>Bir kapı tokmağı bize geçmişteki mahremiyet anlayışını anlatıyor.</p>

<p>Bir tahta kaşık, ustalığın ve el emeğinin hikâyesini fısıldıyor.</p>

<p>Eski bir ev, aile hayatından izler taşıyor.</p>

<p>Bütün bunlar aslında Taraklı&#39;nın yaşayan bir tarih olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ama yaşayan kültürün yaşaması için onu hatırlamak yetmiyor. Anlatmak, sahip çıkmak ve gelecek kuşaklara aktarmak gerekiyor.</p>

<p>Belki bugün Taraklı&#39;da boyalı kaşık yapan bir usta bulamıyoruz. Fakat o kaşığın nasıl yapıldığını bilen son ustaların hikâyelerini kayıt altına alabilir, eski kaşıkları koruyabilir, gençlerimize bu zanaatı yeniden öğretebiliriz.</p>

<p>Çünkü kültür, yalnızca geçmişte kalmış güzel bir hatıra değildir.</p>

<p><strong>Kültür, yaşatıldığı sürece geleceğe taşınan bir emanettir</strong><strong>.</strong></p>

<p>Sevgili okurlar,</p>

<p>Belki bir sonraki&nbsp;<strong>Dıngıldak Masa</strong>&nbsp;sohbetimizde yine Taraklı&#39;nın başka bir hikâyesi çıkacak karşımıza. Belki bir eski eşya, belki unutulmuş bir gelenek, unutulmuş lezzetler belki de yıllardır kimsenin sormadığı bir soru bizi geçmişin başka bir kapısına götürecek.</p>

<p>Siz de önümüzdeki günlerde Taraklı sokaklarında yürürken biraz daha dikkatli bakın.</p>

<p>Belki daha önce defalarca gördüğünüz bir kapı tokmağı bu kez size başka bir hikâye anlatır.</p>

<p>Belki eski bir evin penceresinde, bir ahşap süslemede veya unutulmuş bir eşyanın üzerinde geçmişten kalan başka bir iz görürsünüz.</p>

<p>Biz de bu köşede, Taraklı&#39;nın sokaklarında, evlerinde, geleneklerinde ve hatıralarında saklı kalan hikâyelerin peşinden gitmeye devam edeceğiz.</p>

<p>Hem kim bilir&hellip;</p>

<p>&nbsp;Yine&nbsp;<strong>Dıngıldak Masa</strong>&nbsp;etrafında oturur, çaylarımızı yudumlarken Taraklı&#39;nın başka bir unutulmuş hikâyesini konuşmaya başlarız.</p>

<p>Çünkü bazen bir sohbet, bir yazının başlangıcıdır.</p>

<p>Bazen de bir yazı, geçmişe açılan bir kapının tokmağı&hellip;</p>

<p>Şimdilik hoşça kalın.</p>

<p>Taraklı&#39;nın geçmişine birlikte bakmaya, bugününü birlikte anlamaya devam edeceğiz.</p>

<p>Haftaya yine bu köşede, yine Taraklı&#39;nın güzel bir hikâyesinde buluşmak dileğiyle&hellip;</p>

<p><strong>Sağlıcakla kalın, sevgili okurlar.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25480-0-13351510826.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25480-0-13351510826.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>VAR</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25441-var</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25441-var</guid>
<pubDate>Sun, 09 Aug 2026 08:18:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>Mehmet Burak Şenol'un kaleme aldığı bu şiir, yalnızlık, imtihanlar karşısında ümit var olmak ve Allah'a sığınmak temalarını işliyor.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>VAR</p>

<p>Büyük ceza yalnızlık;<br />
insanın kendi sesine mahkûm olması.<br />
Daha büyük ceza hücre değil,<br />
kendi karanlığına tutsak kalması.</p>

<p>Ayrı düşsen eşinden,&nbsp;<br />
yerinden, yurdundan...<br />
Sanma yalnızlığın kader,<br />
kurtul fikir hücrenden.</p>

<p>Dertler gelse dert üstüne,<br />
yıkılıp yıkılıp sınansan bile&nbsp;<br />
ümidini kaybetme.<br />
En hayırlı yollar hep dikenlidir.</p>

<p>Çevir yüzünü Rahmân&#39;a.<br />
Sarıl sımsıkı duaya,&nbsp;<br />
sana şah damarından yakın,<br />
olmazları olduran Var.</p>

<p>Yer gök O&#39;nun emriyle.<br />
Ey gönül isyan etme.<br />
Samimiyetle iste.<br />
&quot;Ol!&quot; emriyle tüm hükümleri çözen Var.</p>

<p>Kâinatları aşan azametini,<br />
kırılmış kalplere sığdıran;&nbsp;<br />
sana senden yakın Rabbin var.</p>

<p>Dünya ümitsizliğin kapısı değildir.<br />
Her gecenin bağrında sabah;<br />
her yaranın içinde şifa,<br />
her imtihanın ardında çıkış var.</p>

<p>Rahmeti gazabını aşan Allah var.<br />
Sakın şüphe etme.<br />
Var üstüne Var.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title>İnsanlık İçin Kurulan Tuzaklar</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25472-insanlik-icin-kurulan-tuzaklar</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25472-insanlik-icin-kurulan-tuzaklar</guid>
<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 02:05:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>M. Ali ÇINAR</dc:creator>
<description>Merhum M. Ali Çınar'ın 1991 tarihli notlarından, insanlığı sömüren küresel tuzaklara ve kurtuluş reçetesine dair çarpıcı bir analiz.</description>
<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>Editör Notu:<br />
<br />
Bu yazı, Kurucumuz Merhum M.&nbsp;Ali Çınar&#39;ın vefatının 5. yılında, kendisnin 15 Temmuz 1991&nbsp;yılında kaleme aldığı notlarındandır. Unutulmamalıdır ki, bu metin vefatından yaklaşık 35 yıl önce el yazısı ile not alınmış, düzenlenmemiş ilk nüsha halleridir. Bundan dolayı yazım yanlışları ve cümle düşüklükleri olağandır.&nbsp;Ayrıca o dönemdeki görüşlerinin nihailiği hakkında fikir vermemelidir.<br />
<br />
Allah&#39;dan rahmet dileriz. Mekânı cennet olsun.<br />
El-Fatiha<br />
&nbsp;</p>
</blockquote>

<h2>İnsanlık İçin Kurulan Tuzaklar</h2>

<p>Günümüzde dünyada oynanan ve en çok oynayan siyonizmin ve bunun destekçisi olan başta ABD&#39;nin uyguladığı bir formül var. Dünya üzerinde bulunan insan topluluklarının bir arada yaşama arzuları doğan insanların (toplulukların) sunduğu bir reçete var. İslam dışı olması şart, biraz da demokrasi bulaşığı oldu mu, devamlı destekçisi gibi görünerek&nbsp;devamlı sömürdüğü ülkeler oluşmuştur. Bunların değişmesi&nbsp;ABD&#39;nin menfaatinin yok olmasıdır. Menfaatlanarak devamlı başkalarının sırtından geçinen ve asalak olarak yaşamayı amaç bilen ABD engelin nereden doğacağını da iyi sezmiştir. Bugünkü insanlık bunun farkına varamamış insanlık adına insanlığı sömüren ABD&#39;yi tanıyamamıştır. Çünkü&nbsp;ABD kendisinin tanınmasına sebep olarak formülü devamlı bozmuş ve elinden ne geldiyse foyasının ortaya çıkmaması için harcamış ve harcamaktadır. Formül açıktır. ABD de açık oynuyor aslında, ama insanlık onun ağına düştüğü&nbsp;için ona yem olurken kurtuluşu onun ağında üç beş gün&nbsp;fazla yaşamakta bulmaktadır.</p>

<p>Kurtuluş çok açıktır. Ve ABD&#39;nin oyununu bozan bir&nbsp;tek reçete vardır. O da insanlığın kurtuluşuna sebep&nbsp;olan İslam dininin ölçüleridir. İşte ABD&#39;nin hiçbir planının sökmeyeceği hepsinin aynı anda suya düşeceği daha&nbsp;doğrusu pili biteceği plandır bu. O planın&nbsp;uygulanması şeytanın da işine gelmemektedir. Şeytanla dost olan ABD onun işbirlikçisidir.</p>

<p>Sömürünün yıkılması dilinin tutulması yakındır. İnsanlık gerçek reçetenin peşindedir. O reçete Kur&#39;andır. İnsanlık bu ilahi ölçüye sarılacak şeytan ve işbirlikçilerin formülü bozulacaktır. Gerçek yüzleri ortaya çıkacaktır.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25472-0-1916285826.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25472-0-1916285826.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Karagöl'den Yükselen Bilim Işığı.</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25468-karagolden-yukselen-bilim-isigi</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25468-karagolden-yukselen-bilim-isigi</guid>
<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 13:01:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:-18.0pt"><strong>Değerli Okuyucular. </strong></p>

<p>Gökyüzüne baktığımızda aslında hepimizin ortak bir merak duygusunu paylaştığını fark ederiz. Çocukluğumuzdan beri yıldızlara, Ay&#39;a ve sonsuz gibi görünen evrene duyduğumuz ilgi hiçbir zaman tamamen kaybolmaz. Belki de bu yüzden astronomi, insanlığın en eski ve en evrensel meraklarından biridir.</p>

<p>Geçtiğimiz hafta Taraklı ilçemizin eşsiz doğal güzelliklerinden biri olan Karagöl Yaylası&#39;nda gerçekleştirilen Marmara Gözlem Etkinliği (MAGET), yalnızca bilimsel bir organizasyon olmanın ötesinde; bilimi, doğayı ve insanları aynı gökyüzü altında buluşturan anlamlı bir etkinlik olarak hafızalarda yer etti.</p>

<p>Değerli okuyucular,</p>

<p>Karagöl Yaylası&#39;nın büyüleyici atmosferinde düzenlenen etkinlikte yaklaşık 200 katılımcı çadırlarını kurarak birkaç gün boyunca hem doğayla iç içe vakit geçirdi hem de gökyüzünün sırlarını keşfetme fırsatı buldu. Bilimle iç içe geçen bu buluşma, geleceğe dair umut veren güzel bir tablo ortaya koydu.</p>

<p>Etkinlik süresince profesyonel teleskoplarla gündüz Güneş, gece ise Ay, yıldızlar ve diğer gök cisimleri gözlemlendi. Bunun yanı sıra astronomi konferansları, uzay temalı söyleşiler, uygulamalı eğitimler, atölye çalışmaları ve ailelerin çocuklarıyla birlikte katılabileceği çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi. Böylece katılımcılar sadece bilgi edinmekle kalmadı; bilimi yaşayarak öğrenmenin keyfini de yaşadı.</p>

<p>Kıymetli okuyucular,</p>

<p>Bu tür organizasyonların en önemli yönü, bilimi sınıf ortamının dışına taşımasıdır. Üniversitelerin akademisyenleri ile astronomi topluluklarının gönüllü katkıları sayesinde özellikle çocuklar ve gençler bilimle doğrudan temas kurabiliyor. Belki de teleskoptan ilk kez Satürn&#39;ün halkalarını gören bir çocuk, gelecekte bir astronom, mühendis ya da uzay bilimcisi olmanın hayalini kuracaktır.</p>

<p>Karagöl Yaylası&#39;nın ışık kirliliğinin oldukça düşük olduğu bölgelerden biri olması da etkinlik için büyük bir avantaj sağlıyor. Aynı zamanda ulaşım açısından erişilebilir konumda bulunması, ilerleyen yıllarda daha geniş katılımlı gözlem etkinliklerinin düzenlenmesine imkân sunuyor. Bu tür organizasyonlar yalnızca bilim kültürüne katkı sağlamakla kalmıyor; bölgenin tanıtımına, doğa turizmine ve yerel ekonomiye de önemli değer katıyor.</p>

<p>Değerli okuyucular,</p>

<p>Etkinlikte özellikle üzerinde durulan konulardan biri de astronomi ile astrolojinin birbirinden tamamen farklı alanlar olduğuydu. Günümüzde sosyal medyada dolaşan bilgi kirliliği nedeniyle bu iki kavram sıklıkla karıştırılıyor. Oysa astronomi gözleme, araştırmaya ve bilimsel verilere dayanırken; astroloji bilimsel yöntemlerle doğrulanmış bir disiplin değildir. Bu nedenle çocuklarımızın ve gençlerimizin doğru bilgiyle buluşması, sorgulayan ve araştıran bireyler olarak yetişmeleri büyük önem taşıyor.</p>

<p>Türkiye&#39;nin birçok ilinde gönüllü olarak astronomi eğitimleri veren ekiplerin hiçbir maddi beklenti olmadan bilgi ve deneyimlerini paylaşmaları ise ayrıca takdire değer bir davranıştır. Çünkü bilgi paylaşıldıkça çoğalır; bilim ise toplumun her kesimine ulaştığında gerçek anlamda gelişir.</p>

<p>Kıymetli okuyucular,</p>

<p>Bugün gelişmiş ülkeler uzay teknolojilerine milyarlarca dolarlık yatırımlar yaparken, bizim çocuklarımızın da gökyüzüne merakla bakmalarını sağlayacak her etkinlik, geleceğe yapılan değerli bir yatırımdır. Bugün teleskobun başında heyecanla gökyüzünü izleyen bir çocuk, yarının başarılı astronomu, uzay mühendisi ya da bilim insanı olabilir.</p>

<p>Sakarya&#39;nın böylesine anlamlı organizasyonlarla anılması ve bilim alanındaki çalışmalarıyla adından söz ettirmesi hepimiz adına gurur vericidir. Bilimin ışığında yetişen nesiller, ülkemizin geleceğini daha güçlü inşa edecektir.</p>

<p>Bu vesileyle, Sakarya İpekyolu Kültür ve Dayanışma Derneği öncülüğünde, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) iş birliğiyle gerçekleştirilen Marmara Gözlem Etkinliği&#39;nin düzenlenmesinde emeği geçen dernek yöneticilerine, akademisyenlere, gönüllülere, destek veren kurumlara ve katkı sunan herkese teşekkür ediyor; bu değerli organizasyonun önümüzdeki yıllarda daha geniş katılımla geleneksel hale gelmesini temenni ediyoruz.</p>

<p>Gökyüzüne bakmayı, merak etmeyi ve öğrenmeyi hiçbir zaman bırakmayalım.</p>

<p>Hoşça kalın, sağlık ve esenlik dileklerimle&hellip;</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25468-0-125904826.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/8/h-25468-0-125904826.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Lamı Cimi Yok</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25440-lami-cimi-yok</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25440-lami-cimi-yok</guid>
<pubDate>Sun, 02 Aug 2026 08:15:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>Mehmet Burak Şenol'un derin duygular barındıran 'Lamı Cimi Yok' isimli şiiri.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Lamı cimi yok&nbsp;</p>

<p>Gideceksen eğer,<br />
kıskanırım hayalimi de.<br />
Ya hiç ayrılmayalım,<br />
ya beni büsbütün unut.&nbsp;</p>

<p>Utanırım bir an olsun,<br />
ümitsizliğine düşmekten.<br />
Ya sevindir şu gönlümü,<br />
ya ebeden uyut.&nbsp;</p>

<p>Lamı cimi yok;&nbsp;<br />
sen can, ben vücut!<br />
Her biçimde içimdesin,<br />
kırmızımda, gülümdesin.<br />
Her sözün son hükmündesin.&nbsp;</p>

<p>Sorma sensiz zamanları;<br />
memat gibi kerahat vakti.<br />
Bu can nasıl üzülmesin!<br />
Ya bu kaderin benimle inadı,<br />
saklar mı harabemi ipek kaftanı,<br />
ya gel, arzum gülümsesin.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title>Her yaz Aynı Manzara…</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25449-her-yaz-ayni-manzara</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25449-her-yaz-ayni-manzara</guid>
<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 13:18:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Değerli Okuyucular;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bazı yerler vardır; sadece bir coğrafya&nbsp;parçası değildir. İçinde çocukluğumuzun izleri, sevdiklerimizle geçirdiğimiz&nbsp;güzel anlar ve&nbsp;huzur&nbsp;bulduğumuz anılar saklıdır. Taraklı&#39;nın göz bebeği&nbsp;Karagöl Yaylası da&nbsp;hepimiz için böyle&nbsp;özel bir yerdir. İşte bu yüzden&nbsp;bugün sizlerle, hepimizi&nbsp;yakından ilgilendiren ve&nbsp;biraz da vicdan&nbsp;muhasebesi yapmamızı gerektiren bir konuyu&nbsp;paylaşmak istiyorum.</p>

<p>Taraklı&#39;nın göz bebeği&nbsp;Karagöl Yaylası, yaz&nbsp;aylarının gelmesiyle birlikte&nbsp;binlerce insanı ağırlıyor. Cuma günleri kurulan&nbsp;pazar, mevlütler, düğün&nbsp;cemiyetleri, piknikler&nbsp;ve&nbsp;çeşitli etkinlikler yaylaya&nbsp;ayrı bir hareket&nbsp;katıyor. İnsanların doğayla&nbsp;buluştuğu, temiz havanın&nbsp;ve eşsiz güzelliğin&nbsp;tadını çıkardığı bu cennet&nbsp;köşe, ne yazık&nbsp;ki gün sonunda&nbsp;bambaşka bir görüntüye&nbsp;teslim oluyor.</p>

<p>Eğlence bitiyor, insanlar&nbsp;evlerine dönüyor; geride ise&nbsp;plastik şişeler, naylon&nbsp;poşetler, yiyecek ambalajları, koli parçaları, cam&nbsp;şişeler ve türlü&nbsp;türlü atıklar kalıyor. Doğanın&nbsp;sessizliği, çöplerin oluşturduğu&nbsp;utanç verici görüntüyle&nbsp;bozuluyor.</p>

<p>Üstelik bu manzara&nbsp;yeni değil.</p>

<p>Yıllardır aynı konuyu konuşuyor, aynı&nbsp;çağrıları yapıyor, aynı&nbsp;fotoğrafları görüyoruz.&nbsp;Her yaz &quot;Bu&nbsp;kez farklı olur&nbsp;mu?&quot; diye umut&nbsp;ediyoruz. Ama&nbsp;ne yazık ki&nbsp;değişen fazla bir&nbsp;şey olmuyor.</p>

<p>Özellikle cuma günleri&nbsp;yaylada tezgâh açan&nbsp;bazı satıcılar, satışlarını&nbsp;tamamladıktan sonra arkalarına&nbsp;dönüp bakmadan ayrılıyor. Oysa kazanç elde&nbsp;edilen bir yerde&nbsp;çevreye karşı sorumluluk&nbsp;da taşımak gerekir. Tezgâhını toplarken arkasında&nbsp;bıraktığı çöpleri de&nbsp;toplamak, kimseye ağır&nbsp;gelmemelidir.</p>

<p>Vatandaş cephesinde de&nbsp;durum çok&nbsp;farklı değil. Piknik&nbsp;yapılıyor, mangallar yakılıyor, sofralar kuruluyor. Gün&nbsp;boyu doğanın tadı&nbsp;çıkarılıyor. Ancak dönüş&nbsp;vakti geldiğinde çöpler çoğu&nbsp;zaman toplandığı yere&nbsp;değil, oturulan noktaya&nbsp;bırakılıyor. Sanki ertesi&nbsp;gün oraya başka&nbsp;insanlar gelmeyecekmiş,&nbsp;sanki o yayla&nbsp;bir daha hiç&nbsp;kullanılmayacakmış gibi...</p>

<p>Belediyenin de emek&nbsp;verdiğini inkâr etmek&nbsp;haksızlık olur. Şenlik&nbsp;alanlarına çöp konteynerleri&nbsp;yerleştiriliyor, çöp kutularının&nbsp;sayısı artırılıyor, temizlik&nbsp;ekipleri düzenli olarak&nbsp;çalışma yapıyor. Fakat&nbsp;vatandaşın sorumluluk bilinci&nbsp;oluşmadıkça, ne kadar&nbsp;konteyner koyarsanız koyun&nbsp;sonuç değişmiyor. Çünkü&nbsp;sorun çöp kutusunun&nbsp;yetersizliği değil, çevre&nbsp;bilincinin eksikliğidir.</p>

<p>Bu kirliliğin bedelini&nbsp;ise en çok&nbsp;doğa ödüyor.</p>

<p>Yaylada otlayan hayvanlar cam&nbsp;kırıkları nedeniyle yaralanıyor, plastik atıkları yiyerek&nbsp;hastalanıyor. Toprak kirleniyor, su kaynakları zarar&nbsp;görüyor. Birkaç saatlik keyfin&nbsp;ardından geriye yıllarca&nbsp;silinmeyecek izler kalıyor.</p>

<p>Aslında mesele yalnızca&nbsp;çevre temizliği değildir.</p>

<p>Mesele,&nbsp;çocuklarımıza nasıl bir&nbsp;dünya bırakacağımızdır.</p>

<p>Bugün yere attığımız&nbsp;bir pet şişe&nbsp;belki yüzlerce yıl&nbsp;doğada kalacak. Bir&nbsp;cam&nbsp;kırığı, aylar sonra&nbsp;o bölgede gezen&nbsp;bir çocuğun ya&nbsp;da bir hayvanın&nbsp;canını yakacak. Yani&nbsp;attığımız her çöp, geleceğe bırakılmış kötü&nbsp;bir izdir.</p>

<p>Toplum olarak çevre&nbsp;konusunda hâlâ istediğimiz&nbsp;bilinç seviyesine ulaşamadığımız&nbsp;ortada. Cuma camisinden sürekli anonslarla&nbsp;uyarılar kaçınılmaz hâle&nbsp;geliyor.Unutmayalım; doğa bize&nbsp;miras değil, gelecek nesillerden emanet. Bu emaneti korumak&nbsp;hepimizin ortak sorumluluğu. Dilerim bir gün&nbsp;Karagöl Yaylası&#39;nı konuşurken&nbsp;geride bırakılan çöpleri&nbsp;değil, örnek gösterilen&nbsp;çevre duyarlılığını konuşuruz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Haftaya yine bambaşka&nbsp;bir konuda, yeni bir köşe&nbsp;yazısında buluşmak dileğiyle&hellip; Sağlıcakla kalın.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25449-0-13164627726.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25449-0-13164627726.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Anlasana</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25439-anlasana</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25439-anlasana</guid>
<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:13:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mehmet Burak Şenol</dc:creator>
<description>İster bir aile, bir iş, ister bir hayal olsun; emek verdiğimiz şeyleri korumak ve büyütmek dileğiyle... Zamanın birçok şeyi değiştirdiği bu dünyada, kalıcı olan şeylerin değerini anlayabiliriz umarım.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>ANLASANA&nbsp;</p>

<p>Mutlu sonum olma, sonsuzum ol;&nbsp;<br />
incitmesin zaman sevgimizi.<br />
Düşsün eskiyen takvimler omuzlarımızdan,<br />
günlerin olur olmazlarıyla&nbsp;<br />
eksiltmeyelim birbirimizi.&nbsp;</p>

<p>Akmasın kum saatleri,<br />
yelkovanlar yorulsun avuçlarımızda.&nbsp;<br />
Bırakalım dönsün dünya;&nbsp;<br />
biz hep kendi mevsimimizde kalalım.</p>

<p>Mutlu sonum olma, sonsuzum ol.&nbsp;<br />
Son sözümde ve sükutumda,&nbsp;<br />
zamana başkaldıran anlamlarım ol.&nbsp;</p>

<p>Anlarımız asırlara bedel.<br />
İlk bakışın,&nbsp;<br />
hala kalbimin en yeni zamanı.</p>

<p>Yıllandıkça güzelleşelim,&nbsp;<br />
uğruna yorulduklarımıza değsin.<br />
Kırdığı yerden de okşasın hayat bizi.</p>

<p>Bir gülüşün yeter bana;<br />
açılır ayaz vurmuş baharlarım.<br />
Çünkü sen, zamanın dokunmaya<br />
kıyamadığı en güzel anlamsın.&nbsp;</p>

<p>Anlasana.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title>HACI BAYRAM VELİ CAMİİ VE MELAMET HIRKASI</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25437-haci-bayram-veli-camii-ve-melamet-hirkasi</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25437-haci-bayram-veli-camii-ve-melamet-hirkasi</guid>
<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 18:31:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tevfik KAYMAZ</dc:creator>
<description>Hacı Bayram Veli'den Bıçakçı Ömer Dede'ye uzanan Melamet hırkasının ve Anadolu tasavvufunun derin hikayesi. Tevfik Kaymaz Yazdı.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hacı Bayram-ı veli devlet işlerine karışmayı red etmiş bir tasavvuf ehlidir.</p>

<p>Hacı Bayram-ı Veli, 14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu&rsquo;da yaşamış büyük bir Türk mutasavvıfı ve Bayramiyye tarikatının kurucusudur. Akşemseddin ve Ömer Sıkkini&#39;nin mürşidi yani hocasıdır.</p>

<p>Akşemseddin Fatih Sultan Mehmet in hocasıdır. Türbesi Göynük tedir.&nbsp;</p>

<p>Ömer Sıkkini yani Bıçakçı Ömer dede &quot;Hacı Bayram Veli öldükten sonra onun hırkasını giyen ve hocası gibi saray işlerine karışmayı tercih etmeyen bir mutasavvıftır.&nbsp;<br />
(Hacı Bayram ı Veli, Fatih in babası Sultan II. Murat tarafından Edirne sarayına çağırılmış ve kendisine hayran olan II. Murat tarafından yapılan; Edirne de sarayda kalması teklifini kabul etmeyip Ankaraya dönmüştür )</p>

<p>Rivayete göre : Akşemseddin bir gün Bıçakçı Ömer Dede den kendi sohbetine katılmasını (biat etmesini) ve Hacı Bayram Velinin hırkasını da kendisine getirip teslim etmesini ister. (Ne de olsa Fatih in hocasıdır.)&nbsp;<br />
Rivayet bu ya;&nbsp;<br />
Buna içerleyen Ömer Sıkkini de mescidinin önüne bir ateş yaktırır ve bakalım marifet hırkadamıymış diyerek hırkasıyla beraber ateşin içine girer. Hırka alevlenip yanar ama Ömer dede atesten hiç etkilenmeden çıkar. Bu da o dönemin bir meydan okuması ve yolların ayrılmasıdır.<br />
Ömer Dede bundan sonra sıradan insanlar gibi hırkasız tacsız gezmiş, İbadetlerini dahi gizli yapmış, sıradan bir bıçakçı gibi yaşamış , bunlardan ve hırkayı yakmasından dolayı zaman zaman çok kınanmıştır. Bu nedenle de ona ve onun yolundan gidenlere kınanmışlar yani MELAMİLER denmistir.&nbsp;</p>

<p>İste O MELAMET HIRKASI bu yanan hırkadır&nbsp;</p>

<p>Yani nir nev i görünmeyen ve ateşten olan gömlektir.&nbsp;</p>

<p>Melami Bıçakçı Ömer Dede Göynükte türbesinde yatmaktadır ama Akşemseddin kadar çok bilinmez..&nbsp;</p>

<p>O Hırkanın ilk ve asıl sahibi ise ;<br />
23 Nisan 1920 Cuma günü Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmadan önce, Mustafa Kemal Atatürk, milletvekilleri ve askeri erkan hep birlikte cuma namazını kıldıkları;<br />
24 Temmuz 2026 da Özgür Özel ve çevresindekilerin de Cuma namazı kıldığı camiye adını vermiş olan,&nbsp;<br />
büyük mutasavvıf da Hacı Bayram-ı Veli dir.&nbsp;</p>

<p>Kul Nesîmî&#39;ye ait meşhur BEN MELAMET HIRKASINI KENDİM GİYDİM KİME NE? dizelerindeki Melamet hırkasının hikayesi aslında böyle derinlerdedir.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25437-0-18312325726.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25437-0-18312325726.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Yeniliğe Yenilen Yeni</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25433-yenilige-yenilen-yeni</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25433-yenilige-yenilen-yeni</guid>
<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 05:53:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Enes ÇINAR</dc:creator>
<description>Siyasetin söylemleri sessiz, süreçleri süzgeçsiz, sorunları sinesiz, soruları sahipsiz, sahipliği sonsuz, sözleri sıfatsızdır.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevmem aslında siyaset yazmayı; ama bazen duramıyor insan. Daralıyor. Çok uzun tutmayacağım, çok da yazmayacağım. Bir çok detayı da, gelişmeleri de biliyorsunuz zaten.</p>

<p>Yeni Parti&#39;ye gönül veren arkadaşlar, dostlar da kırılmasınlar; parti yönetimine iletsinler. Büyük ihtimalle söyleyeceklerimi belki de birileri çoktan da söylemiştir..</p>

<h3>Özverisiz Siyaset Anlayışı</h3>

<p>Bir yurttaş, bir vatandaş olarak isterim ki, devleti yönetmeye aday olan kişiler (kurumlar demiyorum) biraz özverili olsunlar bari. Şahsen Özgür Özel Bey ile karşılaşırsam ona &quot;Özgür Bey, konuşurken zıplayıp durmayın. Onun bir taktiği var, ayakları kımıldatmadan dizlerden ve belden hareket edilir&quot; derim. Ama bu benim çok şahsi görüşüm, vatanı milleti devleti ilgilendiren bir konu değil. İlgilendiren konu ne mi?</p>

<p><strong>Özverisiz insanlardan bir şey beklemeyin, hatta bir kenara itin gitsinler.</strong> Ben olsam utanırım, yüzüm olmaz. Logo yapmışlar. Daha doğrusu yapmamışlar. Netflix&#39;in logosunu çakmışlar. Ya kardeşim, ülkeyi yönetmek istiyorsunuz, daha partiniz için logo düşünmüyorsunuz. Derseniz ki &quot;İşimiz logo değil, devlet, millet, vatan...&quot; Parmağımı uzatır, duraklarınızın üzerine koyar, &quot;<strong>Şşşş</strong>&quot; diye nazikçe sustururum. Neden mi? Açtım parti programını okudum. Huyumdur, Parti programlarını okurum, Resmî Gazete&#39;yi takip ederim falan.</p>

<h3>Parti Programlarının Sığlığı</h3>

<p><strong>Hayatımda okuduğum en boş ve en dandik parti programı.</strong> Bir partinin programı 3-5 günlük güncel meseleler olur mu ya? Parti programı gazete yayınlansın diye gönderilmiş bülten gibi olur mu ya? Gündem meseleleri yaz geç, sağa sola göz kırp..</p>

<p>Parti programına bir cümle yazsalardı. Deselerdi ki: &quot;<strong>Adı konmuş ama doğru düzgün uygulanmayan her şeyin düzgün bir şekilde uygulanmasını sağlayacağız</strong>&quot; o 41 sayfadan daha değerli olurdu. Allah aşkına... Çapsızlık bu kadar olur. Bakın, programda şöyle bir şey yazılmış mesela: &quot;<strong>Bütçe hakkı güvence altına alınacak, bütçe Meclis&rsquo;te yapılacaktır. Bütçe süreçlerine yurttaşların katılımı sağlanacaktır.</strong>&quot; Çıldırmamak elde değil. Partileri falan bir kenara koyalım, vatandaşların da çoğu bilmez belki ama normal. Yahu, 91 Milletvekilinden <strong>hiçbiri mi okumadı programı?</strong> Değil bu 91 vekil, TBMM&#39;deki kaç vekil acaba <strong>TBMM sitesi üzerinden bütün vatandaşların kanun teklifi bile verebileceğini, bunları oylayabileceğini, katılımcı demokrasinin aslında var olduğunu </strong>biliyor?</p>

<h3>Memleket Hepimizin</h3>

<p>Dostlar, insan bazen çıldırıyor. Yeni Parti hayırlı olsun; hayırlı olsun ama gerçekten hayırlı olsun ya. <strong>Bu bilinçsizlikle, önünü arkasını görmeyen bir ekipten ne kadar hayır çıkar bilmiyorum.</strong></p>

<p>Tekrar dediğim gibi, gönül veren arkadaşlar kırılmasınlar. Şimdiye kadar hiçbir partiyi burada yazıp övmedim, yermedim. Gazetecilik hayatımda ilk defa ulusal siyaset hakkında yazıyorum, o da işte bu yazı. O yüzden parti yönetimine ulaşabilecek kişiler varsa ulaşsınlar. Memleket hepimizin, o halde bu memleketteki her şey iyi olmalı. Hükümet iyi olmalı, muhalefet iyi olmalı. Yapılan şey adam gibi yapılmalı.</p>

<p>Şahsi görüşüm şu: Resmen vatandaşla <strong>dalga</strong> geçmişler. <strong>Haklarını da vereyim</strong>; yapay zeka ile yazılmışa benzemiyor en azından.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25433-0-5545425726.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25433-0-5545425726.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Bir Basın Çınarını Rahmet ve Özlemle...</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25430-bir-basin-cinarini-rahmet-ve-ozlemle</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25430-bir-basin-cinarini-rahmet-ve-ozlemle</guid>
<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 12:37:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, Sakarya basınının duayen isimlerinden, Sakarya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve <strong>YENİGÜN </strong>Gazetesi&#39;nin kurucusu ile imtiyaz sahibi merhum <strong>Necdet Güngörsün&#39;ü</strong> vefatının 19.yıl dönümünde rahmet, minnet ve özlemle anıyorum.</p>

<p>Gazetecilik denildiğinde Sakarya&#39;da akla gelen ilk isimlerden biriydi <strong>Necdet Güngörsün</strong>. Mesleğine duyduğu sevda, ilkeli duruşu ve yerel basına kattığı değerlerle yalnızca bir gazete kurmadı; Sakarya&#39;nın hafızasına yön veren güçlü bir miras bıraktı.</p>

<p><strong>24 Temmuz 2007...</strong> Basın Bayramı&#39;nın kutlandığı o anlamlı gecede, gazetecilerin bayram sevinci kısa sürede derin bir hüzne dönüştü. <strong>Necdet Güngörsün</strong>, ömrünü adadığı gazetecilik mesleğinin en anlamlı gününde aramızdan ayrıldı. Bu ayrılık, sadece ailesi ve yakınlarını değil, tüm Sakarya basın camiasını yasa boğdu.</p>

<p>Benim için ise <strong>Necdet Güngörsün</strong>&#39;ün yeri her zaman çok farklı oldu. Kendisini yıllar önce tanımış olmak, hayatımın en kıymetli kazanımlarından biridir. Ondan sadece gazeteciliği değil; insan olmayı, dostluğu, samimiyeti ve mesleğe saygıyı da öğrendim.</p>

<p>Bugün geriye dönüp baktığımda, &quot;-<strong><em>Ne mutlu bana ki Necdet Güngörsün&#39;ü tanıdım.&quot; </em></strong>diyebiliyorum. Ve yine ne mutlu bana ki onun büyük emeklerle kurduğu <strong>YENİGÜN Gazetesi</strong> çatısı altında, benim için ailem kadar kıymetli dostlarla birlikte aynı duyguları paylaşmaya devam ediyorum. Bu gazete benim için sadece çalıştığım bir kurum değil; dostluğun, vefanın ve ortak emeklerin buluştuğu büyük bir ailedir.</p>

<p><strong>Necdet Güngörsün</strong>&#39;ün bıraktığı miras bugün de yaşamaya devam ediyor. Kalemler değişse de ilkeler, dostluklar ve gazeteciliğe duyulan saygı aynı kararlılıkla yoluna devam ediyor. Onun açtığı yolda yürümek, bizler için hem büyük bir onur hem de önemli bir sorumluluktur.</p>

<p>Bu vesileyle merhum <strong>Necdet Güngörsün</strong>&#39;e bir kez daha Allah&#39;tan rahmet diliyor, aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Mekânı cennet, makamı âli olsun.</p>

<p>Değerli okuyucularım;</p>

<p>Hayatın en büyük zenginliği geride güzel izler, iyi dostluklar ve hayırla anılacak eserler bırakabilmektir. Hepinize sağlık, huzur, bereket ve sevdiklerinizle birlikte nice güzel günler diliyorum. Kalemimizin mürekkebi hiç kurumadan, dostluklarımız eksilmeden, birlik ve beraberlik içinde daha nice yarınlarda buluşmak dileğiyle, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.</p>

<p>Haftaya görüşmek üzere hoşçakalın</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25430-0-12344623726.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25430-0-12344623726.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Büyükşehir'in Taraklı Hıncı</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25416-buyuksehirin-tarakli-hinci</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25416-buyuksehirin-tarakli-hinci</guid>
<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 19:19:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gürhan KORKMAZ</dc:creator>
<description>Gürhan Korkmaz'ın yeni yazısı yayında</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul&rsquo;un daracık sokak aralarında top oynamaya çalışan çocukları gördükçe üzüntü duyarım hep. Top oynanan o dar sokakların beton veya asfalt olması, park edilen arabalarla&nbsp;alanın daha da daralması ve üstüne gelip geçen araçlarla&nbsp;oyunun sürekli bölünmesi çocuklara duyduğum üzüntümü katmerleştirir. Ne var ki bu çarpık kentlerin çocukları, içerisine doğmuş oldukları bu acınası durumu yadsımayarak belki farkına bile varmayarak&nbsp;oyunlarına devam ederler.<br />
***<br />
Kent çocuklarının bu durumlarını, benim gibi taşrada, kırsalda büyüyen arkadaşlarla konuşurken kendi çocukluğumuzda sahip olduğumuz tabii imkânlardan, doğal oyun alanlarından bahseder; talihimize şükrederiz. Küçük kasabalar, her ne kadar şehirlerin o dağdağalı imkanlarını barındırmasa da sağlamış olduğu geniş toprak ve yeşil alanlar ile çocukluğumuzu dolu dolu geçirmemizin imkanını vermişti bize.<br />
***<br />
Taraklı&#39;nın Yusufbey Mahallesinde(karşımahalle) büyüyen herkesin, çocukluk denildiği zaman aklına gelen ilk şey &ldquo;Çınardibi&rdquo; olur. Asırlardır varlığını sürdüren, nice nesilleri ihtişamlı gölgesi altında serinleten ulu çınar, mahallenin tam orta yerinde tarihe vurulmuş bir mühür gibi durur. Çınarı çevreleyen geniş alanda çocuklar kimi zaman futbol, istop, yakantop; kimi zaman misket, gazoz-kapak, saklambaç, yakalamaca; kimi zaman da kendi yaratıcılıkları nispetinde kumdan kale ve fırın yapmak, çamurdan tencere, tabak yapmak gibi türlü türlü oyunlar oynarlardı. Yine Çınardibi&rsquo;nin üst kısmında &ldquo;koç boynuzu&rdquo; denilen bir bitki yetişirdi ki bunun küçük kancalarıyla lades kemiğinde olduğu gibi yenişmeye çalışırdı çocuklar. Mevsime, vakte, çocuk sayısına göre değişirdi oyunlar.<br />
***<br />
Son zamanlarda Çınardibi, yapılan küçük dokunuşlar ve düzenlemelerle sadece çocukların oyun oynayacakları bir alan değil, aynı zamanda mahallelinin, misafirlerin oturup soluklanabilecekleri, piknik yapabilecekleri daha ferah bir yer hâline gelmişti. En son Kurban Bayramına geldiğimde mahalleli çocukların top oynadığını görünce seneler sonra ben de onlarla birlikte Çınardibi&rsquo;nde top oynamıştım. Nereden bilecektim ki bu sadece benim değil tüm çocukların burada son top oynayışıymış.<br />
***<br />
Çınardibi için Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan bir projenin hayata geçirileceğini duyduğumuzda ister istemez içimizi çekip endişelenmiştik. Taraklı&rsquo;daki Kocabıyık Parkı ve Rüştiyeönü, Hamamönü gibi alanların başına gelenler, Çınardibi&rsquo;nin de başına gelir miydi? Büyükşehir, küçük bir kasabadaki küçük bir alanın işlevselliğini, güzelliğini masa başında büyük büyük paralarla hazırlanan simetrik peyzaj projeleriyle yine mahveder miydi?<br />
***<br />
Yok, olamazdı!<br />
***<br />
Eski parkın ve bahsi geçen alanların yerlerine yapılan gudubet projelerin ortaya çıkarttığı hoşnutsuzluk ve tepkilerden sonra kimse böyle bir şeyi yapmaya yeltenmezdi. Duyumlarımız ve temennimiz bu yöndeydi.<br />
***<br />
Ta ki yaz tatili için geldiğim Taraklı&rsquo;da, Çınardibi&rsquo;nin yemyeşil alt ve üst kısmının betona ve taşa gömüldüğünü görene kadar&hellip;<br />
***<br />
Artık ne çocukların top oynayabilecekleri geniş bir alan ne de insanın içini açan ferah bir tabiilik kalmıştı. Alanın büyük bir kısmı modern büyükşehirlerde görmeye alıştığımız simetrik bir yapaylıkla doldurulmuştu.<br />
***<br />
Görüştüğüm insanlar durumdan duymuş olduğu memnuniyetsizliği bir şekilde ifade ediyor; Taraklı&rsquo;nın en güzel yeşil alanlarından birinin heba edildiği, çocukların oyun alanlarının ortadan kaldırıldığı, kültürel hafızanın zarar gördüğünden bahisle herkes söyleniyor.<br />
***<br />
Tüm bu tepkilerin gelebileceği ortadayken yetki sahipleri hangi gözü peklikle, hangi saiklerle böylesi bir işe defaten girişebiliyor?<br />
***<br />
<em>&ldquo;Kıymet bilmez insanlara&rdquo;</em> rağmen halka hizmet hakka hizmettir düsturuyla mı?<br />
***<br />
Yoksa proje sahiplerine, müteahhitlere akıtılacak paralar hürmetine mi?<br />
***<br />
Ya da büyük şehirlerde daracık beton sokaklarda oynayarak(!) büyüyen travmalı çocuklar, sahip olamadıkları imkânların hıncını mimar ya da müteahhit olup Çınardibi&rsquo;ni betona boğarak mı çıkartmak istiyor?<br />
***<br />
Ve her şeyden önemlisi&nbsp;biz, memleketin sahibi olduğu zannını yaşayan sıradan insanlar&hellip; Memnuniyetsizliklerimiz, şikayetlerimiz neden bir şeye dönüşmüyor?<br />
***<br />
Doğru kanalla doğru adrese meramımızı iletemediğimiz için mi, yoksa birilerini gücendirmemek, kimseyle kötü olmamak adına sadece karnımızdan konuştuğumuz için mi?<br />
***<br />
İşlenen suçlardan, çirkinliklerden bizim payımıza ne düşüyor?</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25416-0-205918726.jpeg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25416-0-205918726.jpeg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Vatanın Ölçüsü Görünüş Değil, Duruştur</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25407-vatanin-olcusu-gorunus-degil-durustur</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25407-vatanin-olcusu-gorunus-degil-durustur</guid>
<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 19:27:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Hüsamettin ÇAĞLAR</dc:creator>
<description>15 Temmuz, sadece bir darbe girişimi değil, milletin farklılıklarını bir kenara bırakıp vatan için kenetlendiği bir direnişin adıdır.</description>
<content:encoded><![CDATA[<h2>15 Temmuz: Bir İhanetin ve Direnişin Hikayesi</h2>

<p>15 Temmuz 2016, Türk milletinin hafızasına sadece bir darbe girişimi olarak değil, devletin içine yıllarca sızan FETÖ&#39;nün milletin iradesine kast ettiği karanlık bir gece olarak kazındı.</p>

<h3>Dini İstismarın Acı Yüzü</h3>

<p>Bu ihanetin en acı taraflarından biri ise, silahını sadece devlete değil, milletin inancına da çevirmiş olmasıydı. FETÖ, dini; hakikati yaşamak için değil, insanları kandırmak ve kendi çıkarlarına hizmet ettirmek için kullandı. Ayetleri, hadisleri ve dini kavramları istismar ederek insanların güvenini kazanmaya çalıştı. Böylece sadece devlet kurumlarına değil, toplumun vicdanına da zarar verdi.</p>

<h3>Görünüşün Ötesinde Birleşenler</h3>

<p>İşte bu yüzden 15 Temmuz bize çok önemli bir ders verdi: Bir insanı sadece dini söylemiyle, kıyafetiyle ya da görünüşüyle değerlendirmek büyük bir yanılgıdır. Samimi inanç ile dini istismar etmek aynı şey değildir.</p>

<p>O gece sokaklara çıkanların arasında başörtülü kadınlar da vardı, dövmeli gençler de&hellip; Sakallı dedeler de vardı, üniversite öğrencileri de&hellip; Çiftçi, işçi, memur, doktor, polis, asker ve esnaf aynı bayrağın etrafında kenetlendi. Kimse birbirine nasıl giyindiğini, nasıl yaşadığını ya da hangi görüşten olduğunu sormadı. Çünkü mesele yaşam tarzı değil, vatandı.</p>

<h4>Vatan Sevgisi ve Ortak Miras</h4>

<p>Vatan sevgisi; görünüşte değil, fedakârlıktadır. İnanç; gösterişte değil, samimiyettedir. Milliyetçilik; sloganlarda değil, sorumluluk almaktadır. Bugün de aynı bilinçle hareket etmek zorundayız. İnsanları etiketlere göre değil; dürüstlüğüne, ahlakına, hukuk karşısındaki duruşuna, milletine ve devletine olan sadakatine göre değerlendirmeliyiz.</p>

<p>15 Temmuz&#39;un bize bıraktığı en büyük miraslardan biri de budur: Birlik ve beraberlik. Çünkü o gece kazanan ne bir siyasi görüş ne de bir yaşam tarzı oldu. Kazanan; bayrağına, devletine ve demokrasisine sahip çıkan Türk milleti oldu.</p>

<h3>Çanakkale Ruhuyla Geleceğe</h3>

<p>Unutmayalım&hellip; Secde de insanın tercihidir, kadeh de. Ancak vatan sevgisi; karakterde, vicdanda ve gerektiğinde ülkesi için bedel ödemeyi göze alabilen yürekte yaşar. Bu bayrak, birbirine benzeyenlerin değil; vatan söz konusu olduğunda omuz omuza duranların bayrağıdır.</p>

<p>Ve bu duruş, dün Çanakkale&rsquo;de &ldquo;Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum&rdquo; diyen iradenin; mermisi bitse de imanıyla direnenlerin, sırtında cephane taşıyan anaların, gözünü kırpmadan toprağa düşen Mehmetçiklerin ruhudur. Çanakkale&rsquo;de nasıl ki millet, inancı, kimliği, yaşam tarzı ne olursa olsun aynı siperde birleştiyse; bugün de aynı ruhla, aynı kararlılıkla vatanına sahip çıkanların omuzlarında yükselmektedir bu bayrak.</p>

<p>Çünkü bu topraklar, görünüşle değil; fedakârlıkla, cesaretle ve gerektiğinde canını ortaya koyanların yazdığı destanlarla vatan olmuştur.</p>

<p>Tüm şehit ve gazilerimize saygı ve rahmetle...</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25407-0-19245714726.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25407-0-19245714726.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Tuzla Kanyonları...</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25406-tuzla-kanyonlari</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25406-tuzla-kanyonlari</guid>
<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 12:51:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli Okurlarım,</p>

<p>Hepinize gönülden selamlar. Umarım sağlığınız, huzurunuz ve keyfiniz yerindedir. Bu hafta sizleri, Sakarya&#39;nın saklı kalmış ama gören herkesi kendisine hayran bırakan doğal güzelliklerinden biriyle buluşturmak istiyorum. Bazen yanı başımızdaki güzelliklerin farkına varamıyoruz. Oysa keşfedilmeyi bekleyen öyle yerler var ki, insan bir kez gördüğünde uzun süre etkisinden çıkamıyor. İşte bugün sizlere Taraklı&#39;nın Tuzla Mahallesi&#39;nde bulunan Tuzla Kanyonu&#39;ndan söz etmek istiyorum.</p>

<p>Son yıllarda özellikle Karagöl Yaylası&#39;nı ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biri de Tuzla Kanyonu olmaya başladı. Karagöl Yaylası&#39;na yalnızca yaklaşık 15 dakikalık mesafede bulunan bu doğa harikası, ziyaretçilerine adeta başka bir dünyanın kapılarını aralıyor. Taraklı ilçe merkezine yaklaşık 17 kilometre uzaklıkta yer alan kanyon, yaklaşık 968 metre rakımda bulunuyor ve uzunluğu da yaklaşık 1 kilometreyi buluyor.</p>

<p>Belki &quot;Sadece 1 kilometrelik bir kanyon ne kadar etkileyici olabilir?&quot; diye düşünebilirsiniz. Ancak işin asıl büyüsü tam da burada başlıyor. Yaklaşık 20-25 metre yüksekliğe ulaşan kayalık duvarlar, şelaleler, dar geçitler ve her mevsim akan su, burayı sıradan bir yürüyüş parkurundan çok daha özel bir yer hâline getiriyor. Doğa, burada tüm ihtişamını cömertçe sergiliyor.</p>

<p>Kanyonun başlangıcı Tuzla Mahallesi&#39;nin üst kısmındaki dere yatağından başlıyor. İçeriye adım attığınız anda yüksek kayalıkların arasında ilerlerken kendinizi adeta doğanın kalbinde hissediyorsunuz. Kanyon boyunca birçok şelale bulunuyor. Mevsim şartlarına göre bu şelaleler coşkuyla akarken, aşırı kurak dönemlerde suyun debisi azalabiliyor. Ancak suyun azaldığı zamanlarda bile kanyonun görkemi hiçbir şey kaybetmiyor.</p>

<p>Elbette burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekiyor. Tuzla Kanyonu, herkesin tek başına girip rahatlıkla gezebileceği bir yer değil. Profesyonel rehber ve teknik ekipman olmadan kanyona giriş oldukça riskli. Yaklaşık 1 kilometrelik parkur kısa görünse de geçiş süresi 5-6 saati bulabiliyor. Yer yer dik inişler, kayalık geçişler ve su içinden ilerlenmesi gereken bölümler bulunuyor. Bu nedenle güvenlik her şeyden önce gelmeli.</p>

<p>Kanyonun devamında ise Aksu Çayı&#39;nın doğduğu bölgenin bulunduğu ifade ediliyor. Orası da en az kanyon kadar etkileyici bir doğa güzelliği sunuyor. Gürül gürül akan sular, yemyeşil bitki örtüsü ve tertemiz havasıyla insanın ruhunu dinlendiren eşsiz bir atmosfer oluşturuyor.</p>

<p>Bugün doğa turizmi tüm dünyada hızla gelişiyor. İnsanlar artık kalabalık şehirlerden uzaklaşıp doğal güzellikleri keşfetmek istiyor. İşte Tuzla Kanyonu da bu açıdan çok büyük bir potansiyele sahip. Ancak böylesine değerli bir doğa mirasının daha fazla tanıtılması ve kontrollü şekilde turizme kazandırılması gerekiyor.</p>

<p>Özellikle hafta sonlarında bölgeye gelen ziyaretçi sayısının arttığı görülüyor. Bu ilginin sürdürülebilir olması için bazı düzenlemelerin yapılması büyük önem taşıyor. Güvenli yürüyüş güzergâhları oluşturulmalı, yönlendirme tabelaları yerleştirilmeli, ziyaretçilerin dinlenebileceği alanlar hazırlanmalı ve en önemlisi doğaya zarar vermeden koruma-kullanma dengesi gözetilmeli. Bunun yanında hazırlanacak kapsamlı bir proje ile Kültür ve Turizm Bakanlığı&#39;nın desteği alınabilir. Böylece hem bölge ekonomisi canlanır hem de bu eşsiz doğal güzellik gelecek nesillere sağlıklı şekilde aktarılmış olur.</p>

<p>Unutmamak gerekir ki bir şehrin en büyük zenginliği sadece binaları ya da yolları değildir. Asıl zenginlik, sahip olduğu doğal ve kültürel mirastır. Taraklı, tarihi evleriyle nasıl Türkiye&#39;nin göz bebeği olmuşsa, Tuzla Kanyonu da doğa turizminin önemli duraklarından biri olabilecek güzelliğe fazlasıyla sahiptir.</p>

<p>Belki de bugün bu satırları okuyan birçok kişi daha önce Tuzla Kanyonu&#39;nun adını hiç duymamıştı. Şimdi ise ilk fırsatta görmek için plan yapmaya başlamıştır. İşte tanıtımın gücü tam da budur. Güzellikler paylaşıldıkça değer kazanır. Yeter ki koruyarak, bilinçli şekilde sahip çıkalım.</p>

<p>Ben inanıyorum ki gerekli çalışmalar yapıldığında Tuzla Kanyonu sadece Sakarya&#39;nın değil, ülkemizin önemli doğa turizmi rotalarından biri hâline gelecektir. Doğanın bize sunduğu bu eşsiz mirası korumak, tanıtmak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur.</p>

<p>Bir başka yazıda yeniden buluşmak dileğiyle, doğayı sevin, koruyun ve keşfetmekten vazgeçmeyin.</p>

<p><strong>Haftaya tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25406-0-1250614726.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25406-0-1250614726.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Olmaması Gereken Her Şey Var; Olması Gerekenler Yok…</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25389-olmamasi-gereken-her-sey-var-olmasi-gerekenler-yok</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25389-olmamasi-gereken-her-sey-var-olmasi-gerekenler-yok</guid>
<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&quot;Taraklı&#39;da olmaması gereken her şey var, olması gerekenler yok.&quot;</strong></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Değerli Okurlar,</p>

<p>Yaz mevsiminin en sıcak günlerini yaşıyoruz. Kavurucu sıcakların etkisini hissettiğimiz bugünlerde, herkese sağlıklı, huzurlu ve bereketli günler diliyorum. Sıcak havaların bunaltıcı etkisine rağmen, gündemimizde konuşulması gereken konular da ne yazık ki serinlemiyor.</p>

<p>Geçtiğimiz hafta elinde mikrofonuyla vatandaşların arasına karışan genç kardeşimiz Ethem Ömer Çakır&#39;ın, <strong>&quot;Sakarya Mikrofon&quot;</strong> adlı sosyal medya platformunda gerçekleştirdiği röportajları dikkatle takip ettim. Sorduğu tek soru oldukça basit ama bir o kadar da anlamlıydı:</p>

<p><strong>&quot;Taraklı&#39;da olmaması gereken nedir?&quot;</strong></p>

<p>Vatandaşların verdiği cevaplar ise düşündürücü olduğu kadar, ilçemizin gerçeklerini de gözler önüne seriyordu. Mikrofonlara yansıyan ifadeler, aslında bizim de yıllardır her fırsatta dile getirdiğimiz meselelerden oluşuyordu.</p>

<p>Ancak röportajları izlerken dikkatimi çeken en önemli nokta, vatandaşların konuşurken taşıdığı duygu oldu. İnsanlar sadece şikâyet etmiyor, aynı zamanda ilgisizlikten yakınarak adeta içlerini döküyorlardı. Ses tonlarında kırgınlık, öfke ve umutsuzluk hissediliyordu.</p>

<p>Vatandaşlardan biri, belki de röportajların en çarpıcı cümlesini kurdu:</p>

<p><strong>&quot;Taraklı&#39;da olmaması gereken her şey var, olması gerekenler yok.&quot;</strong></p>

<p>Kısa ama son derece etkili bir tespit...</p>

<p>Bir başka vatandaş ise şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><strong>&quot;&#39;Ben yaptım oldu&#39; mantığının olmaması gerekir.&quot;</strong></p>

<p>Bu sözler üzerinde uzun uzun düşünmek gerekiyor. Çünkü bu ifadeler sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda vatandaşın yönetime bakışını da ortaya koyuyor.</p>

<p>Röportajlarda ilçe merkezindeki otopark sorunu, plansız betonlaşma, çevre temizliği, Hıdırlık Tepesi ve Hisar Tepesi&#39;nin mevcut durumu gibi birçok konu &quot;olmaması gerekenler&quot; arasında sıralandı. Görünen o ki vatandaşın gözü de kulağı da yaşadığı çevrede olup bitenlerde.</p>

<p>Röportaj sırasında mikrofon bize de uzatıldı. Yazı yazarak kendimizi ifade etmeye alışkın olduğumuz için düşüncelerimizi mikrofon karşısında aynı rahatlıkla dile getiremesek de, ilçe merkezindeki Aşağı Camii&#39;nin hasarlı iki şerefeli minaresinin oluşturduğu tehlikeye dikkat çekmeye çalıştık. Çünkü bu konu da ertelenmemesi gereken önemli meselelerden biri.</p>

<p>Değerli Okurlar,</p>

<p>Konuyu şu noktaya bağlamak istiyorum. Taraklı halkı gerçekten dertli. Yeter ki bir vatandaşın kapısını çalın, bir esnafın dükkânına uğrayın ya da bir mahallede kısa bir sohbet edin... Bir dokunuyorsunuz, bin ah işitiyorsunuz.</p>

<p>Ben her zaman aynı düşünceyi savunuyorum. Bizleri yönetenler, sadece makam odalarında değil, zaman zaman sokakta, mahallede, çarşıda vatandaşla bir araya gelmeli; onların dertlerini, beklentilerini ve önerilerini doğrudan dinlemelidir. Çünkü sorunları en iyi bilen, o sorunları her gün yaşayan insanlardır.</p>

<p>Vatandaşın sesine kulak vermek, eleştirileri önyargıyla değil samimiyetle değerlendirmek ve çözüm üretmek, yöneticiliğin en önemli sorumluluklarından biridir. Umudumuz, dile getirilen bu sorunların sadece mikrofonlarda kalmaması, yetkililer tarafından da dikkatle değerlendirilmesidir.</p>

<p>Sağlıklı, huzurlu ve esenlik dolu günler diliyorum,</p>

<p>Bir sonraki yazımızda buluşmak ümidiyle hoşça kalın.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25389-0-1220296726.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/7/h-25389-0-1220296726.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Asitler, Bazlar ve Küfürler</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25379-asitler-bazlar-ve-kufurler</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25379-asitler-bazlar-ve-kufurler</guid>
<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:19:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Özbilge</dc:creator>
<description>Mustafa Özbilge'nin çocukluk anılarından yola çıkarak güncel politik bir meseleye yaklaşımı...</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdilerde 5. sınıfa, ortaokul diyorlar. Bizim çocukluğumuzda ortaokul 6. sınıfta başlardı. Aradaki farkı pedogojik ya da müfredat açısından konuşmaya meraklı değilim. Fakat şu bir vakıaydı ki 5. sınıftakiler çocuktu. 6. sınıftakiler yani orta bire gidenler, henüz adam olmasa bile yine de çocuk sayılmazlardı. Her şeyden önce, 5. sınıfta önlük giymeye devam ederken; orta birde artık takım elbise giyip, kravat takardık.<br />
***<br />
Öncesinde olmayan pek çok aykırı işler de orta birde başlardı. Gece dışarı çıkma, küfürlü konuşma, sigara içme, yasaklı yayınlara bakma, hırsızlık yapma, çete kurup kavga etme... Ortaokul, sanki Pal Sokağı Çocukları'nda olduğu gibi bir iktidar halesi oluşturmaya çalışanların özgürlük meydanıydı. Bu menfi özelliklerin tamamı herkeste olmasa da en az biri-ikisi, orta bire geçmişsen, adam olmanın alâmeti olarak sende de olmalıydı. Hiçbiri sende yoksa büyüyememişsindir. Dolayısıyla sana bunu hissettirecek, birtakım küçük düşürücü argo sıfatlara karşı hazır olmalısın her ortamda.<br />
***<br />
Ergenlikle beraber çatallanan kalın sesle küfretmenin; hayvanların etrafa korku yayan kükreme refleksine benzeyen bir yönü vardır. Her iki laftan birini küfürle tamamlamaktan bahsetmiyorum. Orası hafifliğe kaçardı ki tesiri kalmazdı ortamda. Benim bu yazıyla anlatmaya çalışacağım küfretmek, biraz da turnusol kağıdına benzeyen belirleyici bir şeydi...<br />
***<br />
Malum ya... Zaten asitler ve bazlar konusunu da orta birde görürdük. Mavi turnusol kağıdı, asitlerde kırmızıya; kırmızı turnusol kağıdı ise bazlarda maviye dönerdi. Gruplardan bir kişi, başka gruptan biriyle bozuşmuşsa, bozuştuğu kişiye karşı şiddetli bir öfke halindeyse, fırsatını bulduğunda düşmanını haklamayı gözüne koyduysa... ağzından çıkan sövgü/küfür ifadeleri çok içten olurdu. Gırtlaktan hırıltıyla yükselip tükürük salya boşalırdı kelimeler... Herkesin yüzü, ya Rabbi şükür, olurdu... Öyle ki kişioğlu, aynı gruptaki arkadaşlarının; kendi yanında olup olmadığını, onların da kendisi gibi samimi küfredip edemedikleri üzerinden anlardı.<br />
***<br />
Tepki ölçmenin ilk aracı, küfretmekti... Dilinin ucuyla, dudağını büke büke, zoraki sövüyorsan, sende bir arıza olduğu hemen tespit edilirdi.<br />
***<br />
Şüphelisin!<br />
***<br />
Bir nevi üflediğin alkolmetre gibi, ağzından çıkan küfürün cinsini ve söyleme şeklini koklayıp ölçerlerdi mekânda. Ayak yapma! Sen de onlardansın, dendi mi, iş bitti! Küfründe yalancısın!<br />
***<br />
İhanet gibi bir şeydi bu. Küfrün sonrası dövüş olabileceği için, küfründe yalancı olmak, satış demekti. Bunun yanında ona; onun yanında buna söven iki yüzlü, münafık kimseler, belli bir zaman sonra yalnız kalırlardı. Mesele, küfrün ağza yakışıp yakışmama mevzuu değildi. Hiç küfretmeyen kişiye zorla küfrettirilmezdi zaten. Onun da bağlılığını, başka tavrından okurlardı. Sınama, rol yapanların yapmacıklığının açığa çıkmasıydı.<br />
***<br />
Bu yazıyı, küfründe samimi olmayanlar için yazdım. Filistin'de soykırım, Lübnan'da katliamlar devam ederken biteviye... İran'da minicik kız çocukları okul sıralarında yanarken cayır cayır... Amerika, İsrail diye diye meydanlarda, stk platformlarında, kermeslerde, sosyal medyada şurada burada telin etme, küfretme yarışına girenlerin, Ankara'ya demir atmış NATO'nun kanlı çapası karşısındaki içler acısı hallerine bakalım. Lâl u epsem dilleriniz, neyi ketmediyor şimdi? Rasyonel, soğukkanlı, stratejik, taktiksel... Hangisi sizin vicdanınız? </p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25379-0-0234630626.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25379-0-0234630626.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Bir Hattatın Ardından… -</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25378-bir-hattatin-ardindan</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25378-bir-hattatin-ardindan</guid>
<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 18:02:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Kıymetli Okuyucular;</strong></h1>

<p>Bazı insanlar yaşarken eser bırakır. Bazıları ise eserlerinin yanı sıra gönüllerde de silinmeyecek izler bırakır. İşte <strong>Hattat Hafız Saim Özel</strong>, bu ikinci gruba giren nadide şahsiyetlerden biriydi.</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde Taraklı Müftülüğünün ev sahipliğinde düzenlenen <strong>&ldquo;Hattat Hafız Saim Özel Vefa Programı&quot;</strong>na katılma fırsatı buldum. Taraklı <strong>Hattat Hafız Saim Özel</strong> Kur&#39;an Kursu Salonu&#39;nda gerçekleştirilen programda, yazar <strong>Fahri Tuna</strong>&#39;nın moderatörlüğünde <strong>Prof. Dr. Mehmet Memiş</strong>&#39;in yaptığı konuşmayı büyük bir dikkatle dinledim. İnanıyorum ki programa katılan herkes, sadece büyük bir hattatı değil; aynı zamanda örnek bir insanı, mütevazı bir gönül adamını ve memleket sevdalısını daha yakından tanıma fırsatı buldu.</p>

<p><strong>Kıymetli okuyucular,</strong></p>

<p>Bazen bir insanın geride bıraktığı en büyük miras, yazdığı eserlerdir. <strong>Prof. Dr. Mehmet Memiş</strong>&#39;in anlattıkları bunu bir kez daha ortaya koydu. Özellikle 1976 yılında yayımlanan <strong>Hat Örnekleri</strong> kitabının Türk hat sanatında adeta bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.</p>

<p>En çok da şu cümlesi dikkatimi çekti:</p>

<p><strong>&quot;1978 yılında Çorum İmam Hatip Lisesi öğrencisiyken bu kitap sayesinde hat sanatıyla tanıştım. Böylece Saim Özel uzaktan hocam oldu.&quot;</strong></p>

<p><strong>Bir düşünün... Bir kitap, hiç tanımadığınız bir insanın hayatına yön verebiliyor.</strong> Belki de bugün ülkemizin birçok hattatının hikâyesi, o kitabın sayfaları arasında başladı.</p>

<p>Hat sanatının unutulmaya yüz tuttuğu yıllarda, büyük hattatlar <strong>Halim Özyazıcı</strong> ve <strong>Hamid Aytaç</strong>&#39;tan aldığı meşaleyi yeni nesillere taşıması başlı başına büyük bir hizmettir. Yazdığı Kur&#39;an-ı Kerimler, yetiştirdiği öğrenciler ve camileri süsleyen levhalar, bugün hâlâ <strong>Hattat Hafız Saim Özel</strong>&#39;in sanat anlayışını yaşatmaya devam ediyor.</p>

<p>Ancak onu farklı kılan sadece kalemindeki ustalık değildi.</p>

<p><strong>Sanatındaki zarafet, karakterinin de bir yansımasıydı.</strong> Mütevazılığı, güzel ahlakı ve insanlara yaklaşımı, eserleri kadar hafızalarda yer etti.</p>

<p>Bu noktada çok kıymetli büyüğüm <strong>Taraklılı Hafız Adil Özyüksel</strong>&#39;in anlattıkları ve benim de bizzat şahit olduğum bazı güzellikleri sizlerle paylaşmak isterim.</p>

<p>Konak Camii&#39;nin minaresinin yapılmasına öncülük etmesi, vefatından sonra eşi <strong>Saime Hanım</strong>&#39;ın onun vasiyetini yerine getirircesine bu hizmetleri tamamlaması, yine aynı caminin kubbesinin onarımına katkı sağlamaları, Yunus Paşa Camii&#39;nin tamirine destek vermeleri ve Taraklı Mezarlığı girişindeki hayrat çeşmesini yaptırmaları...</p>

<p><strong>Bunların hiçbiri sıradan yardımlar değildir.</strong></p>

<p><strong>Bunlar doğup büyüdüğü topraklara duyduğu sevginin, vefanın ve memleket sevdasının en güzel örnekleridir.</strong></p>

<p>Fakat bana göre en anlamlı hizmetlerinden biri, Taraklı&#39;dan yetişen hafızlara sahip çıkmasıydı.</p>

<p>İstanbul&#39;a götürdüğü genç hafızlarla yakından ilgilenmesi, eğitimlerini takip etmesi, çeşitli camilerde görev almaları için gayret göstermesi ve dönemin İstanbul Müftüsü ile ilim çevreleri nezdindeki itibarı sayesinde birçok gencin önünü açması...</p>

<p><strong>İşte gerçek iz bırakmak budur.</strong></p>

<p><strong>Sadece güzel yazılar yazmak değil; güzel insanlar yetiştirebilmektir.</strong></p>

<p>Ancak kıymetli okuyucular, bugün üzerinde durmamız gereken önemli bir konuyu bir kez daha dile getirme gereği duyuyorum</p>

<p><strong>Hattat Hafız Saim Özel</strong>&#39;in Taraklı Ulucami Mahallesi&#39;nde uzun yıllar yaşadığı ev vefatından sonra <strong>Türkiye Diyanet Vakfı</strong>&#39;na bağışlandı. Bu anlamlı bağışın ardından evin restore edilerek <strong>Hattat Hafız Saim Özel</strong>&#39;in eserlerinin sergileneceği bir müze olarak hizmete açılması yönünde çalışma başlatılmıştı.</p>

<p><strong>Ne yazık ki aradan geçen zamana rağmen bu konuda somut bir gelişme göremiyoruz.</strong></p>

<p>Bugün o ev metruk bir halde kaderine terk edilmiş durumda. Her geçen gün biraz daha yıpranıyor, biraz daha tarihin sessizliğine gömülüyor.</p>

<p><strong>Oysa o ev, yalnızca eski bir bina değildir. Türk hat sanatına ömrünü adamış büyük bir sanatkârın yaşadığı, ürettiği ve hatıralarını bıraktığı kültürel bir mirastır.</strong></p>

<p><strong>Taraklı gibi tarihi ve kültürel değerleriyle öne çıkan bir ilçeye, Hattat Hafız Saim Özel&#39;in adını yaşatacak böyle bir müze çok yakışacaktır.</strong></p>

<p><strong>Bu evin bir an önce restore edilerek sanatseverlerin, araştırmacıların ve genç nesillerin ziyaret edebileceği yaşayan bir kültür mekânına dönüştürülmesi, hem Taraklı&#39;nın kültürel hafızasına hem de Türk hat sanatına yapılacak önemli bir hizmet olacaktır.</strong></p>

<p><strong>Çünkü vefa, sadece güzel sözlerle anmak değildir; emanetlere sahip çıkabilmektir.</strong></p>

<p>Bugün <strong>Süleymaniye Camii</strong>&#39;nin duvarlarına baktığımızda onun kalemini görebiliriz.</p>

<p><strong>Gerçek sanat sadece taşa, kâğıda ya da kubbelere yazı yazmak değildir.</strong></p>

<p><strong>Gerçek sanat, insanların hayatına dokunabilmektir.</strong></p>

<p>Bugün <strong>Hattat Hafız Saim Özel</strong>&#39;i rahmet, minnet ve şükranla anarken geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki; <strong>o, kalemiyle sanat tarihine, gönlüyle ise memleketine silinmeyecek izler bırakmış.</strong></p>

<p><strong>Şimdi ise bizlere düşen görev, onun hatırasını sadece dualarla değil, geride bıraktığı değerlere sahip çıkarak yaşatmaktır. Metruk halde bekleyen evinin restore edilerek bir hat müzesine dönüştürülmesi, bu vefanın en anlamlı göstergelerinden biri olacaktır.</strong></p>

<p><strong>Ne mutlu ardında eser bırakanlara...</strong></p>

<p><strong>Ne mutlu talebe yetiştirenlere...</strong></p>

<p><strong>Ve ne mutlu ardından hayır duasıyla anılanlara...</strong></p>

<p><strong>Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.</strong></p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25378-2-1826229626.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25378-2-1826229626.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Taceddin Dergâhı'ndan Enternasyonel Marşı Okunur mu?</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25374-taceddin-dergahindan-enternasyonel-marsi-okunur-mu</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25374-taceddin-dergahindan-enternasyonel-marsi-okunur-mu</guid>
<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 13:08:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Özbilge</dc:creator>
<description>Mustafa Özbilge'nin bir film üzerinden NATO'ya politik bakışı...</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Biz ilk gençliğimizden beri kahvehanelerde buluşmayı tercih ederiz arkadaşlarla. Dilin kemiği olmadığından kasabamızdaki kafeterya konseptini bozmayalım isteriz. Kendimizi evden bile daha rahat hissettiğimiz bir ortama karşılık gelir kahvehaneler. Tabii buranın da birtakım sorunları yok değil. Mesela istemediğin gevezenin biri masaya musallat olup kafanda boş teneke çalabilir saatlerce. Git, diyemezsin; ayıp olur. Her ne kadar dilin kemiği yok desek de tam da yurdum insanının kullandığı gibi pek işlevsel kullanamıyoruz bu çeneçal pervasızlara karşı dilimizi.<br />
***<br />
Arkadaş, hanımını kaynanasına göndermiş yarı yıl tatilinde. İyi ya... bir kez de evde toplanalım. Biz bize konuşur, Sofi'yi bu geceki çay parasından mahrum etmiş oluruz, dedik. Sofi, mekânı geç saatlere kadar açık tutan, çok sevdiğimiz çaycımız.<br />
***<br />
Toplaştık bir haneye sekiz on kişi. Şuradan buradan konuşurken pek yapmadığımız bir şey geliverdi aklıma. Film seyretmek... Teklifim, şaşkınlıkla kabul edildi ekip tarafından. O gece ve sonraki geceler, dünya sinemasının zor ve güçlü filmlerinden dokuzunu bir hafta boyunca seyrettik. <br />
***<br />
Bazen gecede iki film seyrettiğimiz de oldu. Gece seyrettik, gündüz konuştuk üzerine. Sinema okulu öğrencisi gibi didik didik ettik sahneleri. Politika, felsefe, din, hukuk, sanat, aşk... İnsana dair her konuya mevzu oldu filmler...<br />
***<br />
Filmlerden biri, İtalyan yönetmen Fellini'nin 1973 yapımı "Amarcord" isimli otobiyografik eseri. Filmde, 1930'ların faşist İtalya'sı, Adriyatik kıyısındaki küçük bir sahil kasabasından mevsim mevsim yansıtılıyor. Temelde bir olayın etrafında düğümlenmiş bir hikaye yok. Kasabadaki halkın, sene içerisinde yaşadığı trajikomik olaylar, nostaljik bir duyguyu aksettirerek sahneleniyor. Tabii Benito Mussolini'nin yükselen faşist rejimi de alaycı, ironik bir dille eleştiriliyor.<br />
***<br />
Filmdeki müzikler ve tabiat muhteşem... Teknik konuları konuşacak yetkinliğim yok. Filmin bu yazıya konu edineceğim kısmı ise şurası..<br />
***<br />
Faşist bir lider kasabaya gelecektir. Kasaba meydanı onun şerefine süslenir. Faşist semboller ve Mussolini'nin çiçeklerden yapılmış devasa portresi... Yerel faşist gruplar, faşizmin hareketli, dinamik yapısını ispatlarcasına sağa sola koşarlar askeri nizam... Liderin gelişiyle ihtişamlı bir geçit töreni düzenlenir.<br />
***<br />
Federal Liderin, kara gömleklilerle girişi, kasaba halkında büyük bir heyecan uyandırır. Şiirler, övgüler, okul çocuklarının abartılı jimnastik gösterileri... Herkes şaşkın ve coşkulu bir şekilde bu heybetli manzarayı seyretmektedir. Faşistlerin meydandaki gövde gösterisi doruk noktasına ulaştığı esnada beklenmedik bir şey olur. Kasaba kilisesinin çan kulesinden sosyalistlerin "Enternasyonel Marşı" çalar.<br />
***<br />
Faşistler affallamıştır. Önce sesin nereden geldiğini tespit etmeye çalışırlar. Sonra öfkeden çıldırarak rejime karşı yapılan bu protestoya silahlarına sarılıp kilise kulesine doğru yaylım ateşiyle karşılık verirler. Liderin karşısındaki bu güvenlik zaafiyeti kabul edilemez. Kilisenin kulesine tırmandıklarında karşılarına çıkan manzara gerçekten trajikomiktir. Kurulmuş bir gramofon...<br />
***<br />
Bu gramofonu buraya kim kurdu?<br />
***<br />
Filmin yönetmeni Fellini'nin çocukluğunu sembolize eden, 13 yaşlarındaki Titta'nın anti-faşist, emekçi, duvar ustası babası Aurelio mu? Faşist lider kasabaya geleceği zaman herkes üniforma giyerken o giymez. Aksine protesto manasına gelecek siyah bir kravat takar. Bu durumda, gramofon eyleminin arkasında onun olduğu düşünülür.<br />
***<br />
Aurelio'nun geceleyin evi basılır. Yaka paça sürüklenerek karakola götürülür. Her ne kadar sorguda, bu eylemi onun yaptığını ispatlayamasalar da hint yağı işkencesiyle onu aşağılamaktan geri durmayacaklardır.<br />
***<br />
Hint yağı işkencesi nedir? Aurelio'ya yüksek dozda hint yağı içirilir. Bu yağ, çok güçlü bir müshil etkisi gösterdiğinden; vücut, bağırsak kontrolünü tamamen kaybeder. Aurelio üstü başı pisliğe bulanmış, hor ve hakir bir şekilde evine döner.<br />
***<br />
Ankara'da 7-8 Temmuz'da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde düzenlenen operasyonlar kapsamında toplam tutuklu sayısı 145 olmuş. Sayının artacağı belli... NATO liderleri hasbelkader Taceddin Dergâhı önünden geçecek olsa... Dergâhtan Enternasyonel Marşı elbette çalacak değil. Çünkü NATO'nun Sovyetleri kalmadı artık. Öyleyse bu operasyonlar ne için?<br />
***<br />
İnsan düşünmeden edemiyor. İstiklal Marşı'nı okuyacak olanlar nerede?</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25374-0-13171727626.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25374-0-13171727626.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Kelimeler Öğretir Mi Hayat Kadar?</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25369-kelimeler-ogretir-mi-hayat-kadar</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25369-kelimeler-ogretir-mi-hayat-kadar</guid>
<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 19:36:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Onur ÇOBAN</dc:creator>
<description>Onur Çoban'ın kaleminden, hayatın acıları ve şiirin iyileştirici gücü üzerine derinlikli bir sorgulama.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kelimeler Öğretir Mi Hayat Kadar?<br />
<br />
Şu şiir insanın kalbine sestir<br />
Duyar mı işitir mi bilemem<br />
Bir fısıltıyla ulaşan nefestir<br />
Değer mi dokunur mu bilemem<br />
<br />
Daha kaç kez duracağım yazarken<br />
Bir kalp ağlar mı şiirime diye<br />
Kaç kez daha kaç kez ağlarken<br />
Diyeceğim: &quot;Şiirim kendime&quot; Diye<br />
<br />
Hastanedeyim acılı ağlayan var<br />
Şiirim bunları yazabilir mi?<br />
İçerde doğan dışarda ölen var<br />
Görmeyene şiir yetebilir mi?<br />
<br />
Bir hasta ağrısı kadar değer mi?&nbsp;<br />
Kelimeler öğretir mi hayat kadar?<br />
Bir mezar kadar zamanı gösterir mi?<br />
Şiirim dokunur mu memat kadar?<br />
<br />
İnsan yürür minvalde bir noktadır<br />
Biçim değişir virgül olur ünlem olur<br />
Yeni yerler görür tat dener yoldadır<br />
İnsanı toprak kadar ne doyurur?<br />
<br />
Şiirim;<br />
Bir yalnıza dost diye ulaştı mı?<br />
Şu döndürdüğüm kalem nedir?<br />
Şiirim;<br />
Dolmuş bir kalpte &quot;Sesim&quot; diye taştı mı?<br />
Şu cümlelerim kimedir niyedir?<br />
<br />
Şiirim;<br />
Bir kaburga sancısı kadar değse<br />
Bir şükür olsa cana kalbe ulaşsa<br />
Şiirim;<br />
Bir sancıya hemhal olup doğsa<br />
Bir sabır olsa, az lavanta koksa<br />
<br />
Safih derim yazarım kimdir ben?<br />
Hemhal olup yakarışım oldu mu?<br />
Dert diye başlayıp canhıraş şiirden<br />
Bir canın kalbi deva buldu mu?<br />
<br />
Şu şiirim yol oldu mu?<br />
Toprak gibi doyurdu mu?</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25369-0-19361425626.png" length="0" type="image/png" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25369-0-19361425626.png" medium="image" type="image/png" />
</item>
<item>
<title>Kur'an'ın Işığında Kadın ve İnsanlık</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25326-kuranin-isiginda-kadin-ve-insanlik</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25326-kuranin-isiginda-kadin-ve-insanlik</guid>
<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 19:30:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fahrettin YILDIZ</dc:creator>
<description>Kur'an'ın kadına bakışını geleneksel ön yargılardan ve modern dayatmalardan arındırarak, insanın öz değerini yeniden keşfetmeliyiz.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Video içeriğinden otomatik özetlenmiştir</p>

<h2>Kur&#39;an&#39;ın Işığında Kadın: Geleneksel Algı ile Modern Dayatmalar Arasında İnsanı Yeniden Bulmak</h2>

<p>Bakara 240, 241, 242 Ayetler; 2. Bölüm</p>

<p>Kadın ve cinsiyet konusunu Kur&rsquo;an bağlamında doğru anlayabilmek için, ne geçmişi tamamen karalamak veya yok saymak ne de eksiklikleri görmezden gelmek gerekir. Objektif bir değerlendirme yapmak ve bu hayati meseleyi zeminine oturtabilmek için öncelikle klasik tefsir literatüründeki kadın imajı ile Kur&#39;an&#39;ın asıl mesajı arasındaki farkı cesaretle ortaya koymalıyız.</p>

<h2>Klasik Tefsir Geleneğindeki Kadın Algısı ve Çelişkiler</h2>

<p>Klasik literatürümüze, bilhassa tefsir geleneğimize baktığımızda, kadının tamamıyla &quot;erkek üzerinden&quot; tasvir ve tarif edildiğini görürüz. Bu anlayışta erkek &quot;asıl&quot; ve kendisine uyulan (metbu) kabul edilmiş; kadın ise &quot;fer&quot; (ikinci planda) ve uyan (tabi) olarak görülmüştür. Kur&#39;an&#39;da yer almamasına rağmen tefsir literatüründe maalesef kategorik bir ayrım yapılmıştır. Örneğin, Hz. Adem&#39;in topraktan, eşi Hz. Havva&#39;nın ise onun kaburga kemiğinden yaratıldığı inancı öne çıkarılmış, kadının erkekle türdeş yaratıldığından söz eden ayetler genellikle göz ardı edilmiştir.</p>

<h3>Yaratılış ve Cennetten Çıkarılma Kıssalarındaki Farklılıklar</h3>

<p>Benzer şekilde, cennetteki yasak ağaca yaklaşma hadisesi Kur&#39;an&#39;da müşterek bir hata olarak zikredilmesine rağmen (Araf Suresi 23. ayette &quot;İkisi dediler ki: Rabbimiz...&quot; buyrulur), gelenekte bu olay Havva, yılan ve şeytan işbirliği bağlamında izah edilmiştir. Kadın, biyolojik ve fizyolojik özellikleri öne sürülerek aklı az, şehveti çok, şeytani telkinlere açık, tehlikeli bir varlık olarak resmedilmiştir. Ancak ne gariptir ki, konu &quot;annelik&quot; olduğunda aynı kadın aniden melek statüsüne yükseltilmektedir. Bu yaman çelişki, müfessirlerin eserlerine yansıyan kadın algısının Kur&#39;an&#39;a değil, belli bir çağın ve kültürel çevrenin zihniyetine dayandığını açıkça göstermektedir.</p>

<h2>Kur&#39;an Ayetlerini Doğru Anlamak: Nisa Suresi 34. Ayet Örneği</h2>

<p>Kur&#39;an&#39;daki ayetleri, onların iniş maksadını ve ontolojik zeminini anlamadan sırf metin üzerinden okursak yanılgıya düşmemiz kaçınılmazdır. Örneğin, meallerde genellikle &quot;Erkekler kadınların koruyucusu ve onlardan üstündür&quot; şeklinde çevrilen Nisa Suresi 34. ayetteki &quot;Er-Rical&quot; kelimesi, genel anlamda erkek cinsini değil, aile hukuku bağlamında &quot;kocaları&quot; ifade eder. Ayette geçen &quot;Kavvam&quot; vasfı da, klasik tefsirlerde iddia edildiği gibi erkeğin yaratılıştan gelen ontolojik bir üstünlüğü veya akıl/güç fazlalığı değildir. Burada ontolojik bir üstünlükten ziyade &quot;fonksiyonel bir yetki farklılığına&quot;, yani aile içi bir görev ve sorumluluğa vurgu yapılmaktadır. Kur&#39;an&#39;ın asıl hedefi; erkek olmanın üstünlük ve avantaj olduğuna dair yaygın olan telakkilerin Allah katında hiçbir değerinin olmadığını insanlığa haykırmaktır.</p>

<h2>Kur&#39;an&#39;ın Cinsiyet Yaklaşımı: Değersel ve Durumsal Beyanlar</h2>

<p>Kur&rsquo;an&rsquo;ın cinsiyet ve kadın konusundaki beyanlarını doğru anlamak için bunları iki temel kategoriye ayırmak mecburiyetindeyiz: Değersel beyanlar ve Durumsal beyanlar.</p>

<h3>Değer İçerikli Beyanlar: Mutlak Denklik</h3>

<p>Değer içerikli beyanlar; şirkten sakınmak, ana babaya iyi davranmak, adaletten şaşmamak, namaz kılmak, oruç tutmak gibi temel inanç ve ahlak normlarıdır. Bu mutlak hidayet alanında kadın-erkek ayrımı yoktur; mutlak bir denklik (müsavat) vardır. Allah amel terazisinde cinsiyet ayrımı gözetmez. Kur&rsquo;an; inanan herkesi aynı davanın savunucusu ve birbirinin &quot;velisi&quot; (sahibi, koruyucusu, dert ortağı) olarak görür.</p>

<h3>Durumsal Beyanlar: Adalet ve Hakkaniyet</h3>

<p>Durumsal ve olgusal nitelikteki beyanlar ise doğrudan toplumsal düzen ve hukukla ilgilidir. Kur&rsquo;an durumsal konularda mutlak bir &quot;eşitlik&quot; hedefini değil, &quot;adalet ve hakkaniyeti&quot; esas alır. Bu alandaki düzenlemeler kadının değersizliğini veya hak mahrumiyetini değil, fıtrata uygun bir görev taksimini ve gerektiğinde görev muafiyetini hedefler. Eğer Kur&#39;an&#39;ın zaman ve şartlarla kayıtlı olan &quot;durumsal&quot; beyanlarını, ebedi &quot;değer&quot; beyanları gibi algılarsak, insanlık adına içinden çıkılmaz problemlerle yüzleşiriz.</p>

<h2>Modern Dünyanın Dayatmaları ve Kadının Metalaşması</h2>

<p>Bugün modern dünyada da toplumsal cinsiyet tartışmaları maalesef konuyu zemininden kaydırmaktadır. Günümüzde cinsiyet meselesi, ana-baba ve akrabalık hukuku gibi derin insani bağlardan koparılarak sadece &quot;erillik-dişillik&quot; çatışmasına, dar bir rekabet kategorisine indirgenmiştir. Modernite, kadını geleneksel yapıların haksızlıklarından kurtarma iddiasıyla yola çıkmış ancak sonuçta kadını tüketim ekonomisinin bir metaı haline getirmiştir. Evinde yaptığı kıymetli işler basit ve değersiz gösterilirken, kapitalist çarkın içinde dışarıda ezilmesi ona &quot;çağdaşlık ve ilericilik&quot; olarak sunulmuştur. Değer yargılarımız öylesine altüst olmuştur ki, kırsalda koyun çobanlığı yapmak gericilik ve bayağılık sayılırken, bugün şehirlerde köpek gezdiriciliği yapmak çağdaş bir statü sembolü haline gelmiştir.</p>

<h3>İnsanın Bütünlüğüne Yapılan Haksızlık</h3>

<p>Tevhidin ve insanlığın ilk bölünme ve parçalanma anı; insanın &quot;insanlığının&quot; ikinci plana düşüp &quot;cinsiyetinin&quot; veya dünyevi statüsünün öne çıkarıldığı andır. İster erkeği öne çıkarın, ister kadını; bu insanın bütünlüğüne yapılmış en büyük haksızlıktır.</p>

<h2>Sonuç: Çözüm İnsanın &quot;İnsanlığını&quot; Yeniden Merkeze Almakta</h2>

<p>Kur&rsquo;an, indiği dönemde kadını erkeğin iki dudağı arasına sıkıştırılan o karanlık &quot;Cahiliye kültürü&quot; kaderinden kurtarmış, akılların ve vicdanların yanında saf tutmuştur. Ne acıdır ki, aradan geçen asırlar içinde bu ilahi hakikat önce tarihsel hafızada yaralanmış, bugün ise kadın bu kez de &quot;Çağdaş kültürün&quot; dayattığı yeni bir kadere mahkûm edilmiştir. Sömürülen kadının, kendine özgürlük adı altında dayatılan bu yeni mahkûmiyetin farkına varması şarttır.</p>

<p>İslam toplumları, bu meseleyi dışarıdan ithal edilen ve insanı erillik-dişillik kavgasına hapseden yabancı ideolojilerle çözemez. Çözüm; dinimizin bünyesinde yatan o devasa ahlaki ve hukuki potansiyeli yeniden kuşanmakta, Kur&rsquo;an&rsquo;ın üstün değerlerine sadık kalarak, insanın &quot;insanlığını&quot; tekrar merkeze almakta yatmaktadır. Bu hakikate dönülmediği sürece insanlık içine düştüğü bu buhranda kıvranmaya devam edecektir.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25326-0-1946116626.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25326-0-1946116626.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Sakaryaspor'un Hali Bir Bilmece</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25367-sakaryasporun-hali-bir-bilmece</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25367-sakaryasporun-hali-bir-bilmece</guid>
<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:50:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>İzzettin KÖMÜRCÜ</dc:creator>
<description>İzzettin KÖMÜRCÜ'nün kaleminden</description>
<content:encoded><![CDATA[<h1>Sakaryaspor&#39;un son durumu gerçekten garip. Daha doğrusu, artık garip olmanın ötesinde endişe verici bir noktaya gelmiş durumda. Şehrin en önemli ortak değeri olan Sakaryaspor&#39;a sahip çıkan görünmüyor. Daha da kötüsü, kulübün içinde bulunduğu tablo karşısında hakim olan şey sessizlik.</h1>

<p>Genel kurul ne zaman yapılacak?</p>

<p>Nasıl bir yönetim oluşacak?</p>

<p>Kulübün geleceğine dair somut bir gelişme neden yok?</p>

<p>Bu soruların cevabını bugün ne taraftar biliyor ne de kamuoyu.</p>

<p>Zaman ise hızla akıp gidiyor. Yeni bir yönetim oluşacak, teknik kadro kurulacak, futbolcu transferleri yapılacak, sezon öncesi kamp programı hazırlanacak ve ardından Sakaryaspor 2. Lig&#39;de mücadeleye başlayacak. Bunların hepsi ciddi planlama ve mali güç gerektiriyor.</p>

<p>Üstelik ay sonuna kadar yapılması gereken ödemelerden söz ediliyor. Böyle bir ortamda yönetime talip olacak insanların omuzlarına binecek yükün ne kadar ağır olduğu ortada.</p>

<p>Peki bu süreçte kimler öncülük etmeli?</p>

<p>Bana göre cevabı çok açık.</p>

<p>Sakarya Yeni Atatürk Stadı&#39;nın protokol tribününde yıllardır en ön sıralarda oturanlar...</p>

<p>Sakaryaspor başarılı olduğunda boynuna yeşil-siyah atkıyı takıp kameralar karşısına geçmek için adeta yarışanlar...</p>

<p>Bugün de ortaya çıkmalı ve sorumluluk almalıdır.</p>

<p>Çünkü zor günlerde ortada görünmeyenlerin, iyi günlerde verilen pozların da bir anlamı kalmaz.</p>

<p>Asıl soru ise şu:</p>

<p>Sakaryaspor bu hale nasıl geldi?</p>

<p>Bu noktaya gelinmesinde kimlerin sorumluluğu var?</p>

<p>Yıllardır yapılan yanlışların, günü kurtaran kararların ve plansızlığın bedelini bugün tüm şehir ödüyor. Ancak geçmişte hata yapanları konuşmak kadar, geleceği kurtarmak için çözüm üretmek de önemli.</p>

<p>Ne yazık ki görünen o ki, sorunun çözümü için yine gözler Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Yusuf Alemdar&#39;a çevrilmiş durumda. Herkes onun vereceği işareti bekliyor.</p>

<p>İnsan ister istemez şu sözü mırıldanıyor:</p>

<p>&quot;Yok mu başka çaresi sübhanallah...&quot;</p>

<p>Koca şehirde, yüz binlerce Sakaryaspor sevdalısının bulunduğu bir yerde, kulübün geleceği neden birkaç kişinin inisiyatifine bağlı olsun?</p>

<p>Sakaryaspor&#39;un hali gerçekten bir bilmece gibi.</p>

<p>Ama ne olursa olsun, bu şehir Sakaryaspor&#39;dan vazgeçemez. Çünkü Sakaryaspor bizim için sadece bir futbol kulübü değildir. Çocukluğumuzun hatırası, şehrimizin ortak heyecanı, sevincimiz ve hüznümüzdür.</p>

<p>Bazı gazeteci arkadaşlarımızın da her gün yeni bir söylentiyle taraftarı oyalamayı bırakması gerekiyor. Taraftar artık dedikodu değil, somut adım görmek istiyor. Umut veren açıklamalar değil, gerçekçi çözümler duymak istiyor.</p>

<p>Geçen her gün çok kıymetli.</p>

<p>Sakaryaspor&#39;un bu hazin gidişten bir an önce kurtulması gerekiyor.</p>

<p>Çünkü yöneticiler gelir geçer, futbolcular değişir, teknik adamlar değişir.</p>

<p>Ama bir gerçek değişmez:</p>

<p>Sakaryaspor sevgisi ölümsüzdür</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25367-1-10495324626.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25367-1-10495324626.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Ömer Muhtar'ın Gözlüğünden NATO Çatalını Göremeyen Körler</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25366-omer-muhtarin-gozlugunden-nato-catalini-goremeyen-korler</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25366-omer-muhtarin-gozlugunden-nato-catalini-goremeyen-korler</guid>
<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 04:46:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Özbilge</dc:creator>
<description>Mustafa Özbilge, NATO'nun küresel politikalarını ve tarihin derinliklerinden gelen Ömer Muhtar mirasını çarpıcı bir dille sorguluyor.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p>O gözlük, hakikatin basiret dürbünüydü tarihte. "Dûr", uzak demekti Farsçada; "bîn" ise görmek. Dürbün, uzağı gösterir içindeki mercekler vasıtasıyla. Dürbünün tersinden bakanlar, etrafında olanları yakından görme şansına sahip değildir. Çünkü bu yanlış bakış, kendini NATO'nun bir aleti olarak küçük düşürür. Güya onlar onları kullanır, onlar da onları kullanır. Böylece stratejik bir bakışla düşmanın şerrinden emin olunur. Ne maslahat!<br />
***<br />
2010 yılında İzmit Bit Pazarı'nda elime rahmetli Muammer Kaddafi'nin maroken kaplı Yeşil Kitab'ı geçmişti. Tertemiz kılıfında, ismiyle müsemma her tarafı yemyeşil bir kitap... Arap Baharı başlayalı neredeyse bir yıl olacaktı. Kitabın Bit Pazarı'na düşmesiyle NATO'nun Libya'ya çökmesi arasında bir ilişki olabileceğini hemen kestiremezdim. Libya'da karışıklıklar başlamamıştı henüz.<br />
***<br />
Ve bir sabah emekli İngilizce öğretmeni Ekrem Amca küfür ede ede dükkana girdi. Ziyaretçisi, müşterisinden çok olan bizim sahhafa, bazı sabahlar siftah atmaya gelirdi. Hayırdır, dedim Ekrem Amca'ya. Otur da soluklan. Galiz küfürler yakışıyordu onun ağzına. O zaman seksene yakındı yaşı. Eski bir ülkücüydü rahmetli Ekrem Amca.<br />
***<br />
Eli ayağı titreyerek tabureye çöktü. "Kruvazörler Akdeniz'de... NATO Libya'yı vuruyor! Haberin yok mu oğlum?" dedi. O an, gözüm gayriihtiyari, üst raftaki Muammer Kaddafi'nin Yeşil Kitab'ına çarptı. Göz göze geldik. Filmi hemen iki sene önceye sardım. Çünkü beni asıl etkileyen şey, 10 Haziran 2009'da olmuştu.<br />
***<br />
Otuz yıl boyunca ülkesini işgal eden İtalya'ya, tarihi bir ziyaret gerçekleştirmişti Kaddafi. İtalya'ya gelişi sırasında göğsünde zincire vurulmuş Çöl Aslanı Ömer Muhtar'ın fotoğrafı yer alıyordu. Kaddafi, İtalyan sömürüsüne karşı direnişin efsanevi kahramanı Ömer Muhtar'ın fotoğrafıyla neyi murad ettiğine kendisi açıklama getirmişti.<br />
***<br />
"Bu fotoğraf bir trajediyi simgelemektedir. Ömer El Muhtar'ın idamı, Libya halkı için büyük bir trajediydi. Hıristiyanlar için İsa'nın öldürülmesi gibi bir şeydi. Sizin bazılarınızın boynunda taşıdığı haç ne ise; bu fotoğraf da Libyalılar olarak bizler için aynı şeydir. Fotoğraf, Ömer El Muhtar'ın idam öncesindeki anını gösteriyor. Faşist subayların gülmekte oldukları görülüyor. Ömer El Muhtar, Bingazi'nin güneyinde göstermelik bir mahkemede yargılanarak sıradan bir asi gibi idama mahkum edilmişti..."<br />
***<br />
Berlisconi, "Eski defterleri kapattık." demişti Kaddafi'ye. Oysa Kaddafi ve bölgenin tamamı için yeni ve kanlı bir defter çoktan açılmıştı. Her zaman Filistin'in yanında duran, 1974'te, Kıbrıs'ta bütün dünya Türkiye'ye sırtını çevirmişken desteğini esirgemeyen Kaddafi'nin, ülke ve bölgeye dair milli politikaları oldukça rahatsızlık vermekteydi. Emperyalistlerin iştahını kabartan yer altı kaynakları ise Libya'nın işgal edilmesi için başlıbaşına bir sebepti.<br />
***<br />
7 aylık saldırı esnasında sadece Fransız uçakları 6 bine yakın sorti gerçekleştirmişti. Libya saldırısına 1 denizaltı, 4 fırkateyn, 1 yardımcı gemiden oluşan güçlü bir deniz kuvvetiyle katılan Türkiye; 6 adet F-16 savaş uçağıyla desteğini verecekti. Allah'tan, bildiğimiz kadarıyla, Türk uçakları bombalamalarda bulunmayıp savunma, devriye görevi görmüşlerdi.<br />
***<br />
Nihayet NATO, 20 Ekim 2011'de Kaddafi'yi, doğduğu şehir Sirte'de linç etti. Ömer El Muhtar'ın göğüste taşınan fotoğrafının hesabı böyle ödetildi.<br />
***<br />
Adına ister "terörizmle mücadele" ister "demokrasi, medeniyet" desin, bugün Sovyet yayılmacılığının, komünizmin olmadığı bir zamanda, NATO'nun tek bir vazifesi vardır: Amerikan düzenini dünyanın her yerine zorla yerleştirmek.<br />
***<br />
Hem Filistin diye bağırıp hem NATO'nun çatalından yiyilebilir mi?<br />
***<br />
NATO'nun üyesi olmadığı halde, temelden müttefik olma vasfını kazanmıştır terörist İsrail. Güya NATO'da değildir; fakat onun politikalarının NATO stratejileriyle müşterekliğini görebilmek için basit bir gazete okuru olmak da yeterlidir. Zira NATO tatbikatlarının her türlü güvenilir ortağıdır İsrail. Bilgi, teknoloji, siber güvenlik... Her kalemde bulunur.<br />
***<br />
Filistin'de soykırımın gerçekleşebilmesi için İngiltere, Fransa, Amerika gibi NATO'nun en güçlü üyeleri İsrail'e çok büyük derecede askeri, istihbarat ve diplomatik desteklerde bulundu ve bulunmaya devam ediyor. Hal böyleyken şunu iyi bilmeliyiz ki NATO, şeytanın elinde tuttuğu kanlı bir çataldır, Anadolu yabası değil... Yaba, Hacı Bayrâm-ı Velî'nin elinde harman savurur, kuru ot ve saman toplar Ankara topraklarında...</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25366-0-4593323626.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25366-0-4593323626.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
<item>
<title>Vahyin Gölgesinde Kadın ve Fıtrat</title>
<link>https://www.tarakliajans.com/makale/25325-vahyin-golgesinde-kadin-ve-fitrat</link>
<guid isPermaLink="true">https://www.tarakliajans.com/makale/25325-vahyin-golgesinde-kadin-ve-fitrat</guid>
<pubDate>Sat, 20 Jun 2026 19:26:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Fahrettin YILDIZ</dc:creator>
<description>Kur'an'ın kadına tanıdığı haklar, akıl ve vahiy dengesi ile selim fıtratın korunması üzerine derinlikli bir bakış.</description>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Video İçeriğinden Otomatik Olarak Özetlenmiştir.</em></p>

<h2>Vahiy ve Aklın Birlikteliği</h2>

<h3>Bakara 240, 241, 242 Ayetler 1. Bölüm</h3>

<p>Kur&#39;an-ı Kerim, hükümlerini ortaya koyarken bizi daima düşünmeye ve aklımızı kullanmaya davet eder. Vahiy ve akıl birlikteliği dinin anlaşılmasında en temel unsurdur. Yüce Allah, ayetlerini bizlere aklımızla anlayalım, kavrayalım ve irademizle hayatımıza taşıyalım diye açıklar. Zira din, iradeye yönelik bir tekliftir. Akıl, hikmetin yabancısı değildir; altını çizerek söylüyorum, tam tersine onun yoldaşı ve taşıyıcısıdır. Bizler Allah&rsquo;ın ayetlerini aklımızla anlamaz ve üzerinde düşünmezsek, o ayetlerin hayatımızda onarıcı bir karşılığını göremeyiz.</p>

<h3>İlahi Hikmet ve Aile Kurumu</h3>

<p>Dinin kuralları kuru birer kanun metni değildir. İnsanı insan yapmadıkça, onu belli bir kemale erdirmedikçe ve zaaflarını onarmadıkça salt kuralların toplumu ıslah etmesi beklenemez. Bu ilahi hikmetin en bariz tecelli ettiği alanların başında ise aile kurumu ve kadının toplumsal statüsü gelir.</p>

<h4>Tarihsel Perspektifte Kadın Hakları</h4>

<p>Hukuk tarihi alanındaki araştırmalar bize şunu çok net göstermektedir: Tarihte kanun yoluyla kadının hukuki durumunu belirleyen ve ona bağımsız bir statü tanıyan ilk sistem İslam&#39;dır. Batı hukukunun temeli sayılan, muhteşem bir sisteme sahip olmasına rağmen ahlaken çöktüğü için toplumunu kurtaramayan Roma hukukunda dahi kadın, kocasının bir &quot;mülkü&quot; olarak görülmüş ve ona müstakil bir statü tanınmamıştır. Bu, tarihi bir vakıadır. Kur&#39;an ise kadını bir &quot;huzur kaynağı&quot; (Rum Sûresi, 21) olarak tanımlamış, insanlık ortak paydasında kadın ve erkeği birbirinin tamamlayıcısı kılmış, aralarında hiçbir derece farkı gözetmemiştir.</p>

<h3>Kur&#39;an&#39;ın Şefkat ve Güvence Sistemi</h3>

<p>Kur&#39;an&#39;ın aile hukukuna, bilhassa da eşi vefat eden veya boşanan kadınların durumuna yaklaşımı, emsalsiz bir şefkat ve güvence sistemidir. Bakara Sûresi&rsquo;nde yer alan hükümler, kadının hiçbir şartta mağdur edilmemesini, çaresiz kalıp sokağa atılmamasını temel gaye edinir. Eşi vefat eden kadına iddet süresince barınma imkânı sunulurken, yoksulluk çekmemesi için bir yıl boyunca geçiminin sağlanması kocaya vasiyet, geride kalanlara ise vicdani bir görev olarak yüklenmiştir. Kadın dilerse bu süreyi koca evinde geçirir, dilerse kendi yolunu çizer. Görüldüğü üzere Kur&#39;an, kadına kendi iradesini kullanma ve geleceğini belirleme hakkı tanımaktadır.</p>

<h3>Boşanmada Adalet ve İhsan</h3>

<p>Evlilik, İslam&rsquo;da karşılıklı iyi niyete dayanan bir kurumdur. Ne var ki, insanın zaaflarından ve zayıflıklarından dolayı bazen bu yuvanın dağılması kaçınılmaz olabilir. Ancak Kur&#39;an, boşanma gibi en olumsuz ve acı bir durumda dahi adaleti ve ihsanı elden bırakmamayı emreder. Boşanmayı bir kin, öfke ve intikam aracına dönüştürmeyi kesinlikle yasaklar. Boşanan kadınlara, hakları olan nafaka ve mehirin dışında &quot;meta&quot; (gönül alıcı, onları memnun edecek bir hediye veya imkân) verilmesi, Kur&#39;an&rsquo;ın ifadesiyle &quot;müttakiler üzerine bir borçtur.&quot; Müslüman, &quot;Nasıl olsa boşanıyorum&quot; diyerek her türlü haksızlığı ve vefasızlığı kendine mubah göremez. Veda ederken bile asaletini ve inancının zarafetini korumak zorundadır.</p>

<h3>Modern Savrulmalar ve Fıtratın Korunması</h3>

<p>Ne var ki, Kur&#39;an&#39;&#39;ın kadına tanıdığı bu eşsiz haklar, güvenceler ve vicdani yaklaşım, zaman içinde İslam toplumlarının tarihsel ve kültürel hafızasında maalesef çeşitli yaralar almış, zaman zaman asıl bağlamından koparılmıştır. O muazzam değerler sistemi, geleneksel bazı yanlış algıların gölgesinde kalmıştır. Diğer taraftan, Batı dünyasında geçtiğimiz yüzyılda sanayi devrimiyle başlayıp günümüze uzanan kadın hakları hareketleri de kadını layık olduğu mevkiye taşımak niyetiyle yola çıkmış; ancak gelinen noktada kadının fıtratını ve tabiatını tamamen göz ardı eden bir maceraya dönüşmüştür. Kadını cinsiyetsizleştiren, onu salt teknolojik veya biyolojik bir düzleme hapseden bu modern savrulma, kadına gerçek anlamda hakkını ve huzurunu verememiştir.</p>

<h3>Geleceğe Dair Sorumluluk</h3>

<p>Bugün, dinin korunması için önce insanın, bilhassa da insanın &quot;selim fıtratının&quot; korunması gerekmektedir. Hem İslam âlemine hem de ilim insanlarına düşen hayati bir görev vardır: Batı&#39;nın düştüğü fıtrat bunalımını ve kendi tarihimizdeki marazlı bakış açılarını doğru teşhis etmek zorundayız. Kendi kusurlarımızla ve gelenekteki yanlış kadın algılarıyla yüzleşmeden, insanlığa sunabileceğimiz evrensel bir reçete olamaz. Kur&#39;an&#39;ın aydınlık mesajını, vahiy ve akıl birlikteliğiyle yeniden okuyarak; kadının saygınlığını, ailenin huzurunu ve toplumun vicdanını ihya edecek ilkelere sıkı sıkıya sarılmalıyız.</p>

<p>Unutmayalım ki, insanı yaşatmayan, kadının onurunu yüceltmeyen ve selim fıtratı korumayan hiçbir sistemin insanlığa vadedeceği bir gelecek yoktur.</p>
]]></content:encoded>
<enclosure url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25325-0-19315316626.jpg" length="0" type="image/jpeg" />
<media:content url="https://www.tarakliajans.com/haberresim/2026/6/h-25325-0-19315316626.jpg" medium="image" type="image/jpeg" />
</item>
</channel>
</rss>