Büyükşehir'in Taraklı Hıncı
İstanbul’un daracık sokak aralarında top oynamaya çalışan çocukları gördükçe üzüntü duyarım hep. Top oynanan o dar sokakların beton veya asfalt olması, park edilen arabalarla alanın daha da daralması ve üstüne gelip geçen araçlarla oyunun sürekli bölünmesi çocuklara duyduğum üzüntümü katmerleştirir. Ne var ki bu çarpık kentlerin çocukları, içerisine doğmuş oldukları bu acınası durumu yadsımayarak belki farkına bile varmayarak oyunlarına devam ederler.
***
Kent çocuklarının bu durumlarını, benim gibi taşrada, kırsalda büyüyen arkadaşlarla konuşurken kendi çocukluğumuzda sahip olduğumuz tabii imkânlardan, doğal oyun alanlarından bahseder; talihimize şükrederiz. Küçük kasabalar, her ne kadar şehirlerin o dağdağalı imkanlarını barındırmasa da sağlamış olduğu geniş toprak ve yeşil alanlar ile çocukluğumuzu dolu dolu geçirmemizin imkanını vermişti bize.
***
Taraklı'nın Yusufbey Mahallesinde(karşımahalle) büyüyen herkesin, çocukluk denildiği zaman aklına gelen ilk şey “Çınardibi” olur. Asırlardır varlığını sürdüren, nice nesilleri ihtişamlı gölgesi altında serinleten ulu çınar, mahallenin tam orta yerinde tarihe vurulmuş bir mühür gibi durur. Çınarı çevreleyen geniş alanda çocuklar kimi zaman futbol, istop, yakantop; kimi zaman misket, gazoz-kapak, saklambaç, yakalamaca; kimi zaman da kendi yaratıcılıkları nispetinde kumdan kale ve fırın yapmak, çamurdan tencere, tabak yapmak gibi türlü türlü oyunlar oynarlardı. Yine Çınardibi’nin üst kısmında “koç boynuzu” denilen bir bitki yetişirdi ki bunun küçük kancalarıyla lades kemiğinde olduğu gibi yenişmeye çalışırdı çocuklar. Mevsime, vakte, çocuk sayısına göre değişirdi oyunlar.
***
Son zamanlarda Çınardibi, yapılan küçük dokunuşlar ve düzenlemelerle sadece çocukların oyun oynayacakları bir alan değil, aynı zamanda mahallelinin, misafirlerin oturup soluklanabilecekleri, piknik yapabilecekleri daha ferah bir yer hâline gelmişti. En son Kurban Bayramına geldiğimde mahalleli çocukların top oynadığını görünce seneler sonra ben de onlarla birlikte Çınardibi’nde top oynamıştım. Nereden bilecektim ki bu sadece benim değil tüm çocukların burada son top oynayışıymış.
***
Çınardibi için Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan bir projenin hayata geçirileceğini duyduğumuzda ister istemez içimizi çekip endişelenmiştik. Taraklı’daki Kocabıyık Parkı ve Rüştiyeönü, Hamamönü gibi alanların başına gelenler, Çınardibi’nin de başına gelir miydi? Büyükşehir, küçük bir kasabadaki küçük bir alanın işlevselliğini, güzelliğini masa başında büyük büyük paralarla hazırlanan simetrik peyzaj projeleriyle yine mahveder miydi?
***
Yok, olamazdı!
***
Eski parkın ve bahsi geçen alanların yerlerine yapılan gudubet projelerin ortaya çıkarttığı hoşnutsuzluk ve tepkilerden sonra kimse böyle bir şeyi yapmaya yeltenmezdi. Duyumlarımız ve temennimiz bu yöndeydi.
***
Ta ki yaz tatili için geldiğim Taraklı’da, Çınardibi’nin yemyeşil alt ve üst kısmının betona ve taşa gömüldüğünü görene kadar…
***
Artık ne çocukların top oynayabilecekleri geniş bir alan ne de insanın içini açan ferah bir tabiilik kalmıştı. Alanın büyük bir kısmı modern büyükşehirlerde görmeye alıştığımız simetrik bir yapaylıkla doldurulmuştu.
***
Görüştüğüm insanlar durumdan duymuş olduğu memnuniyetsizliği bir şekilde ifade ediyor; Taraklı’nın en güzel yeşil alanlarından birinin heba edildiği, çocukların oyun alanlarının ortadan kaldırıldığı, kültürel hafızanın zarar gördüğünden bahisle herkes söyleniyor.
***
Tüm bu tepkilerin gelebileceği ortadayken yetki sahipleri hangi gözü peklikle, hangi saiklerle böylesi bir işe defaten girişebiliyor?
***
“Kıymet bilmez insanlara” rağmen halka hizmet hakka hizmettir düsturuyla mı?
***
Yoksa proje sahiplerine, müteahhitlere akıtılacak paralar hürmetine mi?
***
Ya da büyük şehirlerde daracık beton sokaklarda oynayarak(!) büyüyen travmalı çocuklar, sahip olamadıkları imkânların hıncını mimar ya da müteahhit olup Çınardibi’ni betona boğarak mı çıkartmak istiyor?
***
Ve her şeyden önemlisi biz, memleketin sahibi olduğu zannını yaşayan sıradan insanlar… Memnuniyetsizliklerimiz, şikayetlerimiz neden bir şeye dönüşmüyor?
***
Doğru kanalla doğru adrese meramımızı iletemediğimiz için mi, yoksa birilerini gücendirmemek, kimseyle kötü olmamak adına sadece karnımızdan konuştuğumuz için mi?
***
İşlenen suçlardan, çirkinliklerden bizim payımıza ne düşüyor?
