cinarharita

Katastroftan Katarsise Bir Sahne (56)

Mustafa Özbilge'nin yeni yazısı yayında...
Mustafa Özbilge Mustafa Özbilge
Yayın: Güncelleme:
I.
Bin deveyi bir akceye güderdi
Onun da nısfını zekat ederdi
Develer bileşince tevhid ederdi
Yemen illerinde Veysel Karani
Yûnus Emre
***
Katastrof; altüst olmak, felaket anlamına geldiği gibi tiyatroda olayların tersyüz olup felaketle sonuçlanması olarak da anlaşılır. Katarsis ise arınmaktır (tezkiye). Aristoteles'in Poetika'sında, geçen bu kavram da şöyle anlaşılabilir. Tiyatroda dehşeti, korkuyu gören seyirciler, bu duyguları hissederek içsel bir arınma yaşarlar. Seyirci tragedyadaki karakterlerin yerine kendini koyar ve yaşadığı bu tecrübeyle arınır. Yani katarsis gerçekleşir.
***
Üç yıl içinde öldürülen ve yaralananların toplam sayısının 100 binlerle ifade edildiği bir sahne var karşımızda. Yüzde 85'i belki de fazlası sivildi bu insanların. Sistematik soykırımın dur durağı yok, yaşanıp bitmiyor. Filistin'i en temel ihtiyaçlardan mahrum bırakarak devam ediyor soykırım.
***
Bombalanan hastanelerin yerine, yenileri yapılmadı. Ölen ve tutsak edilen doktorların yeri de doldurulmadı. Hastalıklar, haşarat, ilaç, gıda ve su problemi gündelik meseleler oldu. Yazın sıcağı, kışın soğuğu ve yağmuru; parçalanmış yamalı çadırlarda karşılanıyor. Ölenler öldü, fakat kalanların hayatını devam ettirmesinin imkânı da gelecek yardımların engellenmesiyle yok ediliyor.
***
Biz bu sahnedeki trajedyanın neresindeyiz? Koltuklarına oturmuş, yaşanan felaketin karşısında merhamet duygumuzla arınmakta mıyız? Dökülen göz yaşlarımızla benliğimiz yunuyor mu?
***
Öncelikle hepimizin burada takındığı bir persona (maske) var ve o personaya göre sahnede tavrımızı belirgin kılıyoruz. Bazıları doğrudan ve dolaylı olarak soykırımcıları ticari ve politik işleriyle destekliyor. Bazıları ise desteklemeyip karşı çıkıyor. İşinde gücünde olup meseleyle hiç alakası olmayanlar da var. Onlar, saatteki dişli gibi ait oldukları çarkın bilinçsiz işleyen tiktokları olarak mutlular. Neticede herkesi personasından tanıyoruz.
***
Maske burada, gerçeği gizleyen bir örtü değil, bilakis Jungcu ifadeyle arketiplerimiz, kendimize dönen yönümüz, veçhe. Oyun; anlamını, personelin personasıyla tezahür ettiriyor. Bazıları için heyecan verici bir şey bu, çünkü her gün düşen maskelere şahit oluyorsunuz. Oysa maskelerin düşmesinin bir anlamı yok. Çünkü maske sahiplerinin kendi maskelerini bilerek düşürüyormuş gibi yapması da politik bir kıvraklığın cilvesi. Dolayısıyla personayı, mevcut haliyle doğru okuyanların, hiçbir zaman maske düşürme beklentisinde olmadığını biliyoruz. Mesela Amerika'nın maskesi düştü ifadesi ne kadar ahmakça!
***
Yine İsrail'in ticari ilişkilerinin ifşa edildiği bir eylemdesiniz, eyleminizin engellenmesi karşısında, engelleyenlerin maskesinin düştüğünü söylüyorsanız, burada bir anlam ifade etmiyor bu cümle. Çünkü az sonra sizi engelleyenlerin, Filistin desteği bir mitingde en ön safta boy gösterdiğine, hatta mitingi organize ettiğine şahit olabilirsiniz. İşte onun personasının esasını doğru okumak gerekiyor. 
***
Biz sermayecilik/amerikancılık personasından rahatsız olmayıp sadece Filistin hassasiyeti üzerinden personaya bakıyorsak, zaafiyetli bir bakışa sahibiz demektir. Çünkü Filistin'de sadece bir milletin topraklarına sahip çıkma mücadelesi yok yahut bizim anladığımız şekliyle sadece bir din savaşı yok. Burada aynı zamanda kapitalist dünya sistemine karşı ortaya koyulmuş kararlı bir irade var. Bunu, dünyadaki belli başlı kapitalist ülkelere bakıp 360 kilometrekarelik küçük bir yere karşı, İsrail'e ne çapta destek verdikleriyle ya da zengin Müslüman devletlerin İsrail'le ne tür kirli ilişkiler içerisinde olduklarıyla kolayca anlayabiliriz. Hiçbirinin de maskesi düşer diye bir beklenti içinde olamayız. Çünkü başından beri personalarına sadık hareket etmektedirler.
***
İşte böyle bir manzara karşısında katarsis (tezkiye/arınma) gerçekleşir mi? Bunun üzerine düşünmemiz gerekiyor. Düşünürken de her zamanki gibi yazılarımızın ikinci bölümü olan kelimeler faslıyla devam edeceğiz. Çünkü onlar düşüncemizin istinatgâhı... Türkçeden Kur’ân’a, Kur’ân’dan Türkçeye Kelimeler, başlıklı çalışmamızın 56’ncısı olacak kelime "tezkiye"dir.
II.
Artmak, anlamındaki zekâ kökünden gelen "tezkiye" kelimesi, Kubbealtı Lugatı'nda: "Kusurlardan arıtıp temiz duruma getirme, aklama; soruşturarak hâlinin iyiliğini meydana çıkarma; imamın, cenâzede hazır bulunanlardan ölünün hayatta iken hâlinin nasıl olduğunu sorması" anlamlarına gelir. Kelime Bakara Sûresi 174. ayette şöyle geçer:
***
"İnne-llezîne yektumûne mâ enzelallâhu mine-l kitâbi ve yeşterûne bihi semenen kalîlen ulâ-ike mâ ye/kulûne fî butûnihim illâ-nnâra velâ yukellimuhumullâhu yevme-l kiyâmeti velâ yuzekkîhim velehum ‘azâbun elîm"
(Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.)
***
Kelime, Ahmedî'nin bir beytinde şöyle geçer:
Olmış-ıdı nefsi Hak’dan tezkiye
Bulmış-ıdı nefsi anun tasfiye
Onun nefsi Hak tarafından temizlenmişti; nefsi saflık bulmuştu.)
***
Müzekkî kelimesi de aynı kök üzeredir. "Saf ve temiz duruma getiren, temizleyen, arındıran; ölen bir müslümanın cenâzesi başında, hayatta iken nasıl bir insan olduğunu oradaki cemâate sormak sûretiyle iyiliği hakkında şâhitlik edilmesini sağlayan imam."
***
Kelime, Mehmet Âkif Ersoy'un Safahat'ında şöyle geçer:
Benim şeyh-i sâhib–fütûhum odur
Delilim, müzekkî–i ruhum odur!
(Fetihler sahibi, şeyhim odur; rehberim, ruhumu temizleyip arındıranım odur!)
***
Müzekkâ kelimesi de aynı kök üzeredir. "Temizlenmiş, arındırılmış, temiz, pâk; soruşturulmak sûretiyle iyi olduğu ortaya çıkarılmış, aklanmış, tezkiye edilmiş kimse veya cenâze; zekâtı verilmiş ve böylece aklandığına inanılmış mal." anlamlarına gelen kelime, Taşlıcalı Yahya Bey'in bir beytinde şöyle geçer:
***
Tūbāya irüp geçdi sābā gibi o demde
Cibrili kodı Sidre'de ol zāt-ı müzekkā
"O tertemiz ve arınmış zat (Hz. Muhammed), o anda Tûbâ ağacına ulaşıp sabah rüzgârı gibi geçti ve Cebrâil'i Sidre'de bıraktı).
***
Ezkâ kelimesi de aynı kök üzeredir. "Çok (daha, en, pek) temiz, çok hâlis" anlamlarına gelen kelime, Kehf Sûresi 19. ayette şöyle geçer:
***
"Feb’asû ehadekum biverikikum hâzihi ilâ-l medîneti felyenzur eyyuhâ ezkâ ta’âmen..."
(Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin...) 
***
Kelime, Nâbî'nin bir beytinde şöyle geçer:
Nâbî-i kemînenden ola sana hediyye
Ezkâ vü eâlîsi selâm ü salavâtın
(Bu hakir Nâbî'den sana, selam ve salavatların en temiz ve en yücesi hediye olsun.)
***
Zekî kelimesi de aynı kök üzeredir. "Temiz, hâlis, saf, iyi hal sâhibi" manalarına gelen kelimeyi, zel harfiyle yazılan ve zekası keskin, anlamına gelen diğer zekî kelimesiyle karıştırmamak gerekir.
Kelime, Meryem Sûresi 19. ayette şöyle geçer:
***
"Kâle innemâ enâ rasûlu rabbiki li-ehebe leki gulâmen zekiyyâ"
(Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.)
***
Kelime, Fuzûlî'nin bir beytinde şöyle geçer:
Seyyid-i Ebtahî vü ümmî vü Mekkî vü zekî
Hâşimî vü Medenî vü Kureşî vü 'Arabî
(Ebtahî isimli Mekke'deki vadinin efendisi, ümmî, Mekkeli ve arınmış olan; Haşimoğullarından, Medineli, Kureyş kabilesine mensup ve Arap olan.)
***
Zekiyye kelimesi de "Nefsin yedinci mertebesi olan sâfiyenin diğer bir adı"dır. Zekî kelimesinin müennesi olan kelime, Kehf Sûresi 74. ayette şöyle geçer:
***
"Fentalekâ hattâ izâ lakiyâ gulâmen fekatelehu kâle ekatelte nefsen zekiyyeten bigayri nefsin lekad ci/te şey-en nukrâ "
(Yine gittiler, nihâyet bir oğlan çocuğuna rastgeldikleri an hemen onu öldürüverdi. Dedi ki: "Bir tertemiz nefsi, bir nefs mukabilinde olmaksızın öldürdün mü? Muhakkak ki pek kötü bir şey yapmış oldun.")
***
Zekâ kelimesi de aynı kök üzeredir. "Saflık, hal düzgünlüğü, hâlislik" manalarına gelen kelimeyi, yukarıda ifade ettiğimiz gibi zel harfiyle yazılan ve "anlama gücü" manasındaki diğer zekâ kelimesiyle karıştırmamak gerekir. Kelime, Nûr Sûresi 21. ayette şöyle geçer:
***
"Velevlâ fadlullâhi ‘aleykum verahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden velâkinnallâhe yuzekkî men yeşâ/ vallâhu semî’un ‘alîm."
(Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.)
***
Kelime Muallim Nâci'nin bir cümlesinde şöyle geçer:
"Zekâ ile zekâyı cemedenler dâreynde (iki dünyada) mes’ut olurlar." Tabii burada metnin İslam harfleriyle yazılı hâlini görmediğimizden hangisinin "keskin z" hangisinin "peltek z" ile yazıldığını ayırt etmeksizin iki kelimeyi de belirtiyorum.
***
Son kelimemiz zekât da aynı kök üzeredir. "İslâm dîninin beş şartından biri olarak, sâhip olunan ve belli bir miktârı aşan mal ve paranın yoksullara dağıtılması gereken kırkta biri ve bunun yoksullara dağıtılması işi"dir. Kelime Mâide Sûresi 55. ayette şöyle geçer:
***
"İnnemâ veliyyukumullâhu verasûluhu vellezîne âmenû-llezîne yukîmûne-ssalâte veyu/tûne-zzekâte vehum râki’ûn."
(Sizin velîniz ancak Allah Teâlâ'dır. Ve O'nun peygamberidir ve imân etmiş olanlardır. O imân edenler ki, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler ve onlar rükua varanlardır.)
***
Kelime Bâkî'nin bir beytinde şöyle geçer:
Hüsnün zekâtınun eger ey hâce-i cemâl
Bir müstehakkın ister isen işte ben fakîr
(Ey güzellik sultanı! Eğer güzelliğinin zekâtını, hak sahibine vermek istersen, işte ben fakir buradayım.)
III.
Yukarıda sunduğumuz kelime ailesinin ardından "Son Samuray" filmi üzerinden, arınmak/tezkiye kavramına yeniden dönelim. Tarihi gerçeklerin çarpıtılmasına, arkada yatan üstün beyaz adam zihniyetine, şimdilik bu yazının konusu olmadığı için girmeyeceğiz. Filmi, anlatmak istediğimiz kavramı daha iyi açmak için burada kendimize mevzu kılıyoruz.
***
Film, 19. yüzyılın sonunda gerçekleşen Meiji Restorasyonu ve Satsuma İsyanı'nı konu alıyor. Modern Batı karşısında, radikal bir biçimde modernleşmeye çalışan Japonya ve buna direnen samuray geleneği, birtakım ayrıntılarıyla tasvir ediliyor.
***
Amerika'daki Kızılderililere karşı savaşlarda öne çıkmış Yüzbaşı Nathan (Tom Cruise), geçmişte yaptığı katliamların tesiriyle psikolojisi son derece berbat bir alkoliktir. Bu haldeyken kendisine verilen yeni görev, Japon İmparatorluğu ordusunu modern silahlara entegre etmek ve merkeze karşı isyan başlatan gelenekçi samuraylarla savaşmaktır. Tabii yüksek bir ücrete mukabil...
***
Henüz hazır olmayan imparatorluk ordusu, samuray lideri Katsumoto ve ekibiyle çatışmaya girer ve onlar karşısında ciddi bir hezimet yaşar. Çatışmada yaralanan Nathan esir alınır ve samurayların köyüne götürülür. Orada samurayların yaşam kültürü ve felsefesine dair birçok şeyi yakından gözlemleyen Nathan, serbest bırakılmasına rağmen silah tüccarlarının kol gezdiği eski görevine dönmez ve merkeze isyan eden samurayların safında, modern ateşli silahlara karşı kılıç ve okla yiğitçe savaşır.
***
Son sahnede, yaylım ateşi yapan otomatik silahlar karşısında samurayların bir bir kırıldığını görürüz . Nathan ise her yerinden yaralanmış ama en ön safta mücadeleyi bırakmak istemeyen hayatta kalan son samuraydır. Katsumoto, cephede ağır yaralı haldeyken harakiri yapar. Bu, onurlu bir ölümdür samuray geleneğinde. Onun, harakiri yapmasını engellemek isteyen Nathan'a söylediği son söz, Nathan'ın geldiği aşamanın Katsumoto'nun dilinden bir ifadesi olarak belki en önemli kısım: "Onuruna yeniden kavuştun. Bırak, ben de onurumla öleyim."
***
Böylece Amerika'daki yerli halklara yaşattığı katliamların utancıyla kabuslar gören Nathan, samuraylarla omuz omuza verdiği soylu mücadele sayesinde arınmış/temizlenmiş kendini tezkiye etmişti. Tezkiye kelimesinin kökünde büyümek, kuvvet bulmak var. Ama kelimede arıtmak manası da var. Bir şey arıtılırken ondan bir şeyler eksilir. Fakat bu eksilen kötü fazlalıklar, onda arınmayı, temizlenmeyi sağlar.
***
Nathan, İmparatorluğun kendisine vereceği yüksek parayı terk etti. Tıpkı zekatı verenin, parasının bir kısmından vazgeçtiği gibi... Defalarca ölmek istedi ve böylece canından geçebileceğini de göğsünü mermilere siper ederek ispat etti. Bir nevi budana budana, azala azala arınıp artıyor. Verdikçe onur elde ediyor. Azaldıkça çoğalıyordu.
***
Tıpkı Ahmedî'nin dediği gibi:
Zekât-ı mâlı çıhar ki arturur zekât anı
Budandugında agaç katı çog olur engûr
(Malın zekatını ver ki zekat onu artırsın; bu durum budandığında ağacın çok üzüm vermesi gibidir.)
***
Biz, Kızılderilileri soykırıma uğratmadığımızı, olayın çağdaşı olmadığımız için ifade edebiliriz. Ya Filistinliler... Onların çağdaşı olarak her şey gözümüzün önünde cereyan ediyor. Filistin'deki soykırımdan hepimiz sorumluyuz. "Kendinizi temize çıkarmayın" diyen ilâhi uyarı kimin için? Az ya da çok herkesin bulunduğu konuma göre yaşanan olayda, yerine getirmediği bir mesuliyet var. Bu sebepten onların çağdaşı olarak hiçbirimiz soykırım suçundan arınık (müzekkâ) olamayız.
***
Ya katarsis... Katarsisin yani arınmanın gerçekleşmesi için tragedyanın bitmesi, perdenin kapanması lazımken oyun hala devam ediyorsa orada katarsis/tezkiye gerçekleşemez. Yazının başında ifade ettiğimiz gibi Gazze şeridi, nüfusunun %90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için insani yardıma muhtaçken günde içeriye giren 100-150 kamyonluk yardımla hayatta kalmaya çalışırken insanlar, katarsis mümkün mü?
***
Bütün bunlara rağmen sicili bozuk insanlık, henüz buradaki kötülüğünden arınamamışken epsteinci Suud hükümetiyle müttefik olup Filistin için türlü bedeller ödeyen mazlum Yemen direnişine karşı cephe oluşturuyor. Halbuki burada Suud hükümeti Nethan'ın beraber olduğu samuraylar değil, modernleşmeye çalışan Japon İmparatorluğu da değil. Peki ne? Suud hükümeti, Nethan'ın en büyük pişmanlığı olan Kızılderilileri yani Filistinlileri soykırıma uğratan Amerikan emperyalizminin uşağı. Katastrof üstüne katastrof yaşanıyor. Türküde geçtiği şekliyle yedi deryada gark olsan bu pislik temizlenmez vicdanlardan.
***
Katarsisi, ibret ve ders olarak düşünürsek Türkiye olarak içerisinde olmaya çalıştığımız ittifak, yaşananlardan hiçbir dersin çıkarılmadığına ve nefisleri arıtıcı (müzekki'n-nüfûs) bir eylem peşinde olmadığımıza delalettir. Oysa yapılması gereken şey zekat vermektir. Fakat burada unuttuğumuz nokta, zekatın şartlarıdır: Zekatı; ancak hür olanlar verebilir.
***
Dün, dünyanın ruhu (weltgeist) denen şeyi, Hegel gibiler nasıl Napolyon'un soluğunda görmüşse bugün de kendi kimliğine yabancılaşmış sermaye tapıcıları, Amerikan emperyalizminin gölgesinde olmayı zamanın ruhuna (zeitgeist) uygun strateji olarak okuyabilirler. Oysa ilahi muharrik, halk denen ve uzun zamandır vadisinde sesi soluğu çıkmayan dereleri, bir gün gürleyerek kuru vadilerden taşırır. O vakit halkın ruhu (volkgeist) olan sel, bütün pisliği önüne katarak köklü bir arınmayı/tezkiyeyi gerçekleştirir vicdanlarda. "Onu temizleyip arındıran kurtuluşa ermiştir."
#tezkiye #zekat #katarsis #katastrof #samuray #persona #filistin #yemen #soykirim #

Yorumunuzu Ekleyin

Adı-Soyad
E-Posta
Yorum
İşlemin Sonucu
  • Yorumlar T.C. Yasalarına aykırı olamaz.
  • Hakaret içeren yorumlar, yayınlanmasa bile yasal mercilere iletilebilir
  • KVKK Kapsamında, bilgileriniz, yasal merciler hariç kimseyle paylaşılmaz.
  • Formda doldurduğunuz bilgiler ve IP adresiniz sisteme kaydedilir.
  • Yorumunuz onaylanıp yayınlandığında, sadece yorum, isim ve yorum tarih saati gösterilir.

GENEL BİLGİLER

Taraklı

Taraklı

Taraklı Nerede, Taraklı'nın tarihi ve coğrafi özellikleri
Taraklı Otobüs Saatleri

Taraklı Otobüs Saatleri

Ağustos 2023 Güncel Taraklı - Sakarya Otobüs Kalkış Saatleri, Taraklı Otobüs Saatler 2021, Taraklı Otobüs Tarifesi, Taraklı Sakarya ilk otobüs ne zaman? Taraklı - Sakarya Son Otobüs Ne zaman? Sakarya Taraklı İlk Otobüs Ne Zaman, Sakarya Taraklı Otobüs Saatleri, Taraklı Koop Otobüs Saatleri
Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'da Gezilecek Yerler

Taraklı'ya geldiğinizde gezilecek yerler neresidir? Taraklı'nın en popüler gezilecek yerleri yazımızda.
Taraklı Termal Turizmi

Taraklı Termal Turizmi

Taraklı'da termal turizmi, Türkiye'deki belli başlı noktalardan biri haline gelmiştir.