Ben Milyoner Değilim!
hala aynı garibim...
Bir AAHHH! Çekip paylaşmak geldi içimden her şeyi sizlerle…
Tarihler 01.01.2008’i gösteriyordu o gün; Milli Piyango çekilişleri daha dün yapılmıştı yani. Yani umutların tükenmediği saatler içerisinde bulunuyordu bedenim, ve tabii ki hayallerim…
O sabah annem beni kaldırmak için geldiğinde odama, ben rüyamda sevdiğim kızla beraberdim yine, çoğu sabah olduğu gibi… Şair ne güzel dökmüş dizelere; “bir sana doymadım, bir de sabah uykusuna” diye…
Annem “kalk oğlum! İkramiye Sakarya’ya çıkmış” dediğinde, ne uykuya olan aşkım kalmıştı ortada, ne de hayalimdeki sevgiliye olan sevdam kalmıştı sol yanımda (en azından o sabahlık!!!). En çok da ömrünün önemli bir bölümünü sabahları beni kaldırmak için harcamış olan annem şaşırmıştı bu duruma; şaşırmıştı kolay kalkışıma, şaşırmıştı umut dolu bakışıma…
En nihayetinde açmıştım kasiyer olarak çalıştığım “Sayın Market”i, saatler sekizi gösteriyor idi. Aslına bakarsanız saat sekizi geçmişti; Kadir Sayın bir duysa, beni fena terslerdi…
Olmuyordu işte; karşıma çıkan milli piyango Internet sitesindeki tarih linkine tıklamıyordu beceriksiz farem. Biletimi tarih linkine tıklamadan sorgulamaktan başka yoktu çarem. Aman Allah’ım bir de ne görem!! Yirmi Milyon Yetmiş Bin Altı Yüz Yirmi Dokuz YENİ TÜRK LİRASI değerindeki ikramiyenin, benim biletime çıktığını gösteriyordu kandırıkçı Internet sitesi! Kandırmanın ne gereği vardı, benim gibi garibi?
Defalarca aynı bileti yine aynı metotla sorguluyordum ve yine aynı sonuçla karşılaşıyordum; Yirmi Milyon Yetmiş Bin Altı Yüz Yirmi Dokuz YENİ TÜRK LİRASI… Biletim yarımdı; benim olacaktı bu paranın tam yarısı, düşünsenize! Kadir Sayın’ın bile bu kadar yoktu parası! Fakat gelin görün ki, Milli Piyango İdaresi’nin Internet sitesindeki sorgulama sayfası, tam anlamıyla yüz karası…
Milyoner olduğuma inanışım fazla değil, 3 saat sürdü. Nitekim gazeteleri getiren Taraklı otobüsü saat 11:30’da “Sayın market”in önündeydi; işte ben de tam bu saatlerde öğrendim acı gerçeği, geleceğe bıraktım hayallerimi…
Ejdadımızın bizlere bıraktığı “beterin beteri vardır” atasözündeki manayı o gün çok daha iyi anlıyordum. Öyle ki yanı başımda dikilen Sadullah ağabeyin elindeki bilet, tek rakamla kaçırmıştı büyük ikramiyeyi, kendi derdimi bırakıp, avutmaya çalışmıştım Sadullah ağabeyi…
Her şeyi atlattım sonunda; ikramiyenin bana çıktığına dair inancımı, çıkmadığını öğrendiğim andaki hayal kırıklığımı, yapacaklarımı… Her şeyi unutup kurtuldum da, Taraklılıların ikramiyenin bana çıktığına dair beslemiş oldukları inançlarını hala yok edemedim. Oysa ben o gün –gerçeği öğrenmeden önce- sadece üç beş kişiyle paylaşmıştım sevincimi. Galiba onlar da tutamadı dillerini, yalan haberi duymuş bizim Taraklı ahalisi…
Milletin, yüzüme bana inanmayan gözleriyle bakmasından sıkıldım artık. İnanın bana, ben yalancı değilim; gösterdiklerimden başka, yoktur benim biletim… Hem o sabah da babam küçük bir ameliyat olmak için gitti Taraklı’dan, para almak için falan değil yani… Vallahi bak! Ben milyoner değilim… Hala aynı garibim… :)

