Aile Hukukunda İhsan, Takva ve Erdem
Aşağıdaki metin, video içeriğinden otomatik olarak özetlenmiştir.
Hukukun Sınırı ve Ahlakın Ufku
İslam hukukunda evlilik, karşılıklı rızaya dayalı sağlam bir sözleşmedir (misak-ı galiz). Ancak hayatın akışı içinde bu sözleşme, bazen zevciyet ilişkisi yaşanmadan sonlanabilir. Ayet, mehir belirlenmişse kadının hakkının bu mehrin "yarısı" olduğunu hukuken sabitlemiştir. Adalet budur ve kimse bu asgari hakkı gasp edemez. Fakat Kur’an, tam bu noktada insanı hukukun soğuk sınırlarından alıp ahlakın sımsıcak ufkuna taşır.
Taraflara şu yüce teklifi sunar: Kadın kendi hakkı olan o yarıdan vazgeçebilir, yahut nikah bağını elinde tutan taraf (erkek) cömertlik gösterip mehrin tamamını verebilir. Yüce Allah, "Affetmeniz, bağışlamanız takvaya daha uygundur" buyurarak, meselenin hukuki çekişmelerle değil, feragat ve takva ile çözülmesini hedefler. Zira din, sadece hak arama mücadelesi değil; yeri geldiğinde kendi hakkından feragat edebilme olgunluğudur.
"Aranızdaki Fazlı (Erdemi) Unutmayın"
Bu ayetlerde öne çıkan ve insanlık ilişkilerinde bir "altın kural" olması gereken en çarpıcı ifade şudur: "Ve lâ tensevul fadla beynekum" (Aranızdaki erdemi, iyiliği, lütfu unutmayın).
Evlilik hayatının sona ermesi, genellikle öfkenin, nefretin ve karşılıklı suçlamaların zirveye çıktığı zamanlardır. İnsanın zafiyeti, ayrılık anlarında geçmişteki bütün iyilikleri bir kalemde silmeye, muhatabını tamamen yok saymaya meyillidir. İşte Kur’an, öfkenin aklı esir aldığı o kriz anında çok hayati bir ilkeyi kalplere nakşeder: Ayrılıyor olabilirsiniz, yollarınız meşru bir şekilde ayrışmış olabilir; ancak birbirinize karşı insaniyetinizi, nezaketinizi ve aranızdaki o fazileti asla kaybetmeyin. İntikam peşinde koşmayın, yıkıcı olmayın. Ayrılığınız bile bir edep ve erdem dairesinde olsun.
Modern Çağda Çatışma Alanına Dönen Ayrılıklar
Bugün aile kurumunun yaşadığı en büyük krizlerden biri, bu ilahi hikmetin hayatımızdan çekilmiş olmasıdır. Boşanma süreçleri adeta bir savaş alanına, intikam alma ve muhatabı maddi-manevi çökertme yarışına dönüşmektedir. "Fazlı unutmamak" şöyle dursun; asgari ahlak ve insanlık onuru bile ayaklar altına alınmaktadır. Bunun sebebi, hukukun ahlaktan, kuralların takvadan soyutlanmış olmasıdır. Ahlaki zemini (takvası) olmayan bir toplumda, sadece kanun maddeleriyle huzur ve adaleti tahsis edemezsiniz.
İslam, bir kadının ya da erkeğin en zor anında bile "muhsin" (iyilik eden) sıfatını korumasını ister. Zira ayetin sonunda Rabbimiz, "Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir (Basîr)" buyurmaktadır. Gizli kapılar ardında yapılan pazarlıkları, kalplerde saklanan niyetleri, hak gasplarını veya yapılan feragatleri Allah eksiksiz bilmektedir. İnsanın bu ilahi murakabe (denetim) altında olduğunu hissetmesi, onu her türlü haksızlıktan alıkoyacak yegâne güçtür.
Sonuç: Kur’an Bizi İnsan Olmaya Çağırıyor
Değerli kardeşlerim, Kur’an bize sadece kuru kurallar manzumesi sunmaz; bizi varoluş gayemize, yani "gerçek insan" olmaya, beşeriyetten sıyrılıp olgunlaşmaya çağırır. Hak ararken zalimleşmemek, ayrılırken bile şahsiyetini ve onurunu koruyabilmek, ancak ve ancak Kur'an'ın bu yüksek ahlak öğretisini içselleştirmekle mümkündür.
Rabbimiz, bizleri hayatın her safhasında ahlakı ve fazileti önceleyen, haklara saygı duyan ve "aranızdaki erdemi unutmayın" ilkesini hakkıyla yaşayabilen kullarından eylesin.
#aile-hukuku #kuran #ihsan #takva #erdem #bosanma #ahlak