Hızır-İlyas Nereden Geçer?
İnsanların takdirini kazanmanın verdiği iftihar duygusu, hayata dair tatmin olmuşluk duygusu sağlıyor kısa bir müddet. Gerçi küçük atıştırmalıklar, midemizi bastırsa da öğün yaklaşırken açlığı hissediyoruz iliklerimize dek...
***
O zaman hemen arayışa geçiyoruz. Orijinal bir başarı hikâyesine ihtiyacımız var. Bir etkinlik alanı oluşturmalı buna dair. Kendimizi sunacak bir ispat aracına... Bunu gerçekleştirdiğimizde, çevreden gelecek teveccühle yolumuza güvenle devam edebiliriz. Yoksa bir tedirginlik kaplar içimizi...
***
İşte bu yönde bir yaşam düzenine katılmak, pratik sonuçları bakımından gayet normal görünüyor. Sağlıklı kalabilmenin yolu, buradaki akışa uygun hareket edebilmekte...
***
Peki, yaşamı böyle bir döngüyle kurmak, insanın kendine haksızlık etmesine sebep olmuyor mu? Başkalarının değerlendirme biçiminin kıstas olarak belirlenmesi, tayin edilmiş o formun içine kişiyi hapsetmez mi? Hele ki başkaları dediğimiz kişilerin; şahsiyetinden soyunmuş, küresel sistemde birbirinin aynısı olmuş, homojen bir parçacığa dönüştüğü bir ortamda...
***
Aldığımız her beğeni, kendini-aşma basamağı olarak durmaksızın fasit bir dairede tekrarlatıyor kendini. İlerledim zannederken hep aynı tıknazlık içinde kalıyorsun. Kısa, parlak mutluluklar, kalıcı bir huzurun yerini tutmuyor hiçbir zaman.
***
Özne, maaş karşılığı aynı formun basit bir uygulayıcısı; patron ise velînîmet olan kitle... Burası çok yorucu bir şantiye sahası... Koşmak, işin doğası... Durmak, yoksunluk hâli... Bu sebepten işi yavaşlatmak ya da durdurmak maaşın kesilmesine, dolayısıyla açlığa, hatta telafisi mümkün olmayan kayıplara neden olabileceği korkusu, bağlılığı daha da perçinliyor sisteme.
***
Gösterdiğin performansla başkalarını kendine hayran edip çevreyi kendine bağladığını düşünürken yani görece kazanırken... bir yerden sonra köleye dönüştüğünü fark etmek de bir işe yaramıyor. Çünkü bunun bir dünya gerçekliği olduğunu peşinen kabul ediyorsun. Faizin de alışveriş olduğuna kabullenmek gibi...
***
Verdiğinin kat kat fazlasını senden alan bir mekanizmanın bitmeyen bir borç işlevine sahne oluyor insan... Ortaya koyduğu benlik sermayesiyle işlevin hem tüketicisi, hem tükeneni...
***
Kazandığını zannederken her seferinde kaybedilen bir kumar masası bu. İnsanları, intihar etmemesi için ürettiği ilaçlarla uyuşturan yalancı teskinat laboratuvarı.
***
Derede arınmak, dağda yankılanmak... Yüzünü kendine, tabiata, gök-sofraya çevirerek soluğunu yüreğinde duymak rüzgârın... Bizi bu kara düzenin dışına çıkarabilir ekşi bir dağ eriği... Hızır-İlyas, geçerse oradan geçer...
