Taraklı’da Ramazan
Değerli Okuyucular,
Bugün sizi zamanda bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Hem eskiyi hem yeniyi yaşamış biri olarak Taraklı’da Ramazan’ın dününü ve bugününü birlikte hatırlayalım.
Gözlerinizi kapatın… Evdesiniz. Sahur vakti yaklaşmış. Taraklı’nın sessiz gecesinde Yunuspaşa Camii minaresinden yükselen o makamlı ses duyuluyor: “Hakta ala kullarına Farz-ı ihsan eyledim…” Beş on gencin hep bir ağızdan okuduğu bu nağmenin adı Temcit idi. Temcit sadece bir sahur çağrısı değil, Ramazan’ın ruhunu mahalleye, sokağa, evlere taşıyan manevi bir iklimdi. Taraklı’da “Temcit” denince aklıma merhum Ferhat Karapekmez, Mustafa Şenol, Niyazi Kaynar ,İbrahim Kaya,ve o dönemin gençleri gelir. Temcit bittiğinde evlerin ışıkları birer birer yanar, sahur telaşı başlardı.
Ardından davulcu çıkar, mahalle mahalle dolaşır, maniler söylerdi. Bazen öyle coşardı ki söylediği maniler dilden dile dolaşırdı. Sahur sofraları ise sade ama bereketliydi; katıklı makarna, pirinç pilavı ya da mütevazı bir kahvaltı… İmsakla birlikte sabah namazı kılınır, ardından mukabele başlardı. Başta kadınlar olmak üzere camiler dolardı.
Ramazan’da Taraklı’da gün öğleye doğru başlardı. İşi olmayan çarşıya pek inmezdi.Öğle namazı vakti yaşlılar başta olmak üzere caiilerin yolunu tuatanları sıkça görürdük. Derken ikindi vakti gelir yine namaz hareketliliği yaşanırdı.İkindi mukabelesinden sonra ise cadde kenarlarında, dükkân önlerinde sohbet halkaları oluşurdu. Tatlı atışmalar, şakalaşmalar… Vakit geçsin diye buna “hoşaf soğutma” derlerdi. Derken iftar hazırlıkları başlardı. Market alışverişi, pide kuyruğu… Pide kuyruğu başlı başına bir muhabbet vesilesiydi. Herkes kendi aldığı pidenin daha güzel olduğunu iddia eder, yolda karşılaştığı dostuna överek anlatırdı. İftar saati yaklaşınca tatlı bir telaş başlar, herkes evine yetişme çabasına düşerdi.
İftardan sonra kadın-erkek, çoluk-çocuk camilere akın edilirdi. Hisar Camii, Aşağı Camii ve yine Yunuspaşa Camii… Hisar Camii’nde Katip Rüştü Amca’yı, Aşağı Camii’nde Motorlu Hoca Ali Özkatran’ı, Yunuspaşa Camii’nde Ali Saraç’ı, Dede İsmail’i hatırlıyorum. Camiler selavatlarla, ilahilerle adeta yankılanırdı. Teravih sonrası çarşı yeniden canlanır, bakkal ve marketlerde hareketlilik olur, kahvehanelerde koyu sohbetler edilirdi. Gece ilerledikçe herkes huzurla evine çekilirdi.
Bugün de Ramazan’ı yaşıyoruz. Sofralar kuruluyor, pideler alınıyor, teravihler kılınıyor. Ama eski tat ve heyecan var mı? Ben hem eskiyi hem yeniyi yaşadım. Eskiden yer sofralarının etrafında toplanır, aynı kaptan yer, aynı duaya “âmin” derdik. Şimdi masalar büyüdü, tabaklar değişti. Köpük tabaklarda iftarlıklar var. Sofralar zenginleşti belki ama o eski samimiyet, o mahalle ruhu biraz hafızalarda kaldı sanki. Eskiden az vardı ama gönül çoktu. Şimdi çok var ama vakit az.
Ne mutlu bana ki eski Ramazanları yaşayan kuşağı gördüm, yaşadım. Şimdi görevimiz; o ruhu, o samimiyeti yeni nesle anlatmak.
Bir sonraki yazımda başka bir yerel hafızada buluşmak üzere…
Hayırlı Ramazanlar.
#okuyucu-ramazan #kose #tarakli