Bir Zamanlar Kar Başkaydı, Taraklı Başkaydı.
Nostalji sözcüğü bizde geçmişi ve anıları hatırlatır.
Geçmişe özlem duymak…
Kimi zaman yaşlılığa, kimi zaman gelecekten umudu kesmeye yorulur.
Oysa bazı anılar vardır ki, sadece özlem değildir; bir dönemin ruhunu taşır.
Şimdi…
Biraz Taraklı’dan söz edelim.
Taraklı’nın kasaba olduğu günlerden.
Kar yağdığında mest olduğumuz günlerdi.
Kar, sadece yağan bir doğa olayı değil; hayatın ritmini değiştiren bir misafirdi.
Taraklı–Geyve yolu günlerce kapanır, açılmasını sabırla beklerdik.
Kazgıran yokuşu sürücülerin korkulu rüyasıydı.
Köylerle ulaşım kesilir, zaman yavaşlar, herkes beklemeyi öğrenirdi.
Ulaşım kapalı olunca günlük gazeteler bile birkaç gün sonra okunurdu.
Ama kimse bundan şikâyet etmezdi.
Çünkü beklemek de hayatın doğal bir parçasıydı.
Bir gün uzaktan grayderin sesi duyulurdu.
Taraklı–Geyve yolunu açan o makine göründüğünde kasabada büyük bir sevinç yaşanırdı.
Çocuklar içinse bu tam anlamıyla bayramdı.
Kızaklar hazırlanırdı.
Kimi zaman gerçek kızaklarla, kimi zaman içine ot ve saman doldurduğumuz kalın naylonlarla, şambrellerle kayardık.
Hisar yokuşu başta olmak üzere pek çok mahalle çocuk sesleriyle dolardı.
Düşerdik, kalkardık, üşürdük ama gülmeyi hiç bırakmazdık.
Okulda ise bambaşka bir dünya vardı.
Tenefüslerde sınıflarda sobanın başına toplanır, hem ısınır hem de değerli öğretmenlerimizle sohbet ederdik.
O sohbetler sadece ders değil, hayat öğretirdi bize.
Kolay kolay okullar tatil edilmezdi.
Kar ne kadar yağarsa yağsın, okula gitmek esastı.
Okulların tatil edilip edilmeyeceğini öğrenmek için geceleri belediyenin hoparlöründen gelecek tatil anonsunu beklerdik.
O anonsu duymak, çocuklar için tarifsiz bir heyecandı.
Mahallede arkadaşlarla bir araya gelir, kuşlara yem verir, sokak hayvanlarına yiyecek bırakırdık.
Kimse bize bunu öğretmezdi; kendi aramızda organize olurduk.
Paylaşmayı, sorumluluğu, merhameti yaşayarak öğrenirdik.
Eğer okul tatil olursa, evde çizgi film izlemek büyük bir keyifti.
Bugünün sayısız kanalları yoktu belki ama o birkaç çizgi film, dünyalara bedeldi.
Geceleri kadın-erkek, çocuk-büyük demeden merdivenlerle kayılırdı.
Evlerde pekmezli kar helvası yapılır, soba başında yenirdi.
Ev oturmaları olur, kar keyfi paylaşılırdı.
Çatılardan sarkan buzlar neredeyse sanat eseri gibiydi.
Yoğun kar yağdığında ekmek fırınlarında adeta seferberlik yaşanırdı.
Ekmek fırından çıktığında kasabada büyük bir hareketlilik olur, sıcak ekmek kokusu sokaklara yayılırdı.
Belediyede çalışan üç-beş kişi, ellerinde küreklerle bütün sokakları temizlerdi.
Az insan vardı ama çok emek, çok dayanışma vardı.
Okul yıllarımızda kar çok yağdığı günlerde her sınıf “kar hatırası” fotoğrafı çektirirdi.
Okulumuza özel fotoğrafçı gelirdi.
O siyah-beyaz fotoğraflar bugün hâlâ albümlerde durur; yüzlerimizde soğuktan kızarıklık, gözlerimizde ise saf bir mutluluk…
Sözünü ettiğimiz yıllar, 40–50 yıl öncesi.
Belki imkânlar sınırlıydı, belki hayat zordu.
Ama paylaşmak vardı, sabır vardı, birlikte sevinmek vardı.
O günler daha mı güzeldi?
Belki…
Belki de biz daha az şeye sahipken, daha çok şeyin kıymetini biliyorduk.
Ve Taraklı…
Kar altındayken bile sıcacık bir kasabaydı.
Haftaya görüşmek dileğiyle;
Hoşçakalın..Sağlıcakla kalın.
#kasaba-kis #tarakli #kose
