HAYATİ YILMAZ AMCA ANLATIYOR, BEN DİNLİYORUM…
Sevgili okurlarım,
Bu hafta sizleri Taraklı’nın eski günlerine götürmek istiyorum. Hem de öyle kitaplardan, belgelerden değil; o günleri yaşamış, emeğiyle hayatını kazanmış, 90 yaşına rağmen hatıralarını büyük bir heyecanla anlatan bir ustamızın dilinden…
Dıngıldak Masa’da bu haftaki misafirim, kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerden mutafçılığın son ustalarından Hayati Yılmaz Amca’ydı. Bu güzel sohbette çok değerli büyüğüm, kıymetli hemşerimiz M. Nuri Şahin Bey de yanımızdaydı. Hep birlikte geçmişe doğru keyifli bir yolculuğa çıktık.
Dıngıldak Masa’nın güzelliği de burada sevgili okurlarım. Bazen bir çay eşliğinde başlayan sohbet, sizi alıp yıllar öncesine götürüyor. Bir bakıyorsunuz eski Taraklı’yı konuşuyor, bir bakıyorsunuz geçmişte kalan meslekleri, dostlukları ve hatıraları yeniden canlandırıyorsunuz. Hayati Amca anlattı, biz de büyük bir merak ve ilgiyle dinledik.
Kendisiyle sohbet ederken bir ara düşündüm: Acaba Hayati Amca’nın yarım asırlık meslek hayatında kaç kişinin yolu dükkânından geçti, kaç heybe, kaç çuval, kaç kilim onun elinden çıktı? Kim bilir, o küçük dükkânda ne hikâyeler yaşandı, ne sohbetler edildi…
Hayati Amca anlatmaya başladı, ben de dinleyip notlarımı almaya koyuldum. O anlattıkça geçmişe gidiyor, eski Taraklı’yı gözümde canlandırıyordum. M. Nuri Şahin Bey’le birlikte onun hatıralarına kulak verirken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.
Hayati Amca, ilkokulu bitirdikten sonra merhum Mustafa Gürkan’ın yanında çıraklığa başlamış. İki yıl çıraklık yapmış, ardından mesleğin inceliklerini öğrenmek için yıllarca emek vermiş. Keçi kıllarını ayırmayı öğrenmiş, beş yıl da kalfalık yapmış.
Ama ustalık öyle hemen gelmemiş. Çok çalışmış, emek vermiş, mesleğin bütün inceliklerini öğrenmeye gayret etmiş. Buna rağmen ustasından ustalık elini alması uzun sürmüş.
Burada insan ister istemez düşünüyor. Bugün bir mesleği öğrenmek için bu kadar yıl sabretmeye kaç kişi razı olur? Eskiden ustalık yalnızca işi bilmekle kazanılmıyor; sabır, emek ve sadakat de istiyordu.
Hayati Amca ustalığa eriştikten sonra yaklaşık 50 yıl mutafçılık yapmış. Üstelik mesleğinin yanında eski esnaflık geleneğini de yaşatmış. Ahilik kültüründe olduğu gibi peynirli pide hazırlayıp çarşıdaki esnafa, eşe dosta ikramlarda bulunmuş.
İşte eski esnaflık dediğimiz biraz da bu değil mi sevgili okurlarım? İnsan yalnızca dükkânını açıp işini yapmıyor, komşusunu düşünüyor, dostunu gözetiyor, sevincini paylaşıyor. Bugün de böyle güzel geleneklere ne kadar ihtiyacımız var!
Gelelim mutafçılığın nasıl yapıldığına… Açıkçası Hayati Amca’nın anlattıklarını dinlerken ben de işin inceliklerini merak ettim.
Şimdi düşünün, elinizde kırkılmış keçi kılları var. Bu kıllar öyle olduğu gibi alınıp dokumada kullanılmıyor. Önce özel bir düzenekle birbirinden ayrılıyor, yumuşak bir yığın hâline getiriliyor. Sonra yoğrulup rulo yapılıyor. Yaklaşık 50 santimetre çapında, 75 santimetre boyundaki bir torbaya konuluyor ve yine özel bir düzenek yardımıyla ip hâline getiriliyor.
Peki, ip hazır olunca iş bitiyor mu? Hayır, asıl dokuma bundan sonra başlıyor.
İpler tezgâha geriliyor. Yaklaşık 50 santimetre genişliğindeki, ucunda demir tarak dişlerini andıran parçalar bulunan şimşir ağacından yapılmış bir çıta kullanılıyor. Hazırlanan ipler gerilmiş iplerin arasından geçiriliyor, her geçişte demir tarakla sıkıştırılıyor. Böylece dokuma yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Hayati Amca bunları anlatırken elleri de boş durmuyor. Bir eliyle ipleri geçiriyor, diğer eliyle sıkıştırma hareketi yapıyor. Sanki aradan geçen yıllar hiç yaşanmamış, kendisini yeniden tezgâhının başında bulmuş gibi…
Ben de karşısında oturmuş, onu izliyorum. Bir taraftan anlattıklarını not ediyorum, bir taraftan da bu kadar ayrıntıyı hafızasında nasıl canlı tuttuğuna hayran kalıyorum. M. Nuri Şahin Bey’le birlikte, Hayati Amca’nın anlattıklarıyla eski günleri yeniden hatırlıyoruz.
İşte meslek dediğimiz böyle bir şey. Yalnızca anlatmakla olmuyor; el alışkanlığı, tecrübe ve yılların birikimi gerekiyor.
O tezgâhlarda hazırlanan iplerden heybe, kilim, çuval ve çadır yapılırmış. Bugün hazır ürünleri kolayca satın alıyoruz. Ancak bir zamanlar ihtiyaç duyulan bu eşyaların her birinin arkasında ne kadar emek bulunduğunu pek düşünmüyoruz.
Sohbet ilerledikçe Hayati Amca bu kez eski ustaları hatırlamaya başladı. İsmail Adıyaman, Hamdi Küçükçınar, Ali Efendilerin Mustafa Avdan’ı, Mustafa Kurtaran, Nazmi Küçükçınar, Nevzat Armağan, Saim Kızılırmak, Nurettin Kaymaz, Şevket İşsever ve Yüksel Özkan…
İsimleri bir bir sayıyor. Her biri hafızasında yer etmiş. Ben dinlerken eski Taraklı çarşısını düşünüyorum. O dükkânları, esnafın birbirine uğrayışını, çarşıdaki hareketliliği…
Kim bilir, o ustaların dükkânlarında ne güzel sohbetler yapılırdı? Birinin işi bitince diğeri yardım eder miydi? Çarşıda bir düğün, bir bayram telaşı olduğunda kimler bir araya gelirdi? Hayati Amca’nın anlattıkları insanın aklına daha nice sorular getiriyor.
Ben de onun dükkânını iyi hatırlıyorum. Gözümün önüne o günler geliyor. Bugün artık eskisi gibi yapılmayan bir mesleğin izleri, hafızamızda böyle yaşıyor.
Sohbetimize eğitimci ve yazar Ahmet İşsever de katıldı. Taraklı’nın geçmişini ve kültürünü yakından bilen Ahmet İşsever, tecrübesiyle anlatılanlara önemli katkılar sağladı. Kendisine de bu güzel sohbete katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.
Dıngıldak Masa’da Hayati Amca’yı dinlerken bir kez daha anladım ki geçmişi konuşmak, eski günleri yâd etmek insanı hem mutlu ediyor hem de düşündürüyor. Hele sohbetin içinde M. Nuri Şahin Bey gibi kıymetli büyüklerimiz ve hemşerilerimiz de olunca, hatıraların tadı bir başka oluyor. Birlikte dinlemek, birlikte düşünmek, Taraklı’nın dününü bugünüyle karşılaştırmak… İşte benim için bu buluşmanın en güzel taraflarından biri de buydu.
Sevgili okurlarım, bazen bir büyüğümüzle oturup sohbet etmek, geçmişe dair bilmediğimiz pek çok şeyi öğrenmemizi sağlıyor. Yeter ki soralım, dinleyelim ve anlatılanları kayda geçirelim.
Çünkü Hayati Amca gibi ustalar yalnızca kendi hayatlarını anlatmıyor. Onların hatıralarında Taraklı’nın eski çarşısı, esnaflık kültürü, komşuluk ilişkileri ve kaybolmaya yüz tutmuş meslekleri de yaşıyor.
Bugün benim bildiğim kadarıyla Taraklı’da mutafçılık mesleğini sürdüren son usta Hayati Yılmaz Amca. Bir zamanlar insanların ihtiyaçlarını karşılayan bu mesleğin yeni nesiller tarafından da bilinmesini isterim. Belki gençlerimiz keçi kılından iplik hazırlanışını, eski tezgâhlarda dokumanın nasıl yapıldığını ilk kez duyacak. Ama bilmeliler ki Taraklı’nın geçmişinde böyle emek dolu meslekler de vardı.
Hayati Amca’nın hayatına yarım asırlık mesleği boyunca kim bilir ne anılar sığdı? Keşke hepsini dinleyebilsek, hepsini yazabilsek…
O anlattı, biz dinledik. Zaman zaman eski günlere gittik, zaman zaman da bugünle geçmişi karşılaştırdık. Sohbetin sonunda içimden geçen şuydu: İyi ki bu sohbeti yapmışız, iyi ki Hayati Amca’nın hatıralarını dinleme fırsatı bulmuşuz.
Dıngıldak Masa’da bizlerle birlikte olan, bu güzel sohbete eşlik eden kıymetli büyüğüm M. Nuri Şahin Bey’e de teşekkür ediyorum. Hayati Yılmaz Amca’ya ise geçmişin kapılarını bizlere açtığı, mesleğinin inceliklerini ve hatıralarını içtenlikle paylaştığı için gönülden teşekkür ediyorum.
Sağlıkla, huzurla nice yıllar yaşasın Hayati Amca.
